.:

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Tatil bitti.....


Benim iskeletor oğlanlar. Devrim de ben de zayıf değiliz. Bizi ailecek görenler bunlara yedirmeyip her şeyi kendimiz tüketiyoruz sanacak:)))


Bir tatil daha bitti. Tatilin kötüsü olur mu? Olmaz sanırım. Biz bol bol yüzdük, yeni yerler keşfettik, epey yol katettik. Bol bol fotoğraflar çektik. Dün akşamdan beri evde bir faaliyet. Haliyle çamaşırlar, tozdan berbat olmuş evi temizleme (camlar kum dökmüş gibi) Devrim baba reçel kaynatıyor şimdi bahçede. Ben fotoğraflarımı bilgisayara aktaracağım diye kaçtım:)))
Yarın da işin tarla kısmı var. Bu sıcakta sulama fena koyacak bize...


Bir kaç su altı karesi ile fotoğraf olayına giriş yapayım dedim. Daha neler çekmişim bakamadım bile. Ama umarım iyi kareler çıkartmışımdır. Fotoğraf anlamında şanssızdık. Knidos'ta fırtına vardı resmen. Çekim zor oldu. Amos'da yıldız pozlayacaktım ama yine aşırı rüzgar. Tripot kurmak mümkün değil. Deniz nedense hep soğuktu bu yıl.



Neyse şimdilik balıklarla baş başa bırakayım sizi. Her ne kadar bizim makinanın performansı nedeniyle çok net olmasa da ne kadar çok oldukları ortada. Suyun altı tam bir görsel şölen. Atın beni denizlere, bırakıp gidin diyesim geliyor her girişimde.

19 Temmuz 2018 Perşembe

The Commune


The Commune, komün hayatı yaşamak...benem baştan reddedeceğim bir durum olurdu sanırım. Film 1970'lerde Danimarka'da geçiyor. Erik'e ailesinden büyük bir ev kalıyor. Eşi ve kızı bu evde yaşamak isterken Erik masrafları bahane ederek satılmasını istiyor. Sonuçta ortak arkadaşlarını arayarak komün hayatı yaşamaya karar veriyorlar.

Hep birlikte yene akşam yemekleri, sorumlulukların ve masrafın paylaşılması. Birinin yaşadığı sıkıntının yemek masasında tartışılması.


Bir yerde özel hayat diye bir şey kalmıyor. Bana oldukça ters bir durum. Neyse...zaman içinde Erik bir öğrencisiyle ilişki yaşamaya başlıyor ve ortaya çıkıyor. Eşi Anna onu da eve getirmesini teklif ediyor. Bu konu da masaya yatırılıyor ve o birliği ile yen kızın gelmesine karşı çıkılıyor. Ancak Erik, evin kendinin olduğunu hepsinin gitmesi gerektiğini söyleyerek komüne bir darbe indiriyor. Kız geliyor ama sonradan eş de tırlatıyor azıcık...


Garip bana göre olmazla dolu bir filmdi Komün. İnsanı düşündüren bir film. Seyredilmeli kesinlikle.

15 Temmuz 2018 Pazar

Madame


konusu;
Paris’te bir malikaneye taşınan Bob ve Anne, sosyeteden dostlarını akşam yemeğine davet eder. Çift 12 kişilik bir davetli listesi oluşturmuştur fakat son dakika eklenen bir konuk sayının 13’e çıkmasına neden olur. Bu durum uğursuzluk getirecek diye ev sahibini oldukça rahatsız eder. Sayıyı değiştirmeye karar veren ev sahibi, hizmetçisi Maria’nın da yemeğe katılmasını sağlayarak sayıyı 14’e çıkarır. Ancak önemli bir şartı vardır; Maria’nın yemek boyunca aristokrat bir zengin gibi davranması gerekmektedir. Yemek boyunca rol yapan Maria, sanat uzmanı olan konuk David ile yakınlaşınca olaylar farklı şekilde gelişmeye başlar.


