.:

20 Ağustos 2018 Pazartesi

İyi bayramlar


Herkese bugünden iyi bayramlar dilerim. Yarın nete ne kadar girebilirim bilmiyorum. Hoş bugün de azıcık kaçak giriyorum ya. Bir dünya iş vardı evde. Malum kış hazırlıkları. Öyle çok iş bekliyor ki beni şu anda....

Yarın da annemlerdeyiz. Annemin kurban olayına yardım ediyoruz epey bir zaman alıyor. Gece dönüp yeniden hazırlanacağız. Bayramın ikinci günü de tatil olayı var. Kutsal Didim günlerimiz başlıyor. 


Bahçeden-tarladan karelerle mutlu ve keyifli bir tatil dilerim herkese....





16 Ağustos 2018 Perşembe

Hafta sonu gökyüzü çok güzeldi....


 Hafta sonu perseid yağmuru vardı. Daha önce bir kaç kez gökyüzü çekememenin huysuzluğunu yaşayan evin erkekleri bu kez programlarıma itiraz etmediler. Cumartesi günü Demircili sahildeydik. Orasının denizi o kadar güzel ki. Ama buz gibiydi. Bir ara donabilirim ben bu denizde moduna girdim o derece...yine de tertemiz oluşu güzel.
Yukarıdaki kare oradan. Malesef aşırı rüzgar tripotu etkiledi. Ve tabiki etraftaki ışık. Hatta sahildeki birileri  denli güçlü ışık açtı ki bir ara dertlerini anlayamadık..
Rüzgar Deniz'i çok üşüttü istediğimden erken döndük ya yine de çok güzeldi.


Pazar günü güzargah tarla. Hem sulama yaptık. Gece de keyfini çıkarttık. Deniz sürekli yıldızları seyrederek yattı. Bir gün öncesinin keyifsizliği sanırım. 20 tane kayan göktaşı görmüş. Ben 7 tane görebildim. Çok azı karelere yansıdı ama. Hatta iri o kaar güçlüydü ki wooww diye bağırışımız kesin duyulmuştur...


Bu fikir Devrim'in di. Semaverden ucu közlü bir odun aldı şekiller çizdi. Hem samanyolu hem ışıkla boyama. Oyun gibi pek keyif aldık.


Bu da tarlanın dışında eski bir ev. Zaten aklımdaydı bunu ön plana getirip pozlama. Ve sonuç gayet tatmin edici...

Ve yıldız izi. Kutup yıldızını merkeze alıp uzun (benimki 20dk) pozlama yapıorsunuz. Ya da kısa kısa yapıp bilgisayarda birleştiriyorsunuz.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Deha


Dehanın ya da zekanın ne kadar zararlı olabileceğini gösteren inanılmaz sevimli bir film bence Deha. Film tanıtımında ; " Hayatı başarısızlıklarla dolu olan Frank Adler karakterini canlandıracak olan Chris Evans, Florida kırsalında yeğeni Mary'yi büyütürken, Mary'nin okula başlamasıyla birlikte hemen yetenekli olarak yaftalanması sebebiyle Mary'nin annesi Evelyn ile kızı büyütme konusunda bir savaşa girecek."
olarak anlatılmış. Ama hayatı başarısızlıklarla dolu denen dayı bir felsefe profesörü. Mary'nin annesi ise bir matematikçi. Öyle böyle değil çözülmemiş problemleri çözmye çalışan biri. 


İkilinin anneleri ise aşırı hırslı bir kadın. Belki de yaşama nedeni kendi yapamadığı yere kızını getirmek. Ama Mary'nin annesi o daha bebekken tüm bunlardan vazgeçiyor ve intihar ediyor. Bunu kardeşinin evinde yaptığı için de Frank yeğenine bakmaya başlıyor...

Yeğenini tamamen normal arkadaşlıklar kurmasını isteyen, onu normal bir okula gönderen dayı ile torununu kızının yerine koyan anneanne arasıdaki savaş bence oldukça keyifli bir seyirlik.

10 Ağustos 2018 Cuma

Ama çok sıcak....


Bu nasıl bir sıcak. Ülkenin bir tarafı kavruluyor bir tarafını sel alıp götürüyor. Dolu yağan yerler var. Tam bir keşmekeş. Ama bunların alt yapı ile ilgileri yokmuş. Hatta alt yapı düşünülürken afetler düşünülemezlermiş. Ama onca ağaç kesilirken iklimlerin değiştiği yıllardır bas bas bağırılıyor. V hala ağaç kesimi ve binalaşma artıyor malesef.


