.:

20 Mayıs 2022 Cuma

Örümcek günü




Epeydir paylaşmadığım börtü-böcek olayına gireyim deyip fotoğraflara bakarken, geçen yıl çekip daha hiç bakmadığımı fotoğraflara denk geldim. Yaz sonu tarla civarında çekmiştim örümcekleri. Hadi hepsi örümcek olsun bari dedim.

Örümcek model olarak hiç sıkıntı çekmediğim böcülerden. Her daim tarlada var. Bazen estetik koca koca ağları da denk geliyor. Özellikle bahar aylarında. Koca kış kimse dokunmamış, otlara-ağaçlara güzelce kurmuşlar ağlarını...Oralara giderek biraz rahatlarını kaçırıyoruz orası kesin. Özellikle tarla evinde yuvaları dağıtılıyor malesef.

Şu yukarıdakine bir kez denk geldik. Avuç içi büyüklüğündeydi. Doğal olarak kendisini kovduk odadan.



Bakar mısınız azme. Devrim'in eline ağ yaptı hemen.
 

Bu benim çektiklerimin cinsini bilmiyorum. Epey bir derinlemesine araştırmak lazım. Googla amcadan şöyle bakayım dedim yok uzun sürecek gibi. 2012 rakamlarına göre 112 familyada 3 bin 879 cinste toplam 43 bin 244 türü varmış. Etebur canlılar. Gördüğüm genelde sinek, minik böceklerle besleniyorlar. Ama Güney Amerika'da yaşayan bazı türler tavikların içini boşaltabilecek güçteymiş.





 

19 Mayıs 2022 Perşembe

303


 303, nette dolanırken konusunu sevip seyrettiğim ve iyiki seyretmişim dediğim bir film. Hala eğitim hayatının içinde olan ve kişisel soruları ile boğuşan iki gencimiz var filmde. Jan ve Jule'ın yolları bir seyahat sırasında kesişir. Hani böyle başlayınca "hah taman işte aşk başlıyor. Klasik" diyorsunuz. Ben de öyle dedim.

Filmi izlemeyi sürdürdükçe yok başka bir yol hikayesi. Sanki öylesine basit kamerayla çekilmiş, biraz belgesel tadında, doğal kendi halinde yapmacıksız gençler var. Gençler yol boyu çeşitli konuları konuşup tartışıyorlar. Sizi öyle bir çekiyorlar ki filmin içine. Siz de başlıyorsunuz o konuları düşünmeye. Belki de zaten düşündüğünüz, sorguladığınız konular bunlar.

Gençlerden biri daha kapitalist biri daha sosyalist görüşlere sahip. Tartışıyorlar ama araştırmalardan örnekler vererek, destekli. Ve ben seyrederken eğitim sistemine bak. Çocuklar neler öğrenmiş dedim.

Filmi Devrim'le seyredecektim. Baktım o sevmez sıkılır. Seçtiğim diğer film fos çıktı. Buna geri döndük. Ve O bile benimle sonuna kadar ilgiyle seyretti. Fena halde tavsiyi ederim filmi...



17 Mayıs 2022 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri 143


 Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki konusu zor yerden gelmiş birazcık. Çalıştık mı bu konuyu acaba? Bu haftanın konusu sevgili  Manxcat'tan.

"İkili ilişkilerde genel olarak daha çok seven misin, sevilen mi? Hangisiyken daha mutlusun?"

 Sorunun ikinci kısmından başlarsam ikisini de isterim.Sevmek de keyifli sevilmek de. Biz kadınlar biraz kaprisliyiz sanki bu konuda. Hep sevilmek isteriz, sevildiğimiz dile getirilsin isteriz, gösterilsin isteriz hatta şöyle süslü paketlerle önümüze konulursa da hiç fena olmaz sanki. 

Bir erkeğin en sevmediği sorulardan biri "Beni seviyor musun?" olabilir mi acaba? Hatta ardından gelen "Neden hiç göstermiyorsun?" "ne kadar seviyorsun?" Bu iki soru arasında erkeğin yanıtı tahmin edilebilir. Acaba neden böyle? Güya soruyu yanıtlayacaktım bol bol yeni sorular türettim sanki...

