.:

29 Kasım 2019 Cuma

Gölgeler


Bu yıl Göziemir Belediye'nin fotoğrafçılık kursuna gidiyorum. Dönem başında belli temalar seçildi. Yıl sonunda o temaya uygun sergi yapılacakmış. Gölge, yansımalar, kontras..Şimdilik bu üç konuda da çekim yapıyoruz. Haftada bir gün kentin sokaklarında dolanıyoruz. Benim gibi sokağa çıkıp fotoğraf çekmeye çekinen biri için iyi oluyor bu saha çalışmaları.

İşte o çalışmalardan bir kaç örnek olsun bugün sayfamda. Gölge hem şık hem zor bir konu. Yani çok gölge var etrafta ama estetik, ilginç, çarpıcı olanı bulmak lazım. Hafta sonraları da bireysel olarak denemeler yaptım. Onlar da başka bir güne olsun.









27 Kasım 2019 Çarşamba

Yağmurda Yarış Sanatı



 The Art of Racing in the Rain/ Yağmurda Yarış Sanatı, romantik filmler etkinliği için izledim. Öyle buram buram bir romantizm yok ama dibine kadar sevgi içeriyor diyebilirim.

Dün akşam izledim filmi. Sıcağı sıcağına paylaşayım ki bu sıcacık film aklınızın bir köşesinde bulunsun.


Araba yarışçısı olan Denny, bir gün öylesine yavru bir köpek alır. Filmin anlatıcısı da bu köpek yani Enzo. Tam bir araba yarışı hayranı haline gelen akıllı Enzove büyük aşkı Denny'nin arasına bir güzel kadın girer sonra. Enzo bu yeni kişiyi istemese de mecbur kalır. Üstüne bir de minik kız Zoe katılır aileye.

Filmde Denny ve Enzo arasında sevgi ve bağlılık, Denny ve Eve arasında sevgi var. Sıcacık bir filmdi bence. Evimde hiç hayvan besleyebileceğimi düşünmem. Enzo'yu gördükten sonra bir tane edinsem mi moduna bile girdim:)))




Film bir kitap uyarlamasıymış aslında. Yine bir filmden kitabını öğrenmiş oldum. Garth Stein bu kitabı izlediği Moğol belgeseli State of Dogs'dan ilham alarak yazmış.


25 Kasım 2019 Pazartesi

Cadı/Toraman


Okumalara ara vermesem de epeydir okuduğum kitapları paylaşmadığımı farkettim. Son kitap şenliğinde okuduklarım arasında belki de en sevdiğim olan kitabı anlatmak istiyorum bugün.

Benim okuduğum oldukça eksi bir baskı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın iki romanı var aslında kitapta. Cadı ve Toraman. İkisi de birbirinden keyifli hikayeler.

Cadı; genç yaşta dul kalmış Fikriye hanımın yengesi tarafından evlendirilmeye çalışılmasının hikayesi. Uygun ve zengin koca adayı Naşit Nefi Efendi ise bir çeşit cadı hikayesinin başrol oyuncusu. İlk karısının öldükten sonra cadı olup yeni karılarına musallat olduğu hikayesi yayılmış şehre. Kitap 1912 yılında yazılmış.

Toraman; Yine evlilik kurumunu eleştiren bir hikaye söz konusu. Biraz delice bir karısı ve iki çocuğu olan Şuayip Efendi, 60'ından sonra 19'luk bir genç kıza gönül verir. Kızın annesi hafif meşrep bir kadın. Bunu bildiği halde kızın mağduriyetine inanır ve onunla evlenir. Tabiki genç, güzel, alımlı ikinci eş ne derse emir olur.

Her iki kitabın da dili oldukça sade. İçindeki espriler sizi sesli bile güldürebilir. Komik, düşündüren, sorgulatan, yargılayan bir dili  var yazarın. Daha önce de okuiduğum kitapları varı ama bunları çok sevdim.

20 Kasım 2019 Çarşamba

Kahire Zamanı



Lise dönemimde olmayı planladığım meslek kesinlikle arkeologluk idi. Ve illa ki göreceğim ülke Mısır. 45 yaşıma geldim ne arkeolog oldum ne de Mısır'ı görebildim. Olsun hala bu ülkeye gitme şansım var. Ve Mısır'da geçen bir aşk filmi tabiki ilgimi çekti.

Kahire Zamanı filminde, Kanada’daki bir dergide editör olarak çalışan Juliette Grant, Birleşmiş Milletler görevlisi olarak Gazze’de çalışan eşiyle tatil yapmak üzere Kahire’ye gitmeye karar verir. Gegecikince arkadaşı Tarık'dan eşi ile ilgilenmesini ister. Eh aşk da bu nokta da başlıyor. Tarık ve Juliette, Kahire'de yaptıkları gezintilerde birbirlerine yakınlaşırlar.




Filmi nette ne seyretsem diye bakınırken denk gelmiştim. Ve aşk filmlerine çok meraklı olmasam da Mısır olayı, çöl, piramitler beni çekti. Sonradan nette baktım da genelde vasat olarak nitelendirilmiş film. Ama ben sevdim. Ve Jean Reno'dan sonraki ikinci aşık olduğum sanatçı Alexander Siddig oldu diyebilirim.


Aslında öyle çok ağdalı bir aşk söz konusu değil. Sonuçta evli bir kadın ve koca kişisinin arkadaşı söz konusu. Biraz durağan bir film hatta. Ama içinizde tatlı, keyifli bir his bırakan bir seyirlik bence.


18 Kasım 2019 Pazartesi

Ölümsüz Aşk


Biz kaza geçiriyorsunuz ve hiç yaşlanmamak gibi bir sonuç çıkıyor ortaya. Hele ki bu yaş 29 olunca aslında hiç de fena bir fikir değil. Gençsin, güzelsin, hep bu halde kalacaksın daha ne olsun...
45 yaşına gelince insan böyle düşünüyor, zaman hiç acımıyor insana...


Filmin gidişatında Adaline Bowman için durum pek öyle değil. İnsanlar yaşlanırken hep genç kaldığı için uzak ve izole bir yaşamı sürmek zorunda kalıyor. Hatta sürekli ev-şehir değiştirmek durumunda kalıyor. İnsanların bu durumu farketmemesi için hep dikkatli davranıyor. Ve hiçbir zaman kalıcı bir ilişkisi olamıyor.

Aslında bir kızı olan, kızı artık kendisinden oldukça yaşlı olan Adaline, 100 yaşının üzerinde ise tanıştığı kişiye aşık oluyor. Malