.:

30 Ekim 2018 Salı

Hoşgeldiniz


Yine son zamanlarda seyrettiğim ve beni etkileyen filmlerden biri oldu Welcome-Hoşgeldiniz.
Bilal, İngiltere'deki sevgilisine kavuşmak için Irak'tan yola çıkmış 17 yaşında bir genç. Fransaya kadar gelmiş ama bundan sonrasını bir türlü aşamıyor. Sonra kimsenin denemediği bir yola karar veriyor ve yüzme kursuna yazılıyor. Buradaki hocası ile arasındaki bağ, azmi, çok çalışması...amacına ne kadar yaklaştırabilir ki Bilal'i


Neresinden bakarsanız bakın acı bir film. Göçmenlik var en başta işin içinde. Ülkesindeki ekonomik krizden, savaştan kaçan insanlar. Kaçış yolculuğunun garantisi yok. Mesela tır içinde kaçarken özel aletlere takılmamak için boşlarına poşet geçiriyorlar. Bu bir nevi ölüm demek. Kız çocuklarının zorla evlendirilmesi var. İstemek-sevmek kız çocuğuna verilmiş bir hak değil.
Ön yargılar, baskı, dışlama, aşağılama...


Film aşkla süslenince belki pek çok kesime ulaşması daha bir mümkün olmuştur. Yani aşk öğesini daha bir ön plana oturtup göçmenlik ve düşmanlığı biraz es geçmişler filmde.
Ama genele bakınca göçmenlik konusu günümüzün en acı olaylarından biri. Biz de ülke olarak bu konuda berbat bir sınavdan geçiyoruz hatta.

26 Ekim 2018 Cuma

Sonbahar çiçekleri

 Meksika petunyası

Nasıl da soğudu hava birdenbire. dün resmen donduk. Bugün güneş var ama yine epey serin açıkcası. Soğuklar öncesi yağan yağmur ise bahçemi canlandırdı. Çiçeklerle renklenmeye başladık. Artık havalar iyice soğumadan açarlar biraz...




Kudret narı da hala meyve vermeyi sürdürüyor.

25 Ekim 2018 Perşembe

Kitap İçin


Okuma Şenliği Güz için okudum bu kitabı. Daha doğrusu tanımadığım bir yazarla Okuma Şenliği sayesinde tanışmış oldum.

Aslında finans sektörünün bir üyesiymiş Selçuk Altun. Ama kitabından anladığım kadarıyla tam bir kitap kurdu. Bu kitapta bir nevi bu tarafı öne çıkıyor. Cumhuriyet Kitap'ta, "Kitap İçin" başlığıyla kırk hafta boyu yayımlanan yazıları toplanmış. Okudu kitaplardan alıntılar, hayattan anektodlar, yazarlar hakkında bilgiler, anılar, aforizmalar var kitapta.

Ben kitabı okurken minik bir defter alıp bir dünya yazar ismi not ettim mesela. Hiç duymadığım yazarlar. Kütüphaneden aldığım için sürekli okuyarak hemen bitirdim ama insanın kütüphanede bulundurabileceği bir kitap diyorum..

..........................................
*Çalışmak gerçekten o kadar iyi birşey olsaydı, zenginler onun da çoğunu kendilerine ayırırdı. Bruce Grocott

* Ölüm Döşeğinde Voltaire'den Şeytan'ı lanetlemesi istenince " Yeni düşmanlar edinme zamanı değildir" der.

* Niteliksiz kitap okuyanın o kitapları okumayanlarakarşı bir üstünlüğü yoktur. Mark Twain

*Kitapları bir yazarın çocuklarıysa, paragrafları torunları mıdır?

Ve benzeri 1000 madde.....

23 Ekim 2018 Salı

Germiyan Köyü


Geçen haftaki gezi rotamız Çeşme tarafında 2 köy oldu. Birincisi Germiyan Köyü. Daha önce resimlerini görmüştüm ama gitmemiştik hiç. Aslında sık sık Urla'dayız. Oraya o kadar da yakınmış ki...

Köy, Çeşme’de bulunan tek Türkmen Köyü imiş. Aynı zamanda Türkiye’de Slow Food (Yavaş Gıda) hareketine katılan ilk köy. Köyün sokaklarında pek çok evin önünde; tarhana, zeytunyağı, reçeller, badem, nohut gibi gıda satışı görmek mümkün. Aynı zamanda çoğu teras da kafe haline gelmiş.


 Köyün sokakları rengarenk. Sadece duvar resimleri ile değil canlı çiçeklerlede bezeli. Evler hep beyaz. İnsanlar sizinle sohbet ediyor. Ben bile fotoğraf çektirdim buralarda o derece güzel yani..



Mutlaka denk gelmişsinizdir. Köy aıdını en çok duvarlara resimleri yapan Nuran Erden ile duyurdu aslında. Burası da Nuran hanımın evi. Malesef o gün evde değildi tanışamadık. Çeşme'de pazara gitmiş.