Ben bu denklemin neresindeyim derseniz eh kadın milleti var bende de azıcık. Genelde daha gençlik zamanlarında sorardım ya o da konuşsun diye (benim koca dile ketumdur biraz) 

İlişkide seven miyim yoksa sevilen mi? Bilemiyorum ki. İkimizinde seven sevmeyen zamanları var sanki. Koca kişisi de ben de biraz soğuk insanlarız. İkimizde sevgiyi alanen gösteren tipler değiliz. Melesa ben dakikalarca el ele tutuşarak yürüyen çiftleri anlamam. Elim kolum bana ait olmalı. Sonra adamın kolu kadının boynuna dolanır hani, ya o ağırlıkla yürümekten zevk alınmaz ki. Davranışlarınla doğru zamanda, doğru bir hareketle belki, belki sıkıntılı bir zamanda gelen küçücük bir gülümseme...bunlar daha anlamlı gibi geliyor. Sevilmek çok keyifli ama sevdiğimi karşımdakinin hissetmesi ayrı bir keyif.

Çocuklarla aramızdaki sevgi biraz faklı tabi ki. Ada mesela uzak bize artık. Şimdi İstanbul'da ya daha bir rahat, ihtiyacı olmayınca aramıyor bile. Ama duyuyoruz aileden başka kişileri arıyor. Eh az buçuk üzülsek de bu bizim sevgimizde en ufak bir azalma bile yapmıyor. Mecburiyet mi? nedir bilmiyorum ama işte seviyorum vatandaşı.


13 Mayıs 2022 Cuma

Satranç Müzesi

Ankara gezimizden bir müze var bu kez fotoğraf günümde. Gökyay Vakfı satranç Müzesi. Ankara'da nereler gezilir diye bakarken nette gördüm. denis santranç oynuyor, onun ilgisini çeker diye gezilecek yerler arasına ekledim ben de. 

Müze, Altındağ Hamamönü'nde. Zaten biz o civarı gezmiştik ulaşım çok kolay oldu. Kale'den çıkıp çarşı içinden geçince kısa sürede varmıştık. Bu arada müze pek bilinmiyor. Resim Heykal Müzesi'nde burayı sorduğumuzda görevli hiç duymadığını söylemişti. Satranç Müzesi'ndeki görevli ise oraya bağlı olduklarını, bilmeleri gerektiğini. Neyse biz bulduk sonuçta...

Hem sanatsal inanılmaz ince oyma takımlar var koleksiyonda hem de tematik. Savaş teması mesela, çizgi film, politik komik takımlar var. Bir anda 700 takıma bakmak insanda biraz fazla yükleme yapsa da görülmeye değer diye düşünüyorum.

Müzede 110 ülkeden 710 satranç takımı vardı. Dünyanın en büyük koleksiyonuymuş. Müzenin kurucusu Akın Gökyay. Bu koleksiyonu ile 2012 yılında Guinness rekorlar kitabı'na girmiş. Özel olduğu için müzekart geçmiyor. Ama 15 liraydı giriş ücreti.




Bu kez cep telefonu çekimleri de var. Kapalı alanda obje çok olunca cepten çekim kolayıma geldi.









 

12 Mayıs 2022 Perşembe

Acı Hayat


 John Steinbeck'in Acı hayat kitabı, Türkiye'de  Mutsuzluğumuzun Kışı adıyla da yayınlanmış. Yazarın Gazap Üzümleri romanını pek çok kişi okumuştur sanırım. Bu kitabını bilmiyordum ben. Devrim yanlışlıkla almış kütüphaneden öyle okudum.

Kitapta, köklü ve zengin bir aileden gelen Ethan'ın şimdi bakkal tezgahtarlığı yapmasını anlatıyor. Genç yaşlardaki Ethan, geçmişini bilen çevresi tarafından sürekli yeniden zengin olması için bir iş yapması yönünde baskıya maruz kalıyor. İnsanları dolandırarak ya da farklı kötü biçimde para kazanmaktan kaçınan Ethan, sürekli kendiyle çatışma halinde. Hukuk dışı uygulamalar, düzenin prçası olmak, para için görmezden gelinen ahlak kuralları. Düzene dahil olmazsan yaşayacağın dışlanma...basit bir dille gayet güzel anlatılmış kitapta. 

"Normal insanlar olduklarından yaptıklarının ahlaki olmadığını akıllarına getirmezlerdi. Bütün insanlar iyi ahlaklıdır. Sadece komşuları ahlaksızdır."

"Fezaya roketler atıyoruz ama öfkeyi,kaygıyı tedavi edemiyoruz."

10 Mayıs 2022 Salı

Ağaç Ev Sohbetleri 142


 Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki konusu sevgili deeptone'dan.

"Tarihi eserlere, müzelere, tarihi sit alanlarına, antik kentlere, kalıntılara, buluntulara ilgi duyuyor musunuz?"

Ben severim açıkcası. Bunların içinde en çok antik kent gezmeyi severim. Kim yaşamış? Ne zamanlar yaşamış? Kentin ne  kadarı açığa çıkartılabilmiş? O muhteşem sütunların arasında dolanmak, oymalara dokunmak, "adamlar o zamanın teknolojisiyle nasıl bu desenleri mermere oymuş" diye kafa yormak...ne bileyim severim işte. 