Komik, eğlenceli, düşündürücü, hüzünlü bir film Madame. Madam yani Anne, sosyate olayına fazlasıyla önem veren bir kadın. Hizmetçisinin kendi camiasından bir erkekle ilişkiye girmesi onun için kesinlikle kabul edilemez.  Hele ki beğenilen bir kadın olması...

Bu nedenle bu ilişkiyi bozmak için çeşiktli yollar dener. Hatta Maria'yı eğitim masraflarını ödediği kızı ile tehdit eder.


Aslında Maria'nın düşmanı Anne gibi ama bence asıl düşman oğul rolündeki kişi. Çünkü Maria'nın saray ailesine mensup olduğunu söyleyerek sanat uzmanının ona yaklaşmasına neden olan kişi. Ve bunu sadece romanına konu bulmak için yapıyor. Böyle sevimli bir komedinin hüzünlü yanı yani...

13 Temmuz 2018 Cuma

Mola zamanı


Bir mola verme zamanı gelmiş. Devrim izin almış bir hafta Marmaris tarafına gideceğiz. Kuzeni orada noter olduğu için bize 3 yıldır yeni bir tatil rotası oldu. Yine Amos'a gideceğim inşallah. Hatta bu kez orada yıldız pozlama niyetim var. Bakalım kısmet diyelim...neden bilmem cidden çok istediğim şeylere hiç ulaşamam ben. Hep bir aksilik çıkar.


Bunlar geçen yıldan. Bu yıl ne tür karelerle döneceğimi bilmiyorum.



11 Temmuz 2018 Çarşamba

Dalida


Dalida, son zamanlarda izlemekten büyük keyif aldığım filmlerden biri oldu. Aslında içinde güzel müzik olan filmleri genelde severim ya.

Film, Kahire'de doğan, Fransızca, İspanyolca, Arapça, İbranice, Almanca ve İtalyanca şarkıları olan müzik ikonu Dalida'nın gerçek öyküsüne dayanıyor. 55 altın plak sahibi Dalida'nın yaşamı, gel gitli aşk hayatı, müziği, sıkıntıları ve ölümü...



Dalida'nın şarkılarının bazıları Türkçeye'de çevrildi. Aslında o şarkılarla büyüdük bizler. Palavra Palavra mesela...ama asıl olarak o şarkıları dinlesem de söyleyeni merak etmediğim için hayıflandım açıkcası. Bu kadar üne ve başarıya karşın çok mutsuz bir kadınmış Dalida. Yönetmenle yapılan bir söyleşi çok güzel özetlemiş durumu aslına;

"Benim anlatmam gereken sadece bir kadının öyküsü değildi; aslında mutluğu hiç bulamamış bir kadının öyküsünü anlatmalıydım. Dalida’nın kendisinin de anısının da hakkını vermeliydim. İnsanların onun gerçekte kim olduğunu anlamalarını ve son umutsuz hareketini de affetmelerini istedim. Talihsizliğinin kurbanı olmuştu Dalida, Şöyle ki pek de modern olmayan zamanlarda yaşayan modern bir kadındı. Eğer dünyaya 25 yıl daha geç gelmiş olsaydı, evlenmese de bebeğini doğurabilir ya da sağlıksız koşullardaki kürtaj nedeniyle kısır kalmayabilirdi. Genç erkekleri seven bir kadın olabilir ve kimin ne diyeceği önemli olmayabilirdi. O zaman – belki – intihar edecek kadar çaresiz ve mutsuz olmazdı."


Film orjinalinde 3 saatmiş. Tamamını izlemek isterdim ben.


10 Temmuz 2018 Salı

Fıstık ezmeli kurabiye


Yaz tatili ve çocuklar evde. 2 delikanlının canı sürekl bir şeyler istiyor.  Bu ara bir de kahve olayına takıldılar. (Tabiki kahve miktarını çok az tutuyoruz) Yanına kurabiye pek hoşlarına gidiyor. Zaten anneleri de kurabiyeci olunca yapmak şart:))


 Geçen klasik un, kakaolu kurabiyeler yaparken yeni bir deneme de yaptım. Evde çiğ fıstık vardı, onu rondodan geçirip fıstık ezmesi denemiştim. Ama sürmelik olmamıştı, pütürlü bir kıvamı oldu. Bunu kullandım kurabiyede.
Yarım su bardağı sıvı yağ, kabartma tozu, göz kararı fıstık ezmesi, yarım çay bardağı şeker, aldığı kadar un. Kıtır kıtır gayet lezzetli bir kurbiye oldu.


