.:

19 Ekim 2018 Cuma

Bulutlar


Asıl marifet buluttaydı ama herkes yağmura şir yazdı.
Cahit Zarifoğlu



Cuma gününün kareleri bulutlar olsun bu kez. Tarla bu anlamda benim mekanım. Bazen öyle bir görsel şölen oluyor ki. Fotoğraf karelerinin anlatması mümkün değil. 



18 Ekim 2018 Perşembe

Babamın Kitabı


Bu aralar en düzenli yaptığım şey sanırım kitap okumak. Düzenli olduğu kadar tabiki de severek. Başka şeyleri askıya alsam günlük kitap okuma satlerimi aksatmamaya çalışıyorum. Ah bir de mide bulantıları olmasa da yollarda rahatça okuyabilsem. Mesela tarla yolu 1 saat ben az okusam midem allak bullak oluyor. Koca kadın oldum geçmedi bu durum malesef...

Neysem. Gelelim sıcağı sıcağına bitirdiğim ve sevdiğim Babamın kitabı'na. Kitapta, oğlunun dilinden baba ve hayatı anlatılıyor.

Kitaptaki baba-Karl; edebiyata ve müziğe tutkun biri. Sevdiği yazarların kitaplarını çeviriyor, dostlarıyla içiyor, eğleniyor, geziyor...bir dönem girdiği komünist partide de çalışmalar yapan idealist biri. Ama arkadaşlarının mecliste yer bulduktan sonra ideallerin nasıl unutulduğunu görüp hayal kırıklığına uğruyor.

Zaman içinde yedirip içirdiği pek çok arkadaşı bir yerlere gelirken Karl daha da kötü şartlarda yaşamını sürdürüyor.

Dili biraz insanı şaşırtsa da ( çok gel gitler, zaman atlamaları var) ben genel olarak severek okudum kitabı.


"Benim babam komünistti. Hep komünist olmamıştı tabii; öldüğünde artık komünist değildi zaten.

On ikinci doğum gününde, onun deyişiyle artık erkek olduğu gün, Karla, bu komünist babaya, bomboş sayfalardan ibaret, ciltli bir kitap verilir. Bu, Beyaz Kitaptır. Karl yaşadıklarını günbegün aktararak bu bomboş sayfaları dolduracak, hayatının kitabını kendi yazacaktır"

17 Ekim 2018 Çarşamba

Karavan- Leisure Seeker


Sıcacık bir film Karavan. Epeydir aklımdaydı izlemek ama "acaba sıkıcı mıdır? gereksiz sevgi yumağı olma durumlarıyla mı doludur" diye yanaşmamıştım. Geçenlerde izledim. İyiki de izlemişim.


Bir kere oyuncular çok güçlü. oskar ödüllü Helen Mirren ve 2  Altın Küre ödüllü Donald Sutherland.
Filmde; alzheimer hastası John ve ileri derecede kanser olan Ella'nın kaçış hikayesini izliyoruz bir yerde. Çünkü çocukları Ella'yı tedavi için hastaneye yatırmayı planlıyor. John'da büyük ihtimalle bir bakım evine gidecek. Son bir tatil diyerek emektar karavanları ile kimseye haber vermeden yola çıkıyorlar.


Ella eşinin yeri geldiğinde aklıoluyor, yeri geldiğinde annesi gibi ilgileniyor. Sadece bir aşk değil yani anlatılan. Alzheimer hastası ile yaşamanın zorluklarıda öyle güzel aktarılmış ki. Hele eşinin yıllar önce komşusuyla birlikte olduğu sahne çok komikti. Hayattan, içten, tanıdık sahneler var. Bence izlenmeli...

12 Ekim 2018 Cuma

Gecelere akalım o zaman


Daha önce çektiğim samanyolu karalerini hala tam işlemedim. Ara ara elden geçiriyorum. İşte onlardan bazıları bu günün kareleri olsun. Bu yıl çok da yıldız pozlama yapamadım ama yaptıklarım beni fazlasıyla tatmin etti.




