.:

28 Temmuz 2019 Pazar

Olympos Antik Kenti ve sahili


Yeniden merhaba. Ben daha haziran başındaki gezimizi tamamlamadan yeniden bir haftalık bir tur yapıp döndük. Bu kez 3 gün çadır, 3 gün bir tanıdıkta kalma şeklinde oldu tatilimiz. Haliyle çocuklar daha mutlu:)))

Geçen geziden yine çok merak ettiğim bir yer olan Olympos'u paylaşayım bugün. Likya yolu sınırları içinde bir tarihi kent burası. Sahile sıfır kurulmuş, bir köprü ile ikiye ayrılan antik kentin, MÖ 168’de Likya Birliği’nde üç oy hakkına sahip 6 şehirden biriydi.

 
Yapılan arkeolojik kazılar, Akdeniz’e açılan Olympos’un önemli bir liman kenti olduğunu ve kentin ortasından geçen Olympos Çayı’nın gemilerin girdiği liman özelliğine sahip olduğunu göstermiş. Kentte kazılar hala devam ediyor bu arada. 


Antik kenti dolaşırken yolları, binaları çok net görebiliyorsunuz. Oldukça korunmuş burası. Sanırım liman kendti olduğu için de oldukça zengin bir yaşantısı vardı zamanında. Biz antik kentin içlerine doğru dolanırken hiç tahmin etmediğimiz yerlerde kalıntılara denk geldik. İçerilerdeki bir alanda göllenmiş buz gibi suya girmeyi de ihmal etmedik bu arada...
 



Kenti gezdikten sonra yolun sonundaki plaja da uğradık tabiki. Fazla kalabalık, fazla güneş. Bizim kriterlerimize çok uygun değil. Denizi orta karar. Ama sonrasında antik kentin içlerine yürürken biri bize tepeye ççıkmanın mümkün olduğunu söyledi. Surların tepesinden manzara işte bu. Muhteşem bir görüntü. (sıcaktan mutsuz bir Ada. Deniz bu aralar fotoğraf çektirmiyor. Kaçak çekiyorum)



19 Temmuz 2019 Cuma

Böcekler ve ben

Bu karede çekirge sol elimde, ben sağ elimde tttuğum makinayla çekim yaptım. Haliyle tek elle verilen güç ve titreme kaçınılmaz.  Bu arada çekirgeye "lütfen kaçma" diye yalvardığım ayrıntısı da var.)))


Üniversite sınavlarına hazırlanırken hedefim arkeoloji idi. Lisedeyken sanat tarihi ile ilgili kitapları okumayı çok severdim. Hatta sanat terimleri sözlüğüm vardı kitap gibi ara ara açıp okuduğum. Annem (biraz da mesleği benimsemediğinden sanırım) vazgeçirmek için "toprakta börtü böcek olur. Sen yapamazsın o mesleği" diye az telkinde bulunmamıştır.

Yani benim böceklerle aram hiç de iyi olmamıştır. Mümkün mertebe bulunduğum yerden onları temizler, gelmemeleri için ilaçlama yapar, öyle toprakla falan haşır neşir olmazdım. Ama işte şimdi bahçeli bir evde yaşamam, yetmezmiş gibi bir tarla edinmemiz...sıkıysa böceklerden kurtul. Fotoğraf çekerken bu canlıların aslında ne kadar sevimli ve kaprissiz modeller olduğunu keşfettim. Sonuç bir makro lensim olmasa da elimdeki imkanlarla olabildiğince çok çekmeye çalışıyorum onları. 

 Üzümü eve götürebilmişler miydi unuttum. Ama karıncaları çekmek ayrı bir zevk. O kadar hızlı kaçıyorlar ki.

 En güzel kareyi çekeceğim diye tırtılı elimde dolandırdığım doğrudur:))


Bunu çekme konusunda başta sorun yoktu. Fikir benden çıktı çocuklar yardım etti. Ama bir süre sonra benim mide kalkmaya başladı. Yani bazı böcülere dayanıklılığım sınırlıymış....