Yani ne desek boş. Atı alan Üsküdar'ı geçti ve iklimin içine etti. Ve bize de bu sıcaklarla boğuşmak kaldı. Bu ara kış hazırlıkları, Urla-Buca arası gitgel derken denizi unuttuk resmen. Urla'da deniz var da geçen hafta fenaydı. Dalgalı ve pis. Biz orayı pek sevmiyoruz. Şöyle temiz bir denize girmenin hayali ile Marmaris'ten su altı görüntüleri paylaşayım bari.


Yarın da niyetim gökyüzü çekmek. Malum perseid yağmuru var. Hava karanlık, ay yok ve  samanyolu bizi bekliyor. Umarım güzel şeyler çekebilirm...




9 Ağustos 2018 Perşembe

Keçi boynuzu pekmezi yaptık bu kez


Şu doğal beslenme işleri ne zahmetli. Valla ülkede sağlıklı gıda olsa da keşke biraz rahat etsem diyorum zaman zaman. Pekmez, pesti, salça, tarhana, reçel...derken tüm yaz mutfak işleriyle geçiyor resmen. Bu yılki pis sıcaklardan mı bilmem isyanlardayım....

Bir de benim meşhur toz kabusum geri döndü. Yeni değil aslında haftalardır var da sıcaklarla cinnet geçirme noktasına gelmiş bulunuyorum. İnşaat yapacak ye kalmayınca evde dalga geçiyorduk "belediye artık ne yapabilir" diye. Evin az yukarısında ağaçlık alan vardı. Oraya otopark ve pazar yapmaya karar verdiler. Zaten bizim sokakta da en büyük sorun otoparktı.....haftalardır taş kırılıyor ve doğal olarak toz. 4 gün Urla'da kaldık ev kapalı. Mobilyalar resmen toz içinde. O derece yani...Buca'da evini yakan birinin haberini okursanız benimdir kesin.

Yeni konumuz keçi boynuzu pekmezi. İtiraf ediyorum bana kalsa hiç bu işe bulaşmazdım. Zaten çok da sevmem ama Devrim illa denemek istedi. Bahçe dışına 2 tane ağaç dikmişti, bu yıl epey meyvesi olunca pekmez fikri düştü aklına. Ne gerek var desek de yaptık.


Netten tariflere baktık. Önce keçi boynuzunu iyice yıkayıp kırdık ve bidonlara doldurduk. 2 gün su içinde beklediler. Balını salıyormuş sanırım. Sonra bahçede odun ateşinde kaynattık. Az bir kaynatmadan sonra meyvenin tadına baktık, şekeri kalmadığı noktada meyveler içinen çıkartılıyor. Meyesiz de epey bir zaman kaynadı pekmez. İşin ateş kısmına ben hiç dahil olmuyorum.


 Sonuç bu şekilde. Bizim meyveler çok iri değil, yani ballı değil sanırım. Pekmez tatlı olmadı. Ama satın alınların havası var kesinikle. Hoş içinde şeker yok deseler de insan emin olamıyor artık.



7 Ağustos 2018 Salı

Listemin animasyonları


Limonata Tadında Film Maratonu'nda film izleme olayı son hız devam ediyor. Bu aralar Urla ve ev arasında gidip gelme durumumuz var. Devrim'in ablası bebek bakmaya İstanbul'a gitti, biz de oradaki bahçeyi de sulamak, evle ilgilenmek için gidiyoruz. Çok bir iş değil bunlar sonuçta, sabahtan denize gidip öğle sıcağında yapacak bir şey olmaması film olayını gündeme getirdi. Tek sıkıntı internet yok orada. Biz de Deniz'le animasyonlara verdik kendimizi:)))


Pete Ve Ejderhası


 Sevimli bir film Pete ve Ejderhası. Erkek çocuğu annesi olmanın getirdiği bir şey mi bilmiyorum ben ejderhalı filmlerin çoğunu izlemişimdir sanırım. Hep ilgi çeken bir canlı olmuştur bizde ejderhalar ve dinazorlar...
Burada da ailesiyle birlikte kaza geçiren Pete, ormana gider ve onu orada bulan ejderha ile bir dostluk kurar. Yerleşim yerinin bu kadar yakınındaki bir ormanda çocuğun farkedilmesi ise kaçınılmazdır...