8 Temmuz 2018 Pazar

Arif v216

 . Benim film zevkim evdekilere uymadığı için genelde tek başıma izlerim. "Limonata tadında film maratonu" için seyredeceklerimin bazılarını ise birlikte seyretmelik seçmiştim. Arif v216, ev halkıyla birlikte seyretmek için seçtiğim bir film.


Pek çok kişinin aksine ben bir Cem Yılmaz hayranı değilim. Hatta yıllar önce İstanbul'da canlı performansını izlemeye gitmiştik eşimle; O dahil neredeyse tüm salon adam çıkar çıkmak kahkahayla gülmeye başlamıştı. Kendimi uzaylı gibi hissettim ki gösteri boyunca da epey bir " bu adamlar neye gülüyor" moduldaydım...

Neyse film fena değildi diyerek asıl konuya gireyim. Çok az ömrü kalan ve insan olma hayali robot 216 dünyaya Arif'in yanına gelir. Ama mahalleli bir robotu istemez ve macera başlar. Zaman makinası ile yanlışlıkla geçmişe dönerler. 216'nın robot olduğunu anlayan bir işadamı onu çoğaltmak ister. Arif ise arkadaşını kurtarma derdindedir...


Filmdeki en sevdiğim sahne Sadri Alışık'ın oğlunun sünnet düğünü oldu. Salonda Ajda Pekkan'ından Filiz Akın'a Ayhan Işık'a kadar pek çok sanatçıyı görmek mümkün. Onun dışında klasik Cem Yılmaz filmi denebilir sanırım.

6 Temmuz 2018 Cuma

Doğadan kareler...


 Havaların iyice ısınmaya başlaması ile birlikte doğadan fotağraflar da biraz azalıyor. Börtü böcek bulmak pek mümkün değil. Çiçekler de epey azalıyor malesef. En azından bizim buralarda. Bol su lazım, şebeke sulamasıyla olduğu kadar diyoruz biz...


 Yine de tarladan-bahçeden kareler hala çıkıyor...




4 Temmuz 2018 Çarşamba

American Honey


Amerikan Honey, bir Amerikan rüyası filmi. Yaşadığı hayattan bıkmış olan Star, karşısına bir anda çıkan Jack'in cazibesine kapılır ve onun peşinden gider. Kim olduklarını bile bilmeden katıldığı grup ise kapı kapı dolaşıp magazin üyeliği satan evsiz gençlerden oluşmaktadır.

Yalan söyleyerek, kendilerini acındırarak ya da cazibelerini kullanarak o gün için gereken üyeliği satmaları gerekiyor. Çünkü yine işin içinde para ve patron var. Otelde kalmak, bir yerler bir yere gitmek hep parayla. Kazanılan paranın yüzde 20'sini alabiliyorlar ancak. 

Sasha Lane bence rolünde çok iyiydi. İçine girdiği duygu durumlarını gayet iyi yansıttı.

Uzun bir film, belgesel bir havası var. Amerika'nın evsiz, geleceksiz belki de umutsuz gençlerini yansıtıyor sanki. Günü gününe yaşıyorlar.

Bu tür filmleri seviyorsanız ve uzun film seyretmekten sıkılmıyorsanız bir bakın derim.


3 Temmuz 2018 Salı

Kontrbas

İncecik sadece 58 sayfa  bir kitap Kontrbas. Patrick Süskind'in yazdığı bir oyun aslında. 58 sayfacık (hatta kütüphaneye Deniz'le gitmiştim dalga geçti benimle) amaağır, birazcık sıkıcı hatta.