Yine bir başka güzellik. Dilek hanım ve ailesi bu evde yaşıyorlar. Otantik ev olarak aratırsanız googlada çok sayıda bilgi de geliyor zaten. Terası aynı zamanda kafe. Evin içini gezmemize izin verdiler. Ailelerinden kalan değerli eşyalarla dolu. O kadar güzeldi ki. Aşağıdaki odaya bakar mısınız. Ne kadar da güzel.


Evin dıştan görünüşü de böyle. (Bulutları ben ekledim. Malesef hava yağmurlu ve bembeyaz bir gökyüzü vardı)

Bir teyze balık pişiriyordu, kapısı açıktı. Kapı önü kedi doluydu.

19 Ekim 2018 Cuma

Bulutlar


Asıl marifet buluttaydı ama herkes yağmura şir yazdı.
Cahit Zarifoğlu



Cuma gününün kareleri bulutlar olsun bu kez. Tarla bu anlamda benim mekanım. Bazen öyle bir görsel şölen oluyor ki. Fotoğraf karelerinin anlatması mümkün değil. 



18 Ekim 2018 Perşembe

Babamın Kitabı


Bu aralar en düzenli yaptığım şey sanırım kitap okumak. Düzenli olduğu kadar tabiki de severek. Başka şeyleri askıya alsam günlük kitap okuma satlerimi aksatmamaya çalışıyorum. Ah bir de mide bulantıları olmasa da yollarda rahatça okuyabilsem. Mesela tarla yolu 1 saat ben az okusam midem allak bullak oluyor. Koca kadın oldum geçmedi bu durum malesef...

Neysem. Gelelim sıcağı sıcağına bitirdiğim ve sevdiğim Babamın kitabı'na. Kitapta, oğlunun dilinden baba ve hayatı anlatılıyor.

Kitaptaki baba-Karl; edebiyata ve müziğe tutkun biri. Sevdiği yazarların kitaplarını çeviriyor, dostlarıyla içiyor, eğleniyor, geziyor...bir dönem girdiği komünist partide de çalışmalar yapan idealist biri. Ama arkadaşlarının mecliste yer bulduktan sonra ideallerin nasıl unutulduğunu görüp hayal kırıklığına uğruyor.

Zaman içinde yedirip içirdiği pek çok arkadaşı bir yerlere gelirken Karl daha da kötü şartlarda yaşamını sürdürüyor.

Dili biraz insanı şaşırtsa da ( çok gel gitler, zaman atlamaları var) ben genel olarak severek okudum kitabı.


"Benim babam komünistti. Hep komünist olmamıştı tabii; öldüğünde artık komünist değildi zaten.

On ikinci doğum gününde, onun deyişiyle artık erkek olduğu gün, Karla, bu komünist babaya, bomboş sayfalardan ibaret, ciltli bir kitap verilir. Bu, Beyaz Kitaptır. Karl yaşadıklarını günbegün aktararak bu bomboş sayfaları dolduracak, hayatının kitabını kendi yazacaktır"

17 Ekim 2018 Çarşamba

Karavan- Leisure Seeker


Sıcacık bir film Karavan. Epeydir aklımdaydı izlemek ama "acaba sıkıcı mıdır? gereksiz sevgi yumağı olma durumlarıyla mı doludur" diye yanaşmamıştım. Geçenlerde izledim. İyiki de izlemişim.


Bir kere oyuncular çok güçlü. oskar ödüllü Helen Mirren ve 2  Altın Küre ödüllü Donald Sutherland.
Filmde; alzheimer hastası John ve ileri derecede kanser olan Ella'nın kaçış hikayesini izliyoruz bir yerde. Çünkü çocukları Ella'yı tedavi için hastaneye yatırmayı planlıyor. John'da büyük ihtimalle bir bakım evine gidecek. Son bir tatil diyerek emektar karavanları ile kimseye haber vermeden yola çıkıyorlar.


Ella eşinin yeri geldiğinde aklıoluyor, yeri geldiğinde annesi gibi ilgileniyor. Sadece bir aşk değil yani anlatılan. Alzheimer hastası ile yaşamanın zorluklarıda öyle güzel aktarılmış ki. Hele eşinin yıllar önce komşusuyla birlikte olduğu sahne çok komikti. Hayattan, içten, tanıdık sahneler var. Bence izlenmeli...

12 Ekim 2018 Cuma

Gecelere akalım o zaman


Daha önce çektiğim samanyolu karalerini hala tam işlemedim. Ara ara elden geçiriyorum. İşte onlardan bazıları bu günün kareleri olsun. Bu yıl çok da yıldız pozlama yapamadım ama yaptıklarım beni fazlasıyla tatmin etti.




10 Ekim 2018 Çarşamba

Bu kez Deniz yaptı


Bugün Deniz'in babasıyla birlikte yaptığı bir şarz cihazı var blogda. Prizli bir ortamdan uzaklaştınızmı en büyük sorun şarz sanırım. Artık cepler hep akıllı ve pilleri bitiveriyor. Tarlada ya da deniz kıyısında biz en çok bunu yaşıyor(duk)uz  mesela. Aslında tarlada 2 büyük güneş paneli ile geçen yıldan beri elektriği bir nebze de olsun sağlayabiliyoruz ama Deniz'in aklına böyle birşey yapmak düşmüş.


