.:

31 Temmuz 2018 Salı

The Zookeeper's Wife-Umut Bahçesi


Sanırım Almanya'nın daha doğrusu Hitler'in neden olduğu kıyım filmlerde en çok işlenen konulardan biri. O dönemin tanıklıkları, yaşanmış olayları hala yoğun olarak yazılıyor ya da fime alınıyor. Öyle hikayeler yaşanmış ki bu konuda seyrettiğim bazı filmler beni aşırı etkilemiştir. Melesa Çizgili Pijamalı Çocuk.

Umut Bahçesi'de Polonya'da geçiyor. Antonina Żabiński ve eşi Dr. Jan Żabiński Varşova Hayvanat Bahçesi'ni yönetmektedirler. 1939 yılında Polonya'yı nazilerin işgal etmesiyle sakn düzenleri bozulur. Savaş alanına dönen ülkede hayvanat bahçesinin raporu da artık Hitler'in görevlendirdiği yeni atanan zoolog Lutz Heck'e verilecektir.


Özellikle Jan bu durumu hazmedemez ve direniş gruplarına katılır. Olabildiğince çok Yahudiyi hayvanat bahçesinde saklamaya başlarlar. Sürekli Alman askerlerinin bulunduğu bir yerde bunu yapmak tabiki o kadar da kolay değil...


Konu bildik ama bu konuyla ilgili seyrettiğim pek çok filme göre daha vasat buldum ben. Vurucu ve akılda kalıcı değildi. Film gerçek bir öyküden alınmış. Ama dönemi düşündüğünüzde burada her şey o kadar olumlu ve iyi gidiyor ki insan merak etmeden duramıyor.

Antonina, kayıp kocasını bulmak için şehre gidiyor ve konuşmanın gidişi sonucu hayvanat bahçesine baskın düzenleneceğini anlıyor. Her nasılsa motorlu Nazi birliklerinden önce koşarak bahçeye ulaşıyor. Bununla da kalmayıp oradaki insanları kamyona yükleyip kaçırmayı başarıyor. Kamyon çıkarken giren Naziler arabayı durdurma gereği bile duymuyor (baskına geldiler)

Filmin sonunda çalışanlar dahil herkes yeniden hayvanat bahçesinde buluşuyor. Kimseye bir şey olmamış.
 

Bu linkte de ilginç bilgiler var mesela.

27 Temmuz 2018 Cuma

Günün fotoları yine suyun altından gelsin


Bu çöp konteynırına Marmaris İçmeler denen yerde denk geldik. 2 tane vardı hatta. Bol bol da şişe. Amaç neydi bunu atmakta bilemiyeceğim. İşin ilginç yanı, konteynırın bulunduğu yerden kafanızı kaldırdığınızda hep dağlık bir alan. Yani bir yerleşim de yok ki oraya konsun...

 Yine balıklar...



 Devrim'in paletleri suda çok hoş bir renk armonisi oluşturuyordu yüzerken. İstediğim kareyi çekemedim ama.


26 Temmuz 2018 Perşembe

Social Animals


Limonata Tadında Film Maratonu'nu için seyrettiğim bir başka film de Social Animals oldu. İsminden mi afişinden mi bilmiyorum çok seveceğimi düşünmüştüm. Ama hayal kırıklığı oldu benim için.

Konu biraz klasik aslında. Kendi ayakları üstünde tutunmaya çalışan bir genç kız ve evli bir adam. Zoe uzun süreli ilişkilerden kaçınan, her birlikte olduğu erkeği fotoğraflayıp koleksiyon yapan bir tip. Paul ise karısı tarafından sürekli reddedilen, çocuklarına aşırı bağlı bir baba. Bir şekilde ikisinin yolları kesişiyor.


Film bu modda ilerliyor işte. Bir de çocuklarla seyretmek riski. İçinde cinsellik içeren sahneler var. Ki bence çok da gerekli değil bu sahneler..


25 Temmuz 2018 Çarşamba

Marmaris gezisi-Yalancı Boğaz


Bu yıl Marmaris'e giderken amacım bol bol fotoğraf çekmekti. Mümkün olduğuncabunu gerçekleştirdim. Hoş içimde kalanlar olmadı değil. Mesela Amos'ta gece çekimi gibi. Olamadı malesef. Yüzmediğimiz, kum-toprak içinde olmadığımız her an taşıdım makinamı yanımda..