Batman Gotham'ın Gaz Lambaları


Batman serisinin animasyon olarak izlediğim ilk filmi bu oldu. konu 19. yüzyılda geçiyor. Bir seri katil kadınları öldürmekte ve işaretler geceleri Batman olarak halkı koruyon kişinin üstünde yoğunlaşmakta.
Belki klasik konu ve sonuç kesin belli ama çok keyifli bir filmdi bence....


Çılgın Hırsız 3





Bu animasyon için ne yazılabilir ki. Her biri diğerinden keyifli tam bir seyirlik. Bu kez Gru ikizi olduğunu öğreniyor ve macera başlıyor. Çok girmeyeyim ayrıntısına. Belki de çoğunuz seyretmiştir bile. Seyretmediyseniz birinisinden başlayarak tavsiye ederim.


5 Ağustos 2018 Pazar

Submergence-Derin Sular



Derin sular afiş ve konusu nedeniyle ilgimi çeken bir film oldu. Elimde değil. İçinde bol miktarda deniz ve hatta denizin altı olan filmlere bakmadan edemiyorum.

Film, gizli istihbaratta çalışan James ve deniz biyoloğu Danielle'nin hikayesini anlatıyor. Her ikisi de görev yerlerine gitmeden önce dinlenmek amacıyla yaptıkları tatilde tanışırlar ve aşık olurlar.



 Kısa süreli tatil aşkını sürdürmek istemeleri yaptıkları işlere takılır. James, gittiği görevde Afrika'nın doğu kıyısında esir tutulur. Aynı anlarda Grönland Denizi'nde binlerce mil uzakta bulunan Danielle ise  okyanus tabanına bir denizaltı ile inmek üzeredir. Kadının indiği yerden çıkıp çıkamayacağı ise belli değil.

Okuduğum kadarıyla film birkitap uyarlamasıymış. Biraz ortanın altında bir film diye düşünüyorum. Konusu ve geçtiği yerler düşünüldüğünde görsellikle çok daha fazla desteklenebilirmiş bence. Konu havada kalmış gibi.

2 Ağustos 2018 Perşembe

Knidos

 Marmaris tatili kapsamında dolaştığımız ve benim "kesinlikle bir daha gidilecek" dediğim yer Knidos. Hoş benim gidilecek yerler de bitmiyor ya neyse...

Datça'ya 33km uzaklıkta, yarımadanın en uç noktasında, Akddeniz ve Ege'nin birleştiği Tekir Burnu'nda Knidos. Sanat, kültür, din ve tıp merkezi olarak kabul edilmiş. Yani tam bir yerleşim yeri.

Yukarıda görülüyor, tiyatro bakıma alınmış ama kullanılacak taşlar malesef bildiğin tertemiz mermerler. Yine pek güzel olmayan bir restorasyona imza atılacak gibi.

Bir de banailginç gelen aşağıdaki manzara. Buluntular böyle dizilmiş. Yerlerine yerleştirilememiş mi yoksa hiç gerek mi görülmemiş bilemiyorum. Ama hoş değildi. Burası o kadar büyük ve güzel bir yer ki keşke daha düzgün bir kazı çalışması yapılsa diyor insan...





Knidos'un meşhur Afrodit heykeli. Ben çekmedim çünkü çalınmış, yerinde değildi.  Heykeltıraş Praksiteles’in M.Ö. 4. yüzyılda beyaz sert mermerden  yaptığı bu eserin ünü, dünyada ilk çıplak kadın heykeli olması. Praksiteles, İstanköy Adası sakinlerinin siparişi için iki Afrodit heykeli yapar. Bunlardan birinde tanrıça figürü örtülüyken diğerinde tanrıça çırıl çıplaktır. Ada sakinleri, çıplak heykeli almak istemez ve heykel Knidos şehri tarafından alınır ve şehrin en yüksek terasına yerleştirilir.
Heykelin aslı yok. Ya iddia edildiği gibi kaçırılırken batan gemi ilebirlikte sulara gömüldü ya da sahip olanlar hiç açığa çıkmadı. Ama benzerleri çeştli müzelerde varmış. 