16 Temmuz 2019 Salı

Adrasan


En uzun kaldığımız yer Adrasan. 2 gece çadır kurduk burada. "Hadi gidelim artık" isteği Devrim'i sinir etti hatta. Bıraksanız tatili burada tamamlardı. Buradan ayrıldıktan sonra modunun düştüğü doğrudur. Ama daha ikinci günden geldik yani adam sevmiyor gezmeyi sanki:)))
Hala aklında Adrasan var. Yine gidelim diyor. Ama gidersek bizi bir hafta burada tutar orası kötü. Ben dolaşmayı, keşfetmeyi seviyorum. Devrim ve çocuklar pek benim kafada değiller. 


Yüzmek için güzel yer kesinlikle. Su tertemiz. İlk kez bir suda bu kadar çok vatoz gördüm. İrili ufaklı hem de. Devrim kaplumbağa da görmüş ya kamera tutukluk yapmış çekememiş. Neyse inanalım bari:)))


Ortasından dere geçen o derede yemek yenen yerlerin olduğu bir yer düşünün. Sahil şeridi dışı ya pansiyon ve çadır kampları ya da bu tür yeme içme yerleri. Her yer çiçeklerle kaplı. O kalabalığa karşın garip bir sakinliği vardı.



Vatozlardan bazısı.
Aşağıdaki cidden büyüktü ve yanaşmadık tabiki...



Hadi in aşağı sizin ikinizi çekeyim" dedim ama ben dalmayınca durum budur:)))

12 Temmuz 2019 Cuma

Böceklere devam


Kurşunlu Şelalesi'nde dolanırken denk geldik bu güzelliklere. Çok hareketli ve ürkekler. Biraz netliklerde kaçma olduysa da biz sevdik çıkan sonucu. Ve onlarla karşılaşmaktan büyük mutluluk duyduk.



10 Temmuz 2019 Çarşamba

Antalya- şelaleler


Antalya gezimizin daha en baştan belli olmazsa olmaz durakları şelalelerdi. Bir kere çocuklar çok seviyorlar şelale olayını. Bursa gezimize tüm yorgunluklarına karşın bayılmışlardı. Sonra ben uzun pozlama yapmak istiyordum.

İlk olarak Manavgat'a gittik ve tam bir hayal kırıklığı yaşadık. Tamamen ticarethane olmuş. Şelaleyi ara ki bulasın. Yıllar önce gitmiştim ve şelalenin içine kadar yerleştirilmiş masalarda alabalık yemiştim. Şimdi doğru dürüst fotoğraf çekmek bile mümkün değil.



İkinci olarak Kurşunlu Şelalesi vardı. Burası da aşırı kalabalıktı. Aşağıda Ada'nın fotoğraf çektirdiği yerde sıra vardı mesela. Yani uzun kısa pozlamalar hayal oldu benim için. Kesinlikle buralara tenha mümkünse kışın falan gitmeli. Uzak işte. Tek şelale çekmeye de teee oralara gidilmiyor.


Kurşunlu'da da yürüme yolları yapılmış ama nispeten doğallık da kalmış. İçerilere yürüdükçe yoğun yeşil bitki örtüsü, o sıcakta insanı rahatlatıyor. Bir de burada bir yusufçuk olayına takıldk ki epey fotoğraf çektik.



 Çocuklar da sevdiler burayı. Ayakları biraz suya deyince mutlu oluyorlar.





Ve Aşağı Düden Şelalesi. 40 metre yükseklikten denize akan şelale. Yukarı Düden kısmı kaldı malesef, yetiştiremedik. Ama bence bu da oldukça güzeldi. Ben daha önce görmemiştim. Şehrin içinde muhteşem seyirlik. Yazın belki çok fenadır ya Antalyalılar bu tür anlamlarda şanslılar. Hele kanyonları gezerken "ah" ettik Devrim'le. Yakın olsak sık sık giderdik diye...


Ve son olarak fotoğraftaki balıkçıyı kimler görecek bakalım. 


Bizim balıkçı burada işte...