 (Yukarısı Yalancı Boğaz denilen yer. Karşısı Cennet Adası. Karadan geçiş var ama yüzmek için inemiyorsunuz. Ancak teknelerle)

Cumadan iş çıkışı yola çıkmıştık. Malesef Buca Gölet'te meydana gelen orman yangını yüzünden İzmir'den 2 saatte çıkamadık. Yine gitti onca yeşil. Üstelik (muhtemelen imar barışının getirisi) bir inşaat yapımı yüzünden. Tatilin ilk günü yani cumartesi yine bir tatsızlık, Devrim'in iş yerinde sorun çıkmış. Öğleye kadar bilgisayar başında bilgisayar tamir etti!!! Gün büyük oranda bitince ben fotoğraf çekmeye gidelim dedim. Yakındaki Yalancı Boğaz tarafına gittik. Misafir olduğumuz kişi de fotoğrafla ilgileniyor. Devrim de 550d ile çalıştı.

 Yeni oyuncağım ile denemeler yaptık bol bol...





Bu da Cennet Adası'ndan karşı kıyının fotoğrafı. Nimera Mağarası var burada. Biz geçen yıl gezmiştik. Bu yıl da isterdim am vakit kalmadı.


 Ve gün batımı. Her daim keyifli bir manzara.


24 Temmuz 2018 Salı

Güzel yaşların olsun oğlum...


Hayatıma anlam kadan günlerin ilki sanırım 24 Temmuz. Ada ile tanıştım o gün. Pek çok kişinin aksine ben öyle doğum sonrası büyük bir aşk yaşamadım. İlk hissettiğim sorumluluktu. Aşk ardından tanıştıkça geldi...

Çok rahat bir hamilelik, rahat bir doğum ve gayet rahat sonrası...Hoş Ada çok ağlayan (hatta hala söylenir uzun süreli ağlamaları. Ben unuttum ama) bir çocuktu ya gece uykuları pek güzeldi. Erken abi olması, hep büyüme hevesi hala zorluyor Ada'yı. Malesef hep kendini kanıtlama modunda. Hiç rahat olamıyor. Oysa kendi kendine o denli güzel bir insan ki...

Dallanıp budaklandım mı ne? Hal ve gidişten anlaşılacağı üzere bugün Ada'nın doğum günü. 16 yaşımız bitti artık. Resmen koca bir delikanlı artık. Tee hamilelikten başlayarak " hamilelik ve bebeklikten korkmadığımı, asıl ergenliğinin düşündürdüğünü" dile getirmişimdir. Gerçekten de öyle. Küçükken elimizin altındalar. Hötleyiveriyorduk tamam. Ya şimdi? 2 yıldır liseli Ada. Liseyle birlikte tüm gün bizden kopuşlar başladı. Sürekli sessizdeki telefondan ulaşamamalar da...Tabiki arkadaşlarla planlar kurmalar, hatta bilgi vermeden gezmeler...

Öyle bir ikilem ki. Bir tarafta büyüyen bir genç, kendini kanıtlama çabası. Bir tarafta endişeler. Acaba arkadaşları nasıl insanlar? Anne baba olarak çok dikkatli olmamız gereken zamanlar. Biz nasıl büyüdük bilmiyorum ya. Şimdilerde karşı çıksan yapacaklarına ters teper mi korkusu var. Zor yıllar bunlar.

Büyümese de şu siyah beyaz fotoğraftaki haliyle kalsa ne iyi olurdu...

23 Temmuz 2018 Pazartesi

I Am Not A Witch






Cehalet, dini korkular, cinler, periler, cadılar.....her toplumun başına bela. Filmde Zambiya'da kimsesiz bir kız çocuğunun cadılıkla suçlanması konu ediliyor. Kızın yanından geçerken bir kadının taşıdığı suyu düşürmesi kadar basit bir şey bile cadı olarak suçlanmak için yeterli malesef...


Filmde, turist grubu bir yerde oturmuş, sırtlmarında beyaz kurdeleler bağlı, yüzleri beyaza boyalı kadınları izliyor, fotoğraflarını çekiyor. Güya bunlar eğitimli, kültürlü insanlar. Ve neden bu kişilerin burada oturduğunu sorgulamadan bir çit ardındaki kadınları fotoğraflamayı seyrediyorlar sadece. Bu bile çok şey anlaktıyor aslında.



Film Runagono Nyoni'nin ilk yönetmenlik deneyimiymiş.İlk film için cidden çok başarılı bence. Küçük oyunca Maggie Mulubwa'nın hakkını da yememek lazım tabiki. Çok iyi bir performans sergilemiş...

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Tatil bitti.....


Benim iskeletor oğlanlar. Devrim de ben de zayıf değiliz. Bizi ailecek görenler bunlara yedirmeyip her şeyi kendimiz tüketiyoruz sanacak:)))


Bir tatil daha bitti. Tatilin kötüsü olur mu? Olmaz sanırım. Biz bol bol yüzdük, yeni yerler keşfettik, epey yol katettik. Bol bol fotoğraflar çektik. Dün akşamdan beri evde bir faaliyet. Haliyle çamaşırlar, tozdan berbat olmuş evi temizleme (camlar kum dökmüş gibi) Devrim baba reçel kaynatıyor şimdi bahçede. Ben fotoğraflarımı bilgisayara aktaracağım diye kaçtım:)))
Yarın da işin tarla kısmı var. Bu sıcakta sulama fena koyacak bize...