Ama (iki cümle arasında ama varsa ilki geçersizdir haliyle) sevdim ben. Oyunu seyretmek istedim her şeyden önce. Keşke buralara gelse, İzmir'deki bir tiyatro gündemine asla da izleyebilsem.

Tek kişilik bir oyun. İstemeyerek kontrbas çalmaya başlamış bir orkestra üyesi, kısacık bir zaman diliminde anlatıyor da anlatıyor. Hayatını, ne kadar sıkıcı olduğunu, sevdiği kadını...soprano sevdiği kadın, O'na hiç bakmıyor varlığının farkında bile değil. Ama O Sarah'a sarılır gibi sarılıyor kontrabasına.

Kitabın dili öyle ki bıkıldğınız kadar oyunu izliyorsunuz adeta.  

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Arrythmia






 Çok gerçekçi çok hayatın içinden bir film Arrythmia. Kuralları boşverip kendini hastalarına adamış bir ambulans hekimi Oleg ile, kocasının kendisi ile ilgilenmediğini düşünen bir acil hekiminin hayatı.

Film bize Rusya'daki sağlık hizmetlerini, çalışanların hiç bir hakkı olmadığını açıkcası berbat şartlarda çalıştıklarını gösteriyor. durum cidden filmdeki gibiyse fena. Bizim berbat dediğimiz Türk sağlık sistemi bile daha iyi sanki. En azından çalışanlr açısından...

Rus sağlık sistemi arka fonu eşliğinde 2 acil doktorunun inişli çıkışlı ilişkisi anlatılıyor aslında. Esas oğlan Aleksandr Yatsenko, müthiş oynamış bence.  Hoş kadın karakter de çok iyiydi.




Seyrettikten sonra netten bakayım dedim film hakkında ne bol görsel ne de bilgi var. Ama IMDb puanı 7.6 idi. Epey iyi yani. Anladığım kadarıyla düşük bütçeli bir film. Aslında seyrederken de anlıyorsunuz bunu.

Bir yerde o yıllardar pompalanan vurdulu kırdılı, şaşalı Hollywood filmlerinin tek seçeneğimiz olmadığını gösteriyor. Son aylarda tercihim de hep farklı ülkelerin filmlerine kaydı aslında. İçlerinde çok güzel örnekler bunuluyor çünkü.

29 Haziran 2018 Cuma

steel wool


Bu cumanın fotoğrafları yeni öğrendiğim steel wool olsun. Türsçeye çelik yün olarak çevriliyor. Eğer size böyle ateş çevirecek birilerini bulursanız seyretmesi çok hoş çekimi kolay bir teknik...

Gerekli malzemeler; Bu işi yapacak bir gönüllü, tel yumurta çırpıcısı, ip ve bulaşık teli. Hani rulo çelik görünümlü bulaşık telleri olur ya onu bulaşık telinin içine yerleştiriliyor. Ucuna bağlanan iple çevriliyor. Tabiki önce tel yakılıyor.

Çekim uzun pozlama. Tel çevrildiği sürece çekim devam ediyor. bu nedenle Bulp modunda çekim yapılıyor. Tripot önemli tabiki. Yukarıdaki İnciraltı'nda ilk denemeden bir kare. Onu gördüğünde Deniz'in çok ilgisini çekti. İkinci kez seçim günü bir çalışma ayarlanınca bu kez birlikte gittik. Biz oy sonrası Seferihisar tarafına kaçtık. Akşam da grupla Azmak Koyu'nda çekim yaptık. Aşağıdaki de o çalışmadan...






Ve final Deniz'den...
Alttaki kare onun çektiği bir fotoğraf. Tripot bendeydi. Su damacanasını kullandık. Benim 550d ile çekim yaptı.


27 Haziran 2018 Çarşamba

Cloverfield Yolu No 10



Limonata Tadında Film Maratonu'na devam. Zaten bana kitap okumak ve film seyretmek için bahane olsun. Balıklama atlarım...
Hele bir de Dünya Kupası var ya. Evin erkekleri akşam maç seyrederken ben de laptoptan film bakıyorum rahat rahat. Değilse tek başına film seyretmek biraz ters oluyordu...