5 Temmuz 2019 Cuma

Günün fotoğrafları çekirgeler olsun....


Bu yeşil ve kocaman ama cidden çok uzun bacakları olan çekirge cuma karelerinde yerini alsın. Çocuklar tarlada denk geldi. Haliyle hemen anne çağrıldı. Biraz çektik. Bu Ada'nın kolu.




 Çekmek tamam da çocuklar gibi öyle elime alamam. Hafi daha önceki yıllarda elime konan bir çekirgeyi çekmişliğim var da böyle tutmak. Şimdilik kalsın...


4 Temmuz 2019 Perşembe

127 saat


Yine birkaç yıl öncesine ait ama benim yeni izlediğim bir film. Hatta olayı duymamıştım da...
Film gerçek bir hikayeye dayanıyor.  Dağlara tutkun Aron Ralston'un kolu sıkşmış bir halde 5 gün mahsur kalmasının hikayesi...



Genç bir dağcı olan Aron, Utah yakınlarında yaptığı tırmanış sırasında gevşemiş bir kayaya basar ve kaya ile birlikte yarığa düşer. Kolu kayaya sıkışmıştır. Çeşitli yöntemlerle kolunu kurtarmaya çalışır. Yanında çok az su ve atıştırmalık olması da ayrı bir durum.


İlk başlarda tecrübesi ve bilgisi ile kendini kurtarmaya çalışırken zaman geçtikçe umutsuzluğa düşer. Geçmişe ait anılar ve halüsinasyonlar görmeye başlar. Durumun cidden  umutsuz olduğunu farkettiği an ise öyle kolay kolay yapılamayacak bir yola başvurur.

Filmi seyretmeden önce hikayesini okumadım ama böyle bir film çekilmişse adam kurtulmuş demekki dedim. Peki nasıl? İşte film bittikten sonra konuyu eşime anlatırken uyuyamıyacağım şimdi oldu tepkisi. Çünkü Aron kolunu keserek kurtuluyor o kayadan. Bu nasıl bir yaşam aşkı dedim. O sahneleri sinemada seyrederken bayılanlar olmuş en azından nette öyle yazıyordu. Ama o kadar da değildi bence. Tamam insanın yüzü buruşuyor da...
Ve bu kişi hala dağlara çıkmaya devam ediyor. 


Üstteki filmde oynayan James Franco, altta ise gerçek Aron.


1 Temmuz 2019 Pazartesi

Lybre ( Seleukeia) Antik Kenti


Köprülü Kanyın'dan çıktıktan sonra yine o yakınlarda bir antik kent olduğunu tabelalardan anladık. Bu arada Antalya civarında bu kadar antik kent olduğunu bilmiyordum. Hani öne çıkan birkaç tanesi hep gündemde ama bilmediğimiz ne çok kent varmış yörede...

Lybre Antik Kenti tabelasını takip ede ede dağın başına çıktık. Adı sanı bilinmeyen yerde kimseyi görmeyi beklemiyorken bizi 2 turist otobüsü karşıladı. Biz çıkarken yenileri geliyordu...

Fotoğraftan da anlaşılıyor ya oldukça korunmuş ve büyük bir kent. İlkolarak sizi bir kapı (o biraz haraptı) ve bu alan karşılıyor. Sonrası dağınık yapılar.


Orman içinde, çam ağaçlarının arasında kalmış epey bir yapı var burada. Biraz ilgisiz kalmış aslında. Büyüyen ağaçlar yapıların duvarlarına zarar veriyor. Antik kente giriş ücretsiz.


Manavgat Bucakşeyhler Mahallesi sınırları içerisinde bulunan Antik Kent, Manavgat’a 12 kilometre uzaklıkta. Kentt, hamam, iki katlı bir agora ve bir şapel kalıntısına ev sahipliği yapıyor.


Turistlere maymunla fotoğraf çektiren bir esnaf.

 Bu alanı çok sevdim ben. Ne olduğunu belirten bir tabela yoktu (ya da ben göremedim) ama oldukça iyi korunmuş...