Bir kaç su altı karesi ile fotoğraf olayına giriş yapayım dedim. Daha neler çekmişim bakamadım bile. Ama umarım iyi kareler çıkartmışımdır. Fotoğraf anlamında şanssızdık. Knidos'ta fırtına vardı resmen. Çekim zor oldu. Amos'da yıldız pozlayacaktım ama yine aşırı rüzgar. Tripot kurmak mümkün değil. Deniz nedense hep soğuktu bu yıl.



Neyse şimdilik balıklarla baş başa bırakayım sizi. Her ne kadar bizim makinanın performansı nedeniyle çok net olmasa da ne kadar çok oldukları ortada. Suyun altı tam bir görsel şölen. Atın beni denizlere, bırakıp gidin diyesim geliyor her girişimde.

19 Temmuz 2018 Perşembe

The Commune


The Commune, komün hayatı yaşamak...benem baştan reddedeceğim bir durum olurdu sanırım. Film 1970'lerde Danimarka'da geçiyor. Erik'e ailesinden büyük bir ev kalıyor. Eşi ve kızı bu evde yaşamak isterken Erik masrafları bahane ederek satılmasını istiyor. Sonuçta ortak arkadaşlarını arayarak komün hayatı yaşamaya karar veriyorlar.

Hep birlikte yene akşam yemekleri, sorumlulukların ve masrafın paylaşılması. Birinin yaşadığı sıkıntının yemek masasında tartışılması.


Bir yerde özel hayat diye bir şey kalmıyor. Bana oldukça ters bir durum. Neyse...zaman içinde Erik bir öğrencisiyle ilişki yaşamaya başlıyor ve ortaya çıkıyor. Eşi Anna onu da eve getirmesini teklif ediyor. Bu konu da masaya yatırılıyor ve o birliği ile yen kızın gelmesine karşı çıkılıyor. Ancak Erik, evin kendinin olduğunu hepsinin gitmesi gerektiğini söyleyerek komüne bir darbe indiriyor. Kız geliyor ama sonradan eş de tırlatıyor azıcık...


Garip bana göre olmazla dolu bir filmdi Komün. İnsanı düşündüren bir film. Seyredilmeli kesinlikle.

15 Temmuz 2018 Pazar

Madame


konusu;
Paris’te bir malikaneye taşınan Bob ve Anne, sosyeteden dostlarını akşam yemeğine davet eder. Çift 12 kişilik bir davetli listesi oluşturmuştur fakat son dakika eklenen bir konuk sayının 13’e çıkmasına neden olur. Bu durum uğursuzluk getirecek diye ev sahibini oldukça rahatsız eder. Sayıyı değiştirmeye karar veren ev sahibi, hizmetçisi Maria’nın da yemeğe katılmasını sağlayarak sayıyı 14’e çıkarır. Ancak önemli bir şartı vardır; Maria’nın yemek boyunca aristokrat bir zengin gibi davranması gerekmektedir. Yemek boyunca rol yapan Maria, sanat uzmanı olan konuk David ile yakınlaşınca olaylar farklı şekilde gelişmeye başlar.


Komik, eğlenceli, düşündürücü, hüzünlü bir film Madame. Madam yani Anne, sosyate olayına fazlasıyla önem veren bir kadın. Hizmetçisinin kendi camiasından bir erkekle ilişkiye girmesi onun için kesinlikle kabul edilemez.  Hele ki beğenilen bir kadın olması...

Bu nedenle bu ilişkiyi bozmak için çeşiktli yollar dener. Hatta Maria'yı eğitim masraflarını ödediği kızı ile tehdit eder.


Aslında Maria'nın düşmanı Anne gibi ama bence asıl düşman oğul rolündeki kişi. Çünkü Maria'nın saray ailesine mensup olduğunu söyleyerek sanat uzmanının ona yaklaşmasına neden olan kişi. Ve bunu sadece romanına konu bulmak için yapıyor. Böyle sevimli bir komedinin hüzünlü yanı yani...

13 Temmuz 2018 Cuma

Mola zamanı


Bir mola verme zamanı gelmiş. Devrim izin almış bir hafta Marmaris tarafına gideceğiz. Kuzeni orada noter olduğu için bize 3 yıldır yeni bir tatil rotası oldu. Yine Amos'a gideceğim inşallah. Hatta bu kez orada yıldız pozlama niyetim var. Bakalım kısmet diyelim...neden bilmem cidden çok istediğim şeylere hiç ulaşamam ben. Hep bir aksilik çıkar.


