.:

28 Ağustos 2019 Çarşamba

İçimdeki Yangın-Incendies


Evet seyrettiğim filmlere bakında tam bir dramcı olduğum ortaya çıkıyor. Özellikle belli dönemi-olayları anlatan filmler. Kimi bendn önce yaşanmış, kimini atlamışım. Ve tabiki basından öğrenmenin mümkün olmadığı tarihi geçmişler. Yaşanmışlıklar.

İçimdeki Yangın filmi de birazöyle. "hadi canım" dedirten bir sonu olan. "Bu kadarı da olur mu? Neden olmasın kim bilebilir ki" dedirten bir film oldu.



Wajdi Mouawad'ın bol ödüllü tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanmış İçimdeki Yangın.  Jeanne ve Simon adlı ikiz kardeşler anllerinin ölümünden sonra açılan vasiyetnamede kendilerine yazılmış bir mektupla karşılaşırlar. Mektupta anneleri, Lübnan'daki geçmişinden ve yaşayan kardeşleri olduğundan bahsediyor. Hatta öldü bildikleri babalarının bile hayatta olduğunu ğreniyorla. Simon bu duruma tepki gösterirken Jeanne gerçeği araştırmak için Lübnan'a gider.


Dediğim gibi son derece etkileyici bir hikaye. Lübnan'daki müslüman-hristiyan savaşına bir perde açıyor adeta. Bombalamalar, iç savaşlarla gündeme gelen bir coğrafyada aslında neler oduğunu nereden bilebiliriz ki.

İnsan bu filmleri seyrettiğinde, savaşlardan, milliyetçilikten, diktatörlükten, ideoljilerden tekrar tekrar tiksiniyor. Seyretmemek, okumamak da bir tercih tabiki. Ama varlar. Tam da dünyanın ortasında duruyor bu gerçekler. Bunları yaşayan insanlarla aynı havayı soluyoruz.

Açıkcası bana sadece insan olabilmenin önemini vurgulayan filmler bunlar. Bazı şeylerin ne kadar da boş olduğunu.


27 Ağustos 2019 Salı

Keçi boynuzu (harnup) pekmezi




Kış hazırlıklarında bir kalem daha bitti. Aslında oldu yapalı ya ben anca fotoğrafladım pekmezimizi. İlk kez geçen yıl denemiştik keçi boynuzu pekmezini. Yapımı uzun ve zahmetli ama işte doğal olsun sağlıklı olsun...


Devrim'in evi aldığımız zaman kaldırım kenarına diktiği 2 ağaçtan bunlar. Aslında çevre arsalara da dikmişti ama hep kesildiler malesef. Çok ballı ballı olanlardan değil cinsi. İl önce keçi boynuzlarını yıkadık. Sonra makas, yan keski artık bu tür aletlerle kırdık. Bu kısmı zor çünkü onca keçi boynuzu insanın elleri kabarıyor.


 2 gün falan suda bekledi iyice şişti. Sonra kazana aktarıp kaynatmaya başladık. Bir zaman sonra keçi boynuzlarındaki tat tamamen suya geçiyor o zaman bunlar alınıyor. Toplamda 10 saat kaynadı. Yani pek evde tüpte yapılacak iş değil. Hiç ekonomik olmaz.


Sonuç hiç fena değil. Gayet kıvamlı, keçi boynuzunun o tuhaf sası tadında bir pekmez. 1.5 litre kadar çıktı bizim 2 kazan sudan.


23 Ağustos 2019 Cuma

Aslan balığı


Kaş'ta konakladığımız koy tertemiz olmasına karşın dip canlıları olarak bize pek keyif vermemişti. Belki de akşam kalabalığı kimbilir. Ama sabahın köründe girdiğimizde bizi bir süprez bekliyordu.
Malum çadırda kalınca öyle geç saatlere kadar uyunmuyor. Zaten rahatsız yatak-zemin, kumaştan geçen ışık falan. En geç 6 dedi mi ayaktayız. Uyanma daha bile erken.


Neyse Deniz, denize girmek istedi. Ada ve devrim tembel modundaydılar. Yüzerken Deniz aslan balığını görmüş ve zehirli olduğunu bildiği için de hemen beni uyardı. Dolandık etrafında pek kımıldamıyor, ölü sandık hatta. Bizimkileri de çağırdım hemen gelip görsünler diye. Ölü olduğuna karar verince ben ayrıldım ilerlere yüzmeye başladım. Biraz derinde ikinci bir tane daha gördüm.
Dönüp dikkatli baktığımda ikisinin de canlı olduğunu farkettim. Ya yaralı ya sabah mahmurluğu kimbilir...


