.:

31 Mayıs 2020 Pazar

Okuma Şenliği Bahar-final-

Okuma Şenliği Bahar bitti.Her ne kadar yaz kendini zamansız gösterip geri kaçsa da Yaz kitap şenliği ise 1 haziran itibari ile başlıyor. İlgilenenler Nilgün'ün bloğunu ziyaret edebilir.

Benim bahar okumalarıma gelince
.............................................................


2.Kategori (10 puan): Kapağında/adında/konusunda Kadın olan bir kitap. Kadınlara Mahsus/ Marilyn French/ e yayınları/ 629 sayfa

3.Kategori (10 puan): Charlotte Bronte veya Selma Lagerlöf'den bir kitap. Profesör/ Charlotte Bronte/ İş Bankası Yayınları/ 315 sayfa

4.Kategori (10 puan): Adı yada konusu Çocuklarla ilgili olan bir kitap.
Çocuklar İnsandır/ Yaşar Kemal/ YKY/332 sayfa


5.Kategori (10 puan): Tiyatro türünde bir kitap. 
 Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım/ Haldun Taner/ Bilgi Yayınevi/124 sayfa 

6.Kategori (10 puan): Türk / Dünya Klasiklerinden bir kitap.
Çakırcalı Efe/ Yaşar Kemal/ Adam yayınları/175 sayfa


10.Kategori (10 puan): Polisiye türünde bir kitap.
Buz Prenses/  Camilla Läckberg/ Doğan Kitap/399 sayfa

11.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kapağındaki baskın rengi Pembe olan iki kitap.
Filler Sultanı/Yaşar Kemal/ YKY/ 208 sayfa


13.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Bir İrlandalı ve bir Fransız yazar tarafından yazılmış birer kitap. 
Yalnız Kadınlar Sokağı/  Maeve Binchy/Doğan kitap/ 494 sayfa Bir Gençlik/  Patrick Modiano/ Can yayınları/159 sayfa




14.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Baş harfleri Alfabeye göre sıralanan 4 kitap. Kızıl Tilki Klanı/ John Flanagal/ beyaz Balina Yayınları/ 376 sayfa Limon Yapraklarının Kokusu/ Clara Sanchez/ Pegasus/414 sayfa Mutlu Beyin/ Bahri Karaçay/ Tübitak yayınları/201 sayfa Nar Ağacının Gölgesi/ Tarık Ali/ Everest/273 sayfa

15.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Kendizin belirleyeceği bir temaya uygun dört kitap. Kadın yazarlardan kitaplar  Süleyman'ın Şarkısı/ Toni Morrison/Simavi yayınları/318 sayfa  Parker Pyne İz Üzerinde/ Agatha Christe/ Altın Kitaplar/224 sayfa Şehrin Aynaları/ Elif Şafak/ Doğan Kitap/ 296 sayfa Kırmızı Pelerinli Kent/ Aslı Erdoğan/Kültür yayınları/168 sayfa


17 kitap, 5105 sayfa bitirmişim. Eh fena sayılmaz.... 
170+100+51 eşittir 321

29 Mayıs 2020 Cuma

Çocuklar İnsandır


Yaşar Kemal’in “Çok iyi bir roman yazsaydım bu kadar sevmezdim” dediği kitap Çocuklar İnsandır. Kitabın konusu aslında, 1975 yılında Cumhuriyet gazetesinde Ara Güler'in fotoğrafları ve Turhan Selçuk'un çizimleriyle yayımlanan bir röportaj dizisi.

Yaşar Kemal, 1975 yılında sokakları dolaşarak çocuklarla bir çok röportaj yapmış. Kimiyle dost olup defalarca buluşmuş hatta. O konuşmalar Cumhuriyet gazatesinde yayımlandıktan sonra 1978 yılında Allahın Askerleri adıyla kitaplaştırılmış.

Çocuklar İnsandır, açlık, yoksulluk çeken, tacize uğrayan, istenmeyen, itilen çocukların hikayesi.



Kitap arkasından....

İnsan, evrende gövdesi kadar değil gönlü kadar yer kaplar
 
Kemal’in, 1970’lerde sokak çocuklarıyla yaptığı röportajların bir araya getirildiği bu kitap, röportajın ne kadar çarpıcı bir edebi tür olduğunu göstermesi bakımından önemli bir örnekti... Kundura boyacılarının, yankesicilerin, hırsızların, katillerin, kaçakçıların, surların dibinde çamur içinde yaşayanların, kendi gölgesinden bile korkanların ve gözüpeklerin; müthiş bir yoksulluğun, itilmişliğin, ötelenmişliğin ayna gibi parladığı hazin ve sarsıcı bir kitaptı bu. Florya’dan Balat’a, Sirkeci’den Dolapdere’ye uzanan bir başka İstanbul sureti. Zilo’su, Selim’i, Muhterem Yoğuntaş’ı ve daha nicesiyle, Yaşar Kemal’in kaleminden unutulmamaya mühürlenen hayatlar...

Peki, bir balık tutmak için bin balığı öldüren, küçücük bir toprak parçası için koskoca ormanı yakmaktan çekinmeyen bir toplumda bu  hikâyelerin ne önemi olacaktı? Kemal Özer’in kendisiyle yaptığı bir röportajda belirttiği gibi, Yaşar Kemal bu toplumda bile bu çocukların kurtarılabileceğine inanır. Kendilerini bir “devrim”in kurtaracağına inanan, “devrim”in “çocuk ve büyük eşitliği” olduğunu düşünen bütün bu çocuklar, ustanın deyişiyle “en az bizim kadar ciddi adamlardır”.

Kemal Özer’in 1975 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde Yaşar Kemal’le yaptığı röportajda Yaşar  Kemal, yaşadığı bir olayı şöyle anlatır: “Bir akşam Menekşeden yukarı çıkıyorum. Menekşe, benim evin orda gecekondu mahallesi. Bir çocuk geliyor karşıdan, beş yaşlarında. Birdenbire yanıma geldi. ‘Kaç Yaşar amca’ dedi.‘Niye kaçayım?’ dedim. ‘Kaç karanlık kavuşuyor’ dedi. Çocuk, daha çok, düşte yaşıyor. Deneyleri az olduğu için, bozulmamış olduğu için, özlemlerini gerçek haline, düş haline getiriyor. Ve ben öylesine sevinçliyim ki bu yazdıklarımdan, örneğin çok iyi bir roman yazsaydım bu kadar sevinmezdim. Çünkü burda verdiklerim, insanoğlunun gerçeğine bütün yaptıklarımdan daha yakın. Öyle geliyor bana.”

26 Mayıs 2020 Salı

Ortaya karışık....


Ortaya karışık bir yayın olsun bu kez. Diyorum ya iyice koptum bu aralar. Hafta sonları maaile tarladayız. Cumadan hazırlğı oluyor. Biraz orada biraz buradan gıda olayı. Pazartesi de yorgunluk atma, çamaşır yıkama...aslında 2 değil 3 gün gidiyoruz.Genelde bir gün de Urla'ya uğruyoruz. Kalıyor bana haftada 2 gün. Saahları çık yürüyüş yap, evde delikanlılar yemek, temizlik. Çekilen fotolarla ilgilen derken ne ara yeniden hafta sonu geldi anlamıyorum.


En gecikmiş bayram kutlaması için de özrümü dilemiş olayım. Bu haftada tarladaydık çünkü. Arefe ve bayramın birinci günü. Giderken buradaki karakon izin vermemişti, dönüşte neyse ki oradaki jandarma verdi. Urla'ya uğrayıp bayramlaştık oradan eve. Dün yine helak olmuş bedenleri dinlendime. bugün ben fotoğraflarla uğraşıyorum, Devrim bahçede dut pekmezi yapıyor. Neyse gidip yardım ederim şimdi.


2.5 aydır hala annemi görmedim. Bakalım yarın bir gitme olayına gireriz artık. Bayramlaşalım, görüşelim. Tabiki mesafeye dikkat ederek. Ne olur ne olmaz. Çok olmasa da dışarı çıkıyoruz, Devrim çalışıyor zaten.


Bunlar 2 haftadır tarlada çektiğim karahindiba fotoğrafları. Şöyle su serperek, üzerinde uğur böceği ile çok estetikler. Makro lens olsa çok çok daha iyileri olurdu ya.....

20 Mayıs 2020 Çarşamba

Cebimdeki Yabancı


Bakmayın bu aralar hep film paylaştığıma aslında oldukça yoğunum. Haftanın en az 2 günü tarlada geçiyor ki kendimize gelmemiz de bir o kadar. Hele bu hafta aşırı sıcak ve sinek vurdu geçti resmen bizi. Şort ve çorapla çalışan ben ikinci günün sonuda tuhaf amale yanığını görünce çöktüm resmen:::



Neyse ne zamandır aklımızda olan bir filmdi Cebimdeki Yabancı. Baba Devrimiyle birlikte seyrettik bu kez. Bir kere açılıştaki o yemek hazırlama, sofra insanı bitiriyor. Kesinlikle aç izlenmemel bu film.

Konusu ise pek hoş. Akıllı cep telefonları ve içindeki sırlar. Bir akşam yemeğinde buluşan 7 arkadaş oyun oynamaya karar veriyor. Herkes yamak boyunca gelen aramaları, mesajları diğerleri ile paylaşacak. Oyunu oynamak isteyenlerin bile beklemedikleri sırları bir bir ortaya dökülüyor dakikalar ilerledikçe...


İlginçti, güzeldi, keyifliydi. Ferzan Özpetek, Serra Yılmaz başta olmak üzere güçlü oyuncu kadrosuyla tam bir görsel şölendi bence.

Ama konu bize çok yabancı. Bizim evde öyle ki benim cep orta malıdır. Deniz yakın zamana kadar sürekli ondan satranç oynardı. Hatta kendi telefonu olduğu halde Devrim bile ondan oynar. Ben Devrim'in cebini alın wattsap mesajlarını karıştırırım. Hele bu dönemde alışkanlık oldu komik, ilginç şeyler atıyor arkadaşları. Bizde kimin eli kimin cebinde belli değil yani. 

13 Mayıs 2020 Çarşamba

Sinir Krizinin eşiğindeki Kadınlar


Biraz dolambaçlı yoldan buldum bu kez filmimi. Malum bu ara pek çok sitede film önerileri var. Evdeyiz ya. İşte onlardan birinde Penelope Cruz'un bir filmi ilgimi çekti. Hep izlediğim sitede filmi buldum. Sanatçının başka hangi filmleri var diye bakarken aynı yönetmenle birden çok çalıştığını gördm. Hadi yönetmeye bakayım dedim bu kez (aslında başka filmlerini de seyretmişim) Oradan bu filmi seçtim sonra.

Pedro Almodovar filmi Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar. Ben de sık sık oralara yaklaştığımdan mı ne pek ilgimi çekti ismi. Film 1988 yapımı, epey eski yani. Zaten kıyafetlere falan bakınca da bir nevi nostalji oluyor aslında.


Topu topu 2 günü yaşadığımız filmde, sevgilisi tarafından terkedilmiş  televizyon yapımlarında dublaj yapan Pepa Marcos'un hikayesini izliyoruz. Başta uyku ilaçları alan pepa, İvan'a ulaşamadıkça delilik dozunu azıcık arttırıyor. Bu deliliğe ilgili, ilgisiz başka kadınlar da katılınca ortaya eğlenceli bir seyirlik çıkıyor.



Filmde öyle kahkahalarla gülmüyorsunuz belki ama oldukça keyif veriyor. Sanırım pek çok kadın da birşeyler bulur bu filmde. İlla aldatılmak-terkedilmek gerekmiyor kadın öfkasi için. Valla ben (malesef) basit nedenlerle bile öfkelenme yeteneğine sahibim. Hele şu aralar azıcık menepoz belirtileri de gösteriyorum. Zaten yıllardır dönemsel öfkeler yaşamışken bir de bu...acıyorum bazen evin erkeklerine:(((

11 Mayıs 2020 Pazartesi

Yeni bir hafta, esneyen covid önlemleri....



Yine yeniden yeni bir haftaya başladık işte. Zaman inanılmaz hızlı akıyor. Hatta evlerimizde oturmuş karantinanın bitmesini beklerken bile. Hoş bu bizim için pek geçerli olmadı. Her yıl olduğundan daha çok tarlada zaman geçirdik. Sokağa çıkma yasağından beri gece kalmalı gidiyoruz tarlaya ki bu mevsim kalmayız normalde. Geceleri soğuk oluyor bir de öğrendik ki akşam 6'dan sonra fena halde sivri saldırısına maruz kalıyor insan...

Bir tek 4 gün sokağa çıkma yasağında gitmedik. Gözümüz yemedi onca akşam kalmayı. Biz de su sıkıntısı olduğundan pazar günleri gece 12'ye doğru çıkıp eve yol alıyoruz. Bu arada yolların ne denli kalabalık olduunu görmek şaşırtıcı. Otobanda bildiğiniz hafta sonu dönüş trafiği.

Sivrileri, soğuğu geçtim bizi en çok zorlayan net sıkıntısı. Çocuklara olsun dediler ya hafta sonları Ada'nın sınavı oluyor, Deniz'in dersleri. Ne iyi çekmiyor bazen.  Bir de bu hafta laptop güncelleme yapmış, kotam bittiği gibi bir de güzel bir fatura eklemişler...valla biz yine iyiyiz maddi olarak sıkıntı yaşayanlara milli eğitim çözüm bulmalı. Verilen 8gb sadece eba'da geçerli. Onun dışında pek çok yerden ders ve sınav olayı var.

Ve coronayı bitirdik gibi bir şey. Bu hafta avm'ler açılıyor, kuaför-berberler de. Bir taraftan hala belli yaş grupları evden çıkamıyor bir taraftan virüsün en çok bulaşıcı olduğu kapalı alanları açıyoruz. Hadi bakalım...

Zaten tatil yörelerinde evi olanlar gitti. Karışan karışıyor birbirine. Artık bu noktadan sonra kişisel önlemlerle korunacağız sanırım. Devrim'lerde de normal mesai başladı. Diğer kamu kurumları hala dönüşümlü çalışırken Dokuz Eylül anlamsızca tüm çalışanlarını çağırdı (ki belli birimlerde de virüslü kişi görüldü)

Tarladan gecenni bir yarısı yorgun dönmüş benden bugün de böyle olsun. Bu ara iki ileri bir geri hesabı 3 gün tarlada 4 gün evde, evde olan zamanlarda da günü kurtar, dinlen, çekilen fotoları elden geçir derken nette az dolaşabiliyorum. Haliyle bilgisayarın ben de kalış süresi de azaldı epey. Yukarıdaki bu haftadan bir kare. Çapa araları ( zavallı bileğimin izin verdiği oranda) yaptığım çekimlerden.


5 Mayıs 2020 Salı

The Simpsons Movie

The Simpsons Movie, Simpsonlar sanırım benim yaş grubumun gayet iyi bildiği bir animasyon. Bir dönem dizi halinde epey seyretmiştik. Bir de filmi var. 2007 yapımı ama bn seyretmemiştim. Bulduk. Bu ara sinemaya epey merak saran Deniz'le birlikte seyrettik. Bayıldı. Özellikle Homer-baba karakterini pek sevdi.

 Filmde bu kez baba Homer, sadece kendisinin değil tüm kasabanın başını belaya sokuyor. Kasabadaki nehrin sırınların üstünde kirlilik göstermesi üzerine kasaba kalın cam bir fanusun içine alınıyor. Ve tamamen kaderine terk ediliyor. Haliyle kasaba halkı Simpsonları dışlıyor. Bir biçimde fanusun dışına çıkıyorlar ve Alaska'da yeniden yaşantı kuruyorlar kendilerine. Ama kasabanın yok edileceği haberlerini duyunca geri dönüş kaçınılmaz oluyor.



Hep dram önerecek değilim ya. Güzel, keyifli, gülme garantili bir animasyon olsun bu kez dedim...


30 Nisan 2020 Perşembe

Bahçeden bahar kareleri


Ön balkonumda portakal ağacı var. Balkon hizasını geçiyor. Tam da şu dönem mis gibi kokuyor. Küçük de olsa bu tarafta limon ağacı da var. Bir de hanımeli. Mis gibi üçlü...


ıyyy'lık bir böcü olsa da yeşilin üstünde pek estetikti.

 Bu yılın ilk kırlangıçkuyruk cinsi kelebeğini gördüm. Aslında 2 yıldır denk gelmiyordum. Bir kuyruğu kopuktu ama.

 Arkadaki küçük leylak ağacım. Artık bu taraf tam bir bina çöplüğü oldu. En son dibimize yapılan bina imar alana kadar boş bıraktığı arka bahçeyi de kapattı üstüne de balkon çıkıp oraya duvar ördü. Bir de griye boyadı tam oldu...

Ve papatyalar onlarsız bahar olmaz sanırım...


27 Nisan 2020 Pazartesi

The Bang Bang Club



The Bang Bang Club, savaşa ve fotoğrafçılığa dair bir film. Bu ara ikinci savaş fotoğrafçılığı hakkında izlediğim film oldu. Bir tane daha buldum onu da en kısa sürede izleyeceğim.

The Bang Bang Club aslında kitapmış. Greg Marinovich ve Joao Silva tarafından kendilerigibi fotoğrafçı olan Ken Oosterbroek ve Kevin Carter'la birlikte 90'ların başında Güney Afrika'da çalıştıkları dönemi anlattıkları bir kitap yazmışlar. Film de o kitaptan sonra çekilmiş.



 Film üç fotoğrafçıya Greg Marinovich'in katılması ile başlıyor. Dörtlünün birliktelikleri ile Bang Bang Club oluşuyor. Sürekli çatışma, ölüm ve açlığın olduğu bir coğrafyada çalışıyorlar. Marinovich, aşağıdaki kare ile Plutzer ödülü almış. 




Dörtlüden Joao Silva, 2010'da afganistan'da bastığı bir mayın yüzünden iki bacağını kaybetmiş.


Filmin belki de en dikkat çekici karakterlerinden biri Kevin Carter da Plutzer ödüllü bir fotoğrafçı. Sudan'da, yerde sürünerek birleşmiş milletler'in gıda dağıtım yerine ulaşmaya çalışan bir çocuğun, arkasında ölmesini bekleyen akbaba ile birlikte çektiği resmi çoğumuz görmüştür sanırım. 1994 yılında bu kare ile pulitzer kazandı. Ancak sonrasında yapılan eleştiriler (çocuğa ne oldu sorusu) sonucu bunalıma girerek intihar etmiş.

 Ne diyebilirim ki güzel film. Acı, yokluk,, dram, kan hepsi var ama gerçek. Bizden çok çok uzak bir coğrafyada yaşananlar. İnsan düşünüyor işte. Aynı yuvarlağın içindesin ama bir o kadar uzaksın. Sadece kilometrelerle ifade edilen bir uzaklık değil kafa olarak. Görmeyeyim, okumayayım, seyretmeyeyim o halde açlık yok, savaş yok....

24 Nisan 2020 Cuma

Corona zamanı badana


Corona zamanı kocaları evde bulunca ne yapılır badana yaptırılır. Ne zamandır salonu kırık beyaza döndürme planlarım vardı. Benim her iş elinden gelir koca kişisinin en nefret ettiği ise badanadır. Badana deme canını al adamın o derece. Ama para verip yaptırmaz da. Bu hafta biraz uzunca evde kalacak olunca hadi dedi (biraz da benim çenemden kurtalmak için) başladık. Çarşamba salonu boyadık. Ben bir gün önceden iyice boşaldık iyi bir istifleme yaptığım için kolay oldu.  Ama büyük boy boya almış eee bitirilmeli. Çocukların odası da dedim. Demez olaydım.


Dün sabahtan önce Ada'nın odasını boşalttım ki nispeten kolay Üniversiteye hazırlık kitapları, yatak,bazanın için yığdım yatak odasına. Devrim orayı boyarken bu kez deniz'inkine giriştik. Deniz'le kütüphanenin tek kanadını boşalttık ve pes ettik. O kitaplar ıvır zıvır süsler. Aman allahım balkon falan doldu, daha 2 kısım daha var boşaltılacak. İnsan niye bu kadar kitap-ıvır zıvır alır ki bile dedim o derece bunaldım.


Neyse fotolar pek bir flu olmuş ya. Bazayı ortaya çekip güya üstlerine sınıf sınıf kitapları yerleştirip bir güzel sarmaladık. Badaha 6 gibi bitip de temizlik faslına geldiğinde kollarım falan bitmişti. Kütüphaneden indirdiğimiz kitapları sığdıramadık bu kez. Hani tamir edip de vida fazlası çıkartanlar gibi. Aman dedik bir noktada gittik film açıp seyrettik.


Bugün de üst kat (normalde kiracı olurdu. 1 yıldır yaşattıkları sıkıntılardan kiracı almıyoruz artık. Çocuklar kullanıyor şimdilik) boyanıyor. Sigara kokusu var oralarda diye Devrim temizlensin istedi. Azıcık izinli bilgisayara girdim ben de.