10 Ekim 2018 Çarşamba

Bu kez Deniz yaptı


Bugün Deniz'in babasıyla birlikte yaptığı bir şarz cihazı var blogda. Prizli bir ortamdan uzaklaştınızmı en büyük sorun şarz sanırım. Artık cepler hep akıllı ve pilleri bitiveriyor. Tarlada ya da deniz kıyısında biz en çok bunu yaşıyor(duk)uz  mesela. Aslında tarlada 2 büyük güneş paneli ile geçen yıldan beri elektriği bir nebze de olsun sağlayabiliyoruz ama Deniz'in aklına böyle birşey yapmak düşmüş.


Küçük panelleri parke parçasına yapıştırıp, arkalarına da kablo ile böyle bir alet yapmışlar. Kaba maba ama çok işe yarıyor. Kısa sürede telefonları dolduruyor. Şu kablo dağınıklığına bir çözüm buldular mı tamam. En güzeli de Deniz'in bu tür bir ilgi alanı olması, uğraşması...


Bu arada güneş paneli ile çalışan şarz aleti olduğunu biliyorum. Bizde de var. Ama o pek işe yaramıyor.

8 Ekim 2018 Pazartesi

Amos


Amos...benim büyük aşkım. Burayı ilk kez 2016 ylında yaptığımız tekne turunda görmüştüm. O zaman karaya çıkmadık ama dip güzelliği beni mestetmişti. Bir yıl sonra yine Marmaris'e gittiimizde bu kez tekne buraya yanaşmayınca karadan gidiş var mı onu öğrenmiştim. Kendimiz gittik ve ben resmen Amos'a aşık oldum. Ama iddialara göre kendisi bir tanrıça:(((

Antik kenti nasıl güzel bir konuma yapmışlar. Bir tarafı Amos koyu, bir tarafı Kumlubük. Uca kadar yürürseniz alabildiğine muhteşem bir manzara...


Amos antik kentine vardığınızda biraz yürüyün sizi ilk karedeki manzara bekliyor. Biz marketten aldığımız nevalelerli bu manzara eşliğinde yedik mesela.
Sonra merdivenlerle daha da tepeye tırmanılıyor. Burada bir tiyatro var ki manzara aşağıda. Burada manzara mı izlenir yoksa oyun mu orasını bilemiyorum işte.


Bir burna kurulmuş kent aslında. Önceleri kazı yapılmış ama nedense durdurulmuş. Girişte ücret olayı yok. Arabayı küçük bir sokuntuya park edip dolaşıyorsunuz. Kazılarda ortaya çıkarılan, milattan önce 2. yüzyıla ait kira sözleşmeleri, Amos’un 2 bin 200 yıllık bir geçmişi olduğunu göstermiş.
 

İlginç kareler çekelim diye biraz oyalandık bol bol eğlendik burada bu yıl. Aslında ben gece yıldız pozlama da istiyordum ama olamadı. Aşırı rüzgar vardı.Tripot mümkün değil durmaz.



 Yukarısı Kumlubük.

Aşağısı Amos plajı


Bu arada plaja antik kentten önce bir site içinden gidiliyor. Zaten fotoğraftada görülüyor ya evler. Böyle bir güzelliği bir şekilde parsellemişler işte.

 Burun kısmı böyle. Aradaki boşluk fazlaydı vakit de kısıtlı olunca o en uca gidememiş oldum.


5 Ekim 2018 Cuma

Uzun pozlamalar

Urla'da yürüyüş yaparken aklıma düştü bu kareyi çekmek. Tripotum yoktu. Makinayı taşa koyup çekmiştim. 

Fotoğrafçılıkta böcüler kadar sevdiğim bir alanda uzun pozlamalar. Suyun tül gib hali beni cidden cezbeder. Bir yıldız pozlamak bir de buun için almıştım tripotumu zaten. Uzun pozlamada enstantaneyi-zamanı biraz uzun tutuyorsunuz. Yani 10sn, 13sn, 30sn gibi zamanlarda çekiyorsunuz kareyi. Bu kadar uzun zaman süren çekimlerde makina ya da el illa titreyeceği için de tripot kullanmak gerekli. Çünkü karedeki diğer unsurlar net olmalı.