Görüntüsü muhteşem. Fotoğraflar azını anlatıyor çok net çıkmıyor çünkü. İşte tek kusuru zehirli oluşu. Sanradan netten okuduğuma göre, bizim kıyılarda epey görülmeye başlamış. Geçen yıl Didim'de trekonya görmüştük, bu yıl aslan balığı. İkisi de epey kıyıda üstelik. Cidden tehlikeli durum aslında.










Vatandaşla hepimiz fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik bu arada:)))

22 Ağustos 2019 Perşembe

Letoon Antik Kenti


Marmaris-Kaş arası gezimizde ilk antik kentimiz Letoon oldu. Yine bilmediğim ama yol üstünde tabelasını görüp girdiğimiz bir yer.  MÖ. 7. yüzyıla ait olduğu düşünülen antik kentte 3 tapınağın kalıntıları var. Leto, Apollon ve Artemis.



En büyük tapınak, Artemis ve Apollon'un anneleri Leto için yapılmış olanı. Bugüne oldukça sağlam olarak gelebilmiş hem.
Bir de yukarıda görülen tiyatro oldukça korunmuş olarak kalmış o da. Antik kent UNESCO Dünya Mirası listesindeymiş bu arada. Öyle ulaşımı da zor değil hani. Yol üstünde tabela var bir 10km sonra ulaşıyorsunuz hemen.
 


Tapınakların tabeladan çektiğim görüntüsü. Soldaki Leto, ortadaki Artemis, diğeri Apollon...


Leto Tapınağı'nın bugünkü hali.


Antik kentte bir de su kaynaı var. Burası tören yolu ve kutsal su olarak geçiyor. Yaz sıcağında bile su birikintisi vardı. ve kurbağalar tabi ki. Netten okuduğum kadarıyla kazı işleri bitmemiş burada. Kim bilir neler çıkar kazıldıkça.



20 Ağustos 2019 Salı

İncirsel faaliyetler


Sağım, solum, önüm, arkam incir. Resmen bizde durum buydu geçen günlerde. Bahçede 4 kez incir kaynattık. Bunun üçü reçel, biri pestil oldu. Artık ağaç iyice azaldı. Belki bir kez daha pestil olur kalanlardan.

Hala bahçede odun ateşinde bu işleri yapabilen şanslılardanız. Hem lezzet hem bütçe açısından şans tabiki.


Reçel klasik zaten. Çok kişi yapıyordur sanırım. Pestil ise bizim bir marketten aldığımız incir döneri ile aklımıza düşmüştü yılar önce. (üşeniyorum geriye dönük fotolarda ilk kaç yılında yaptığımız vardır ya)  Döner kalındı tabiki biz onu yapamayız. Ama pestil oldu.

Miktar vermem mümkün değil. Oldukça büyük bir tenceremiz var, onunla yapıyoruz. 10 litre rahat alıyordur. İncirleri iyice yıkayıp dilimliyoruz. Kabuğu ile yapıyoruz biz. Kıvam alana kadar kaynatıyoruz. Şeker, nişasta yok. Sadece incir. Yeterli kaynadığını düşündüğümüzde rondodan geçiriyoruz. Temiz örtü ya da yağlı kağıtlarla güneşte kurutuyoruz.


Bu incelikte 2 günde rahat kurudu. Biraz daha kalın yapmayı planlıyordum. Kaynatma işi uzun sürünce karanlığa kaldık, iyi ayarlayamamışım. Kuruturken içine kuruyemiş falan da konulabilir ama incirin taneleri var diye yapmıyoruz biz.


Bir de kuruttuklarımız var. Kimi dalında kurumaya başlıyor. Yine güneşte ızgara üstünde çevirerek kurutuyorum. Birkaç yıldır kuru incir almamız gerekmedi.


 Reçellerimiz. Bir kısmı eşe dosta gidecek....


Bu kadar uğraşmaya ben neredeyse hiç incir reçeli yemem. Tazeyken bu yıl toplasanız 10 tane yememişimdir. Ki bizimki bardacık güzeldir. Kurusunu da bağırsaklarım eror verince iyiymiş diyorlar diye...yazık bana yani. Hep bu erkeklerin tatlı sevdası yüzünden.

İşler bitti mi hayır. Hafta sonu keçi boynuzu ve üzüm pekmezi kaynattık. Fotoğraflayayım onları da paylaşırım.

19 Ağustos 2019 Pazartesi

It-O


Gerilim-korku filmleri benim en sevdiğim türdü eskiden. Star tv'nin açılıp da her cuma yayınladığı korku kuşağını hiç kaçırmazdım. Büyük keyifti onları izlemek. Genelde ev halkı uyumuş olurdu, ben kendime koca bir sandviç hazırlardım (ki ergenlikte iyi kiloya öndü onlar tabiki) Yıllar içinde azaldı. Kaliteli bir gerilim bulursam yine keyifle izliyorum tabiki. Film beni hop oturup hop kaldırmalı ama gereksiz kan göleri değil sevdiğim.


Ne zamandır listelerde gördüğüm ama bir türlü denk gelmeyen It filmini izledim en son. Oldukça yüksek bir puana sahip ve iyi deniyordu. Baştan diyeyim benim beklentilerimi karşılamadı. Hatta sık sık durdurup başka şeylerle ilgilendim bile.


Küçük bir kasabada bir çocuk kaybolur. Filmin devamında öğreniyoruz ki bu ilk değil. Akranları tarafından dışlanan, hor görülen 7 çocuk var bir de. Bunlardan biri kaybolan çocuğun abisi. Kardeşinin öldüğüne inanmıyor ve arkadaşlarının yardımıyla onu bulmak istiyor. Çocukların zaman zaman korktukları nesneleri de bir biçimde görmeleri de bu işe atılmalarına neden oluyor.


Devam filmi de çekilen O'daki çocuk oyuncuların performansı bence çok iyiydi. Çocukların bu tarz filmlerde sahneleri nasıl çektiklerini bilemiyorum. Sonuçta ka var, korku var, kötü karakterler var. Psikolojik destek mi alıyorlar? yoksa photoshopla mı birleştiriliyor bu kanlar falan?
Sonuçta o gerilim havasını gayet iyi vermişler bence.

16 Ağustos 2019 Cuma

Sualtı kareleri



 Bu yıl pek su altı çekimi yapmadık nedense. Ama çektiklerimiz genelde hoş kareler oldu sanki. Mesela ilk kez caretta caretta gördk ki müthiş bir deneyim. Hoş onun tam karşımdaki halini çekemedim makina Devrim'deydi ya neyse.

Bu günkü kareler Seferihisar Ekmeksiz plajından. Yıllar önce çok sık giderdik. Sonra birilerine peşkeş çekildi kapatıldı. Bu yıl yarı yarıya açılmış. Aslında kapılar kapalı ama insanlar yukarılara arabalarını bırakıp yürüyerek plaja iniyor. O eziyete karşın acayip kalabalık ki suyun temizliği buna değer. Yazık ki koyun tepeleri hep birilerinin villaları ile dolmuş, koylardan birini resmen kendi yatları için kapatmışlar ve sürekli havalandırma uğultusunun sesi rahatsız edici.

Ayrıca koya gelen piknikçiler getirdiklerinin çöplerini bırakma huyunu fazlaca benimsemişler.Umarım tez zamanda açılır ve para ile girince bu pislikler ortadan kalkar.








7 Ağustos 2019 Çarşamba

O kadar da tembel değilim...


Bu aralar ya film çoğunlukla da gezi yazıları paylaşıyorum. Hani hep gezen, film seyreden, kitap okuyan bir profil çiziyorum sanki.  Yo o kadar da tembel değilim. İşler (malesef) devam ediyor. Bu yıl her hafta sonu tarladayız mesela. Epey bir domates diktik. Şu yukarıdakiler onlardan. Üzümler de tarladan. Sürekli iş var orada. Sulama, ot temizliği vs.

Evde 2 delikanlı. Büyüdüler artık sürekli yiyecek içecek bir şeyler istiyor canları. Yapılan işleri fotoğraflamak zor geliyor bu ara. Nane likörü, gelincik şerbeti denedim. Evde dondurma yapıyoruz. Yine kışlık hazırlıkları. Şu insanoğlu hep yeme içme için çalışıyor. Yap, tüket, yıka...