 Cloverfield Yolu No 10 filmin gerilim türünü sevdiğim için seçmiştim. Başta gayet güzel güzel beklentilerimi karşılayan film sonda cozuttu resmen..

Bir trafik kazası geçiren Michelle, gözlerini açtığında yer altında, zincirlenmiş olarak bulur kendini. Kaçma girişimleri vs. derken onu tutan kişi "büyük bir kimyasal saldırı olduğunu ve kimsenin yaşamadığını" söyler. Michelle önce buna inanmaz ama orada bulunan ve kendi kendine sığınağa sığındığını söyleyen diğer kişiyi de görünce durulur.

Bir nevi güvenli sığınakta mutlu mesut yaşarken kadının aklına yine kaçırıldığı fikri yerleşir ve kaçma planı yapar.


Buraya kadar her şey iyi. Seyirci olarak ekliyorum ki kaçırılmış ve dışarıda her şey yolunda. Ama dışarı çıkışı benim için tam süpriz oldu...neyse seyretmeye niyeti olanlar için süprizi bozmayayım. Ama ben pek sevmedim.


26 Haziran 2018 Salı

Dut pekmezi yapımı


Tamam bu ara birazcık tembelim ama nedeni hobilerimin yön değiştirmesi. Fotoğrafçılığın şu aralar ağır basması..ama boş da durmuyorum. Mesela geçenlerde dut pekmezi deneyiverdik Devrim'le...


Bahçede 2 tane yetişkin dut ağacı var. Biri ön tarafta, dutlar okul zamanı olduğu için çocukların sevgilisi o ağaç. Şu öndeki dikkatli bakınca aralardan çocuklar görünüyor:))

O ağaçtan pek dut yiyemiyoruz o yüzden. Ama arkadaki göz önünde değil. Bir de bina yapılınca güneşi azaldı diye sanırım iki bina arasına doğru büyümeye başladı. Meyveleri hep yerlerde. Dut zamanı ağacı silkeleyelim dedik. Bir dünya yenmez. Pekmez ilk kez o zaman aklımıza geldi. Onları dondurucuya kaldırdık. Birkaç gün sonra yeniden silkeleyip pekmez yaptık.


Dutla aynı ölçüde su bir tencerede odun ateşinde kaynatılıyor. Dutlar şekerini suya verince tencere ateşten çekiliyor. İyice süzdürülüp yeniden kaynamaya bırakılıyor. Kimi yerde az kaynatıp güneşte kurutuyorlarmış. Bizim buralarda toz olayı olduğu için biz iyice kaynattık. Acayip tatlı bir şey oldu...


25 Haziran 2018 Pazartesi

Cold Skin


Dünyadan uzak, bir sonraki geminin 1 yıl  sonra geleceği ıssız bir adada hava gözlemciliği yapmak. İçinde kan, yaratık, şiddet olmasa bile yeterince kötü bir duygu.

Birinci Dünya savaşı yıllarında, bir gözlemci Güney kutup dairesinde, 1 yıl sürecek görevi için karaya ayak basıyor. Filmin başında anlıyoruz ki adam görevine çok hevesli. Bir önceki meteorologun ortadan kaybolmasına karşın rahat.

Ama gece olunca hiç ummadığı bir şiddete maruz kalıyor. Ne olduğunu bilmediği yaratıklardan kaçmak için fenerin bekçisinin yanına taşınıyor.


Bu ara ne çok yaratık-bilinmeyen varlık  filmi var. Sinemada yeni bir akım mı acaba?

Burada da klasik bir konu ama bu kez bu yaratıkların sömürüsü var işin içinde. Bizden farkı olan şeyler kötüdür mantığını çok güzel vurgulamış aslında film. Şiddet-saçmalık gibi seyretmemeli. İçinde barındırdığı güzel bir mesj var. Doğru vurgulamalar var.