Bu anlamda malesef ev halkıyla ayrılıyoruz. Yani genel olarak bir gezi sırasında benim "burada şu antik kent varmış gidelim" önerim suratlar düşerek kabul ediliyor. Olsun yine de bana arada pozlar verip mankenliğimi yapıyorlar. 

Müzeler eserleri derli toplu ve orjinalini görmek için iyi. Ama bir tık daha sıkıcı geliyor  bana. Arka arkaya onca esere bakmak, bir noktadan sonra hangisi nereden çıkmıştı karıştırıyorum. Hele geçen Ankara gezisinde gittiğimiz Anadolu Medeniyetleri Müzesi hakkıyla gezmek için tüm gün gerekli sanki.

Bizde en büyük sıkıntı önem verilmemesi. Çok kişi taş işte deyip geçiyor. Tamam sevmeyebilirsin ama turizm değeri var. Ürdün'deki Petra antik kenti mesela. Bir belgeselde izlemiştim 75 dolardı giriş ücreti. Birkaç yıl önceki bir yayın. Ama adamlar bakıyorlar, tanıtıyorlar ve kazanıyorlar. Biz de çok yer atıl durumda. kazı yapılmıyor, tanıtım yok, mümkünse yakınlarındaki maden ocaklarına kurban ediliyor.

 

6 Mayıs 2022 Cuma

Hıdırellez

 

Hıdırellez, Bahar Bayramı. Yılın en renkli, en keyifli etkinliklerinden biri sanırım. Dün öylesine nette dolanırken Kültürpark alanında bir etkinlik olduğunu okudum. Devrim babayla keyifli olur diye gittik. Akşama doğruydu zaten. Açık alan etkinlikleri, bol müzikli ve danslı bir zaman dilimi oldu. Suzan Kardeş konseri de ayrıca çok keyifliydi. 






Suzan Kardeş, konser sırasında 30 yıldır Hıdırellez etkinlikleri yaptığını, insanlara anlattığını ve sesini Unesco'ya duyurmaya çalıştığını anlattı. 2 yıl önce nihayet Unesco'dan mektup almaya başlamış. Gelenek Unesco'nun somut olmayan kültürel mirasları arasında yer alıyormuş. 

Etkinlikte pilav, kırmızı boyalı bir yumurta dağıtımı vardı. Nedenini bilmiyorduk. Onu da Suzan Kardeş anlattı; güllü pilav yemek gelenekmiş, kırmızı boyalı yumurta ise yüze sürülecekmiş güzellik için. İtiraf ediyorum yapmadım, çok kırmızıydı. Isırgan otu vardı o da ayağın altına sürülürmüş, hızlanmak için. Sahnedeki salıncak, mutluluk anlamına gelirmiş. Bir de kırmızı-beyaz iplerden bileklik var ateş ve sağlık anlamına gelen. En az 7 gün takılmalıymış. Dün gece 12'den bu gece 12'ye kadar da gül dalına kese asılması var tabi ki. Kesenin içine konan para sabah erkenden alınıp cüzdanda taşınacakmış.

 

Hadi bakalım hala yapmayanlar dileklerini dilesin......

5 Mayıs 2022 Perşembe

Ağaç Ev Sohbetleri 141


 Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki konusu deeptone'dan oldukça da eğlenceli bir yazı yazmış. 

"Geçmişe SMS atsan ne yazardın" 

Konuyu okuduğumda ilk aklıma gelen çocukların küçüklüklerine mesaj atmak oldu. Acaba o yaşlar için (kabul çok küçükler. Ne kadar derine inip sohbet edilir o yaşlarla bilemeyeceğim ) hatalarım neler, neleri kaçırıyorum? gibisinden şeyler sormak olurdu. Sanırım Bu ara Ada'nın bize çok uzak olması beni fazlasıyla etkiliyor.

Sevgi sözcüklerine biraz cimri bir insanım. Babama mesaj atar o çok sevdiğimi söylerdim mesela. 

Aslında kendime de bir mesaj atsam mı? Bak 50'ye merdiven dayayınca kilo vermek çok zor. Gençlikte hallet şu işi diyebilirim. Ya da işle ilgili birkaç tavsiye mesela. 

"2022'de mazot çok pahalı olacak gezebildiğin kadar gez" konulu bir mesaj de oldukça işe yarardı. 

Hani şu toplu mesajlaşma olayı var ya 2002 seçimleri öncesi seçmenlere bugünkü durumu gösteren bir video atmak da hiç fena fikir değil hani.