Küçük panelleri parke parçasına yapıştırıp, arkalarına da kablo ile böyle bir alet yapmışlar. Kaba maba ama çok işe yarıyor. Kısa sürede telefonları dolduruyor. Şu kablo dağınıklığına bir çözüm buldular mı tamam. En güzeli de Deniz'in bu tür bir ilgi alanı olması, uğraşması...


Bu arada güneş paneli ile çalışan şarz aleti olduğunu biliyorum. Bizde de var. Ama o pek işe yaramıyor.

8 Ekim 2018 Pazartesi

Amos


Amos...benim büyük aşkım. Burayı ilk kez 2016 ylında yaptığımız tekne turunda görmüştüm. O zaman karaya çıkmadık ama dip güzelliği beni mestetmişti. Bir yıl sonra yine Marmaris'e gittiimizde bu kez tekne buraya yanaşmayınca karadan gidiş var mı onu öğrenmiştim. Kendimiz gittik ve ben resmen Amos'a aşık oldum. Ama iddialara göre kendisi bir tanrıça:(((

Antik kenti nasıl güzel bir konuma yapmışlar. Bir tarafı Amos koyu, bir tarafı Kumlubük. Uca kadar yürürseniz alabildiğine muhteşem bir manzara...


Amos antik kentine vardığınızda biraz yürüyün sizi ilk karedeki manzara bekliyor. Biz marketten aldığımız nevalelerli bu manzara eşliğinde yedik mesela.
Sonra merdivenlerle daha da tepeye tırmanılıyor. Burada bir tiyatro var ki manzara aşağıda. Burada manzara mı izlenir yoksa oyun mu orasını bilemiyorum işte.


Bir burna kurulmuş kent aslında. Önceleri kazı yapılmış ama nedense durdurulmuş. Girişte ücret olayı yok. Arabayı küçük bir sokuntuya park edip dolaşıyorsunuz. Kazılarda ortaya çıkarılan, milattan önce 2. yüzyıla ait kira sözleşmeleri, Amos’un 2 bin 200 yıllık bir geçmişi olduğunu göstermiş.
 

İlginç kareler çekelim diye biraz oyalandık bol bol eğlendik burada bu yıl. Aslında ben gece yıldız pozlama da istiyordum ama olamadı. Aşırı rüzgar vardı.Tripot mümkün değil durmaz.



 Yukarısı Kumlubük.

Aşağısı Amos plajı


Bu arada plaja antik kentten önce bir site içinden gidiliyor. Zaten fotoğraftada görülüyor ya evler. Böyle bir güzelliği bir şekilde parsellemişler işte.

 Burun kısmı böyle. Aradaki boşluk fazlaydı vakit de kısıtlı olunca o en uca gidememiş oldum.


5 Ekim 2018 Cuma

Uzun pozlamalar

Urla'da yürüyüş yaparken aklıma düştü bu kareyi çekmek. Tripotum yoktu. Makinayı taşa koyup çekmiştim. 

Fotoğrafçılıkta böcüler kadar sevdiğim bir alanda uzun pozlamalar. Suyun tül gib hali beni cidden cezbeder. Bir yıldız pozlamak bir de buun için almıştım tripotumu zaten. Uzun pozlamada enstantaneyi-zamanı biraz uzun tutuyorsunuz. Yani 10sn, 13sn, 30sn gibi zamanlarda çekiyorsunuz kareyi. Bu kadar uzun zaman süren çekimlerde makina ya da el illa titreyeceği için de tripot kullanmak gerekli. Çünkü karedeki diğer unsurlar net olmalı.

Öyleyse bugün çeşitli zamanlarda çektiğim kareler gelsin sayfama.

 Sahilevleri

 Demircili, gün batımı

Demircili

2 Ekim 2018 Salı

Elma reçeli


Benim gibi 3 tane tatlı canavarı olan bir evde yaşıyorsanız her meyveye reçel gözüyle bakarsınız. Tatil dönemi sabah reçeli, öğle araöğünü ve akşam yemeği sonrası tatlısı olmak üzere sürekli tatlı tüketesi var benimkilerin.

Bu yıl geçen yıllara göre reçel çeşitliliği az oldu. Mesela mürdüm eriğinden yapamadım. Pazara çok az geldi nedense. Şeftali zamanı da başka işler vardı. Geçen hafta oldukça uygun fiyat elma bulunca epey aldım. Amacım sirke yapmaktı. Baktım çok hala kalanıyla da reçel yapayım dedim.


 Tamamen doğaçlama; önce elmaları yıkadım, kabuklarını soydum (o kabuklar da ayrı kavanozda sirke oluyorlar) akşamdan üzerine şeker koyup bıraktım. Sabah içine bir de dal tarçın ekledim. Kendi suyunda pişti. Evdekiler sevdiler. Hoş bir aroması olmuş reçelin. Belli bir kiloda almadığım için miktar veremiyorum.