Bunlar geçen yıldan. Bu yıl ne tür karelerle döneceğimi bilmiyorum.



11 Temmuz 2018 Çarşamba

Dalida


Dalida, son zamanlarda izlemekten büyük keyif aldığım filmlerden biri oldu. Aslında içinde güzel müzik olan filmleri genelde severim ya.

Film, Kahire'de doğan, Fransızca, İspanyolca, Arapça, İbranice, Almanca ve İtalyanca şarkıları olan müzik ikonu Dalida'nın gerçek öyküsüne dayanıyor. 55 altın plak sahibi Dalida'nın yaşamı, gel gitli aşk hayatı, müziği, sıkıntıları ve ölümü...



Dalida'nın şarkılarının bazıları Türkçeye'de çevrildi. Aslında o şarkılarla büyüdük bizler. Palavra Palavra mesela...ama asıl olarak o şarkıları dinlesem de söyleyeni merak etmediğim için hayıflandım açıkcası. Bu kadar üne ve başarıya karşın çok mutsuz bir kadınmış Dalida. Yönetmenle yapılan bir söyleşi çok güzel özetlemiş durumu aslına;

"Benim anlatmam gereken sadece bir kadının öyküsü değildi; aslında mutluğu hiç bulamamış bir kadının öyküsünü anlatmalıydım. Dalida’nın kendisinin de anısının da hakkını vermeliydim. İnsanların onun gerçekte kim olduğunu anlamalarını ve son umutsuz hareketini de affetmelerini istedim. Talihsizliğinin kurbanı olmuştu Dalida, Şöyle ki pek de modern olmayan zamanlarda yaşayan modern bir kadındı. Eğer dünyaya 25 yıl daha geç gelmiş olsaydı, evlenmese de bebeğini doğurabilir ya da sağlıksız koşullardaki kürtaj nedeniyle kısır kalmayabilirdi. Genç erkekleri seven bir kadın olabilir ve kimin ne diyeceği önemli olmayabilirdi. O zaman – belki – intihar edecek kadar çaresiz ve mutsuz olmazdı."


Film orjinalinde 3 saatmiş. Tamamını izlemek isterdim ben.


10 Temmuz 2018 Salı

Fıstık ezmeli kurabiye


Yaz tatili ve çocuklar evde. 2 delikanlının canı sürekl bir şeyler istiyor.  Bu ara bir de kahve olayına takıldılar. (Tabiki kahve miktarını çok az tutuyoruz) Yanına kurabiye pek hoşlarına gidiyor. Zaten anneleri de kurabiyeci olunca yapmak şart:))


 Geçen klasik un, kakaolu kurabiyeler yaparken yeni bir deneme de yaptım. Evde çiğ fıstık vardı, onu rondodan geçirip fıstık ezmesi denemiştim. Ama sürmelik olmamıştı, pütürlü bir kıvamı oldu. Bunu kullandım kurabiyede.
Yarım su bardağı sıvı yağ, kabartma tozu, göz kararı fıstık ezmesi, yarım çay bardağı şeker, aldığı kadar un. Kıtır kıtır gayet lezzetli bir kurbiye oldu.


8 Temmuz 2018 Pazar

Arif v216

 . Benim film zevkim evdekilere uymadığı için genelde tek başıma izlerim. "Limonata tadında film maratonu" için seyredeceklerimin bazılarını ise birlikte seyretmelik seçmiştim. Arif v216, ev halkıyla birlikte seyretmek için seçtiğim bir film.


Pek çok kişinin aksine ben bir Cem Yılmaz hayranı değilim. Hatta yıllar önce İstanbul'da canlı performansını izlemeye gitmiştik eşimle; O dahil neredeyse tüm salon adam çıkar çıkmak kahkahayla gülmeye başlamıştı. Kendimi uzaylı gibi hissettim ki gösteri boyunca da epey bir " bu adamlar neye gülüyor" moduldaydım...

Neyse film fena değildi diyerek asıl konuya gireyim. Çok az ömrü kalan ve insan olma hayali robot 216 dünyaya Arif'in yanına gelir. Ama mahalleli bir robotu istemez ve macera başlar. Zaman makinası ile yanlışlıkla geçmişe dönerler. 216'nın robot olduğunu anlayan bir işadamı onu çoğaltmak ister. Arif ise arkadaşını kurtarma derdindedir...


Filmdeki en sevdiğim sahne Sadri Alışık'ın oğlunun sünnet düğünü oldu. Salonda Ajda Pekkan'ından Filiz Akın'a Ayhan Işık'a kadar pek çok sanatçıyı görmek mümkün. Onun dışında klasik Cem Yılmaz filmi denebilir sanırım.