29 Nisan 2022 Cuma

Gece kareleri

Bu aralar arşivimi bir düzene sokma (aslında oldukça düzenli de çekilip hala bakılmamış kareler var) işine giriştim. Ya photoshop bilgim yetmemiş ya çekip öylesine bırakmışım bir dünya kare var. Kimi flu olduğu halde sistemde kalmış. raw formatta çektiğim için bilgisayarda kapladıkları yer oldukça fazla. Bir temizliğe giriştim. Umarım silip de sonradan pişman olduğum kareler olmaz.

Neyse radarıma gece kareleri takıldı bu işler sırasında. Gece kamp olaylarına girişsek de yine çekim denemeleri yapsam.





 

22 Nisan 2022 Cuma

Küçük bir Ankara gezisi



Geçen hafta sonu kısa bir Ankara gezemez oldu. Eşemin bir işi vardı gidilen otobüs müssaitmiş bir de Deniz'le birlikte takıldık. Cumartesi sabahı Ankara'daydık. Onlar işlerine bakarken biz de olabilen en mantıklı ve en çok yer gezecek gibi yola çıktık. Daha önce Ankara'ya gitmiş olsam da oraları bilmem. İş için gitmiştim ve belli bir otelde falan toplantıya katılıp geri dönmüştük. Bu kez toplu ulaşımı kullanacağımız için az araç çok tabanvay mantıklı geldi.

Önceden netten bakmıştım Altındağ civarında epey yer vardı. Anadolu Medeniyeteri Müzesi mesela. İkimizin de ilgisini çekti. Gerçekten gezilesi, görülesi bir müze. Hakkını vererek gezebildiğimizi sanmıyorum. Zaman sıkıntısı malum. 

Atatürk'ün isteği üzerine Ankara'da bir Hitit müzesi kurulma girişimleri1921 yılında başlamış. Açılan Eti Müzesi bugünkü müzenin ilk temelleri imiş. Küçük bir alandaki müze yetmez hale gelince, Mahmut Paşa Bedesteni onarılmış ve Kurşunlu han'la birlikte bugünkü müze oluşmuş. İçinde dünyanın bilinen en eski haritasının da olduğu çok sayıda eser var. 


Şu aşağıdaki olay ise biraz komik geldi. Selfie noktası çıkartması yapıştırmışlar.



Navigasyonla ve sorarak müze ararken önümüze Ankara Resim ve Heykel Müzesi geldi. Biz de girip burayı da gezdik tabi ki. Şu odalardaki renk ve ışığa hayran kaldım bunu belirtmeden geçemeyeceğim. Elde çekimin verdiği kusurlarım olsa da sevdim bu kareleri. 

Resim çok anladığım ve tanığıdım bir alan değil. Müzenin daimi sergi salonlarında 750 kadar eser varmış. Netten okuduğuma göre müzede bulunan eserlerin bir kısmının çalınıp, sahtelerinin konduğu anlaşılmış. Bazıları bulunmuş ama tamamı değil malesef.

Ankara Kalesi;

Üçüncü durağımız doğal olarak Ankara Kalesi oldu. Kalenin kapısından girdiğinizde içeride eski evler, restoranlar, kafeler var. Kale surlarına tırmanarak çevreyi oldukça iyi görebiliyorsunuz. Oldukça büyük bir yapı. Yapım yılı tam olarak bilinmiyormuş. Kalenin hemen eteklerinde eski yerleşim yerleri var. Bir tarafı da gecekondu mahallesine bakıyordu.



Kale kedileri...


Kalenin ardından eski sokaklardan dolaşarak inerek, nette gördüğüm bir satranç müzesini gezdik. Onu ayrı paylaşayım. Çok ilginçti. Çok fotoğrafı var daha düzenlemedim bile. 

 

Müzelerin ardından dinlenme ve mama molası verdik. Deniz de ben de biraz uyuz olduğumuzdan marketten birşeyler alıp Gençlik Parkı'nda yedik. Hem burayı da merak ediyorduk biraz. Onca binadan sonra yeşil-mavi görmek iyi geldi.

Ben yine eski evlerin olduğu lokasyonları tercih edecektim ya Deniz kalan son süremizde Anıtkabir dedi. Ve baktık 2 araçla gidiliyor. Şimdi nerde ineceğiz, nerde aktarma yapacağız kim uğraşacak deyip oraya da yürüdük. Neyse yürümek iyidir:)))



Deniz hiç sevmedi Ankara'yı. Hep taş, bina dedi. Bir daha gitmezmiş. Aslında gezilebilecek güzel gölleri falan da var bildiğim ya işte zaman ve oraları hiç bilmemek.