 Neyse bir kez pazardan alarak bir de tarlamızın domateslerinden 2 posta şişe domatesi yaptık. Bahçede odun ateşinde kaynattık. Ben genelde rondodan geçiriyorum. Deniz taneli olunca yemiyor, o yüzden böylesi pratik oluyor bana.



2 postada bahçedeki ağaçtan incir reçeli yaptık. Taze incirden yapıyoruz biz. Ölçü vermek zor bizim kazan epey büyük. İncirleri iyice yıkayıp büyüklüğüne göre dilimliyorum. Üzerine şeker. Kaynatma ve kıvam olayı böyle bahçe işlerinde eşime ait. Mümkünse ateş olayından kaçıyorum. Bu sıcakta fena oluyor...
Bir de pestil yapmalı.


Hoş günün önemli bir zaman dilimini de o kadar gezmelerde çekilen yüzlerce fotoğrafı elden geçirmek alıyor. Gece çekim denemeleri, onların işlenmesi için videolar izleme, yeni programları araştırma derken vaktimi çok alıyor. Daha önce bahsetmiştim shutterstok adında bir siteye yüklüyorum uygun kareleri. Yağmasa da biraz biraz indiriliyor çektiklerim.

6 Ağustos 2019 Salı

Kaş


Yıllar önce Kaş'a bir kez iş için bir kez de Devrim'le dalış yapmaya gitmiştik. Her ikisinde de denizine hayran olarak dönmüştüm. Bu ikinci tatil turunda da Kaş'a kadar gitmeye karar verdik. Ama az buçuk pişman olduk bu kez. Tamam deniz hala muhteşem ama o denize ulaşmak bir mesele.

Malum biz çadır tatili yapıyoruz bu yıl. O yüzden Kaş'a varınca ilk iş konaklayacağımız yeri ayarlayalım dedik. Netten bulduğumuz yerleri aradık; biri 240 lira istedi sadece çadır yeri için. Kendi çadırımızı kuracağız. Biraz enayi parası gibi geldi. Bir başkasında yer bulamadık. Merkezi dolanalım dedik, araba parkı mesele. Nasıl kalabalık. Neyse girip biraz turladık. Kral mezarını merak ediyordum onu bulduk fotoğrafladık.

Aslında tatil anlayışı farklı bir durum. Biz ailecek denize girelim, ağaç gölgesinde dinlenelim, doğal yerleri görelim modundayız. O yüzden Kaş gibi artık iyice rantlaşmış, kalabalık yerlerde gardımız düşüyor hatta geriliyoruz. Bir de aşırı sıcak olunca açıkcası hiç çekilmiyor. Buralarda yaşasam kesinlikle kışın ya da bahar aylarında gezerim.


Geldik bari günü bitirmeden bir yerlerde denize girelim derken halk plajını bulduk. Küçük ama çok güzel bir koy. Malesef duş yoktu. Epey bir yüzdük burada. Sonra biraz tepesinde çadır kuranları görünce biz de buraya konuşlandık. Mis gibi dalgaların sesiyle uyumak güzeldi. Tek kusuru, çadır için alternatif olmayınca kalabalık oluşuydu.





Giderken ünlü Kaputaş plajını gördük doğal olarak ama parkeden arabaları görünce durmayı bile düşünmedik. Ertesi sabah uyanıp yine güzel koyda suya girip çıktık bir kahvaltı ve istikamet Kaputaş. Erken gitmenin iyi tarafı uygun park yeri bulmak tabiki. Buralara gidiyorsanız dikkat edin yol kenarına park etmiş çizgiyi geçen araçlara ceza kesiliyor. Şehirlerarası yol ve epey yüklü bir cezaymış sanırım. 

Deniz bayıldı buraya. Epey kaldık burada da. Ama gün ilerleyip de güneş tepeye çıkınca biraz eziyet. Şemsiye var tabi ki de biz şemsiye gölgesini de sevmiyoruz. Tüm gün buralarda kalanlar nasıl dayanıyor bilmem. Öğlen dönelim deyince Deniz bey biraz surat yaptı bize. 


Kaputaş'a insanların olmadığı bir mevsimde gelip uzun pozlama çekim yapmak isterdim. Suyun rengi muhteşem.