Öyleyse bugün çeşitli zamanlarda çektiğim kareler gelsin sayfama.

 Sahilevleri

 Demircili, gün batımı

Demircili

2 Ekim 2018 Salı

Elma reçeli


Benim gibi 3 tane tatlı canavarı olan bir evde yaşıyorsanız her meyveye reçel gözüyle bakarsınız. Tatil dönemi sabah reçeli, öğle araöğünü ve akşam yemeği sonrası tatlısı olmak üzere sürekli tatlı tüketesi var benimkilerin.

Bu yıl geçen yıllara göre reçel çeşitliliği az oldu. Mesela mürdüm eriğinden yapamadım. Pazara çok az geldi nedense. Şeftali zamanı da başka işler vardı. Geçen hafta oldukça uygun fiyat elma bulunca epey aldım. Amacım sirke yapmaktı. Baktım çok hala kalanıyla da reçel yapayım dedim.


 Tamamen doğaçlama; önce elmaları yıkadım, kabuklarını soydum (o kabuklar da ayrı kavanozda sirke oluyorlar) akşamdan üzerine şeker koyup bıraktım. Sabah içine bir de dal tarçın ekledim. Kendi suyunda pişti. Evdekiler sevdiler. Hoş bir aroması olmuş reçelin. Belli bir kiloda almadığım için miktar veremiyorum.
 

28 Eylül 2018 Cuma

Kelebekler






Bu cumanın kareleri bahar aylarında çektiğim kelebekler olsun. Geçen yıla göre az çektim aslında. Sanki kelebekler giderek azalıyorlar. Kırlangıçkuyruk mesela bir kez gördüm onu da çekemedim zaten. Üsseti beyaza ilk kez rastladım pek şık pek asil...


Mor olanlarını da seviyorum ben. Bu ikisi adeta dans etmişlerdi çektiğimde. Çok hızlı olduklarından o hallerri yansımadı tabiki ama yine de seyretmesi muhteşemdi...


Minik minicik bunlar. Bir dünya oluyorlar...



Sanırım bir çiftleşme çektim burada. Belki biraz da ondan kaçmadılar. Hoş bu halde başka dala konarlarken farketmiştim ya.


Yine çok sık olan zıp zıp kelebek. Turuncu ve morun uyumunu hep sevmişimdir....

27 Eylül 2018 Perşembe

Snowden


Çağımızın vebası belki de izlenmek. Özellikle akıllı telefonlar ve sosyal medyanın bu kadar yaygınlaştığı bir zamanda o kadar da kolaylaştı ki....

Snowden bu konuyu işleyen gerçek yaşamdan bir film. Edward Snowden CIA için çalışan bir sistem analisti. İşinde çok iyi olmasına karşın Amerikan hükümetinin "güvenlik" adı altında e-postalara, sosyal medya hesaplarına, cep telefonu mesajlarına, hard disklere, kredi kartı ekstelerine ve hatta bilgisayar kamerasına kadar erişebilmesi onu rahatsız ediyor.


Artık kız arkadaşının bile en önemli detaylarına kadar izlendiğini öğrenince her şeyi ifşa etmeye karar veriyor. Buluştuğu gazetecilerine tüm dökümanları vererek ülkeden kaçıyor. Snowden belgeleri 2013  yılında açıklamıştı.


Şimdi Rusya'da yaşayan Snowden'in kimine göre bir kahraman kimine göre vatan haini.

Zaten belli biçimlerde izlendiğimizi bilirken film duruma biraz daha ışık tutuyor. Hoş unutkan insanoğlu, bu olayı ne kadar anımsıyor ya da önemsiyor o da ayrıbir mesele. Ama hayatın her anında böylesine izlenmek hiç de hoş değil bence.