 Biz oradayken müthiş bir rüzgar vardı. Hatta fırtına denebilir. Kıyılara yaklaşmak mümkün bile olmadı. Küremi pek kullanamadım o yüzden. Bir kaç denemeden biri bu. Antik kentin karşısındaki feneri çektim.



 Ve günbatımı. Zaten amaç orada günbatımı seyretmekti. Müze gün batımına kadar açık.. O kadar çok kişi bunun için oradaydı ki. Sanırım böyle bir şey benimsenmiş. Güneş battı mı herkesi çıkartıyorlar ama.
Alan çok büyük, ilk kez gelmişin. Nereden çekim nasıl olur bilemediğimden, o güneş batana kadar tepeler hariç her yeri koşa koşa turladım resmen. Ertesi gün ayaklarım sızlıyordu.


Ve panoramik görüntü. Aslında tripotla çekilmeli. Dediğim gibi aşırı rüzgar buna engele oldu. Biz kazıların yapıldığı bu tarafları dolandık. Karşıda yerli halk yaşarmış. Sanırım iş yerlerinin de bulunduğu bu tarafa geçmeleri yasakmış (oradaki bir kişiden öğrendiklerim) Kalıntılar görünüyor ama kazı yapılmamış oralarda. İkinci gidişte hem karşıyı hem de o görünen feneri gezmeli.


31 Temmuz 2018 Salı

The Zookeeper's Wife-Umut Bahçesi


Sanırım Almanya'nın daha doğrusu Hitler'in neden olduğu kıyım filmlerde en çok işlenen konulardan biri. O dönemin tanıklıkları, yaşanmış olayları hala yoğun olarak yazılıyor ya da fime alınıyor. Öyle hikayeler yaşanmış ki bu konuda seyrettiğim bazı filmler beni aşırı etkilemiştir. Melesa Çizgili Pijamalı Çocuk.

Umut Bahçesi'de Polonya'da geçiyor. Antonina Żabiński ve eşi Dr. Jan Żabiński Varşova Hayvanat Bahçesi'ni yönetmektedirler. 1939 yılında Polonya'yı nazilerin işgal etmesiyle sakn düzenleri bozulur. Savaş alanına dönen ülkede hayvanat bahçesinin raporu da artık Hitler'in görevlendirdiği yeni atanan zoolog Lutz Heck'e verilecektir.


Özellikle Jan bu durumu hazmedemez ve direniş gruplarına katılır. Olabildiğince çok Yahudiyi hayvanat bahçesinde saklamaya başlarlar. Sürekli Alman askerlerinin bulunduğu bir yerde bunu yapmak tabiki o kadar da kolay değil...


Konu bildik ama bu konuyla ilgili seyrettiğim pek çok filme göre daha vasat buldum ben. Vurucu ve akılda kalıcı değildi. Film gerçek bir öyküden alınmış. Ama dönemi düşündüğünüzde burada her şey o kadar olumlu ve iyi gidiyor ki insan merak etmeden duramıyor.

Antonina, kayıp kocasını bulmak için şehre gidiyor ve konuşmanın gidişi sonucu hayvanat bahçesine baskın düzenleneceğini anlıyor. Her nasılsa motorlu Nazi birliklerinden önce koşarak bahçeye ulaşıyor. Bununla da kalmayıp oradaki insanları kamyona yükleyip kaçırmayı başarıyor. Kamyon çıkarken giren Naziler arabayı durdurma gereği bile duymuyor (baskına geldiler)

Filmin sonunda çalışanlar dahil herkes yeniden hayvanat bahçesinde buluşuyor. Kimseye bir şey olmamış.
 

Bu linkte de ilginç bilgiler var mesela.

27 Temmuz 2018 Cuma

Günün fotoları yine suyun altından gelsin


Bu çöp konteynırına Marmaris İçmeler denen yerde denk geldik. 2 tane vardı hatta. Bol bol da şişe. Amaç neydi bunu atmakta bilemiyeceğim. İşin ilginç yanı, konteynırın bulunduğu yerden kafanızı kaldırdığınızda hep dağlık bir alan. Yani bir yerleşim de yok ki oraya konsun...

 Yine balıklar...



 Devrim'in paletleri suda çok hoş bir renk armonisi oluşturuyordu yüzerken. İstediğim kareyi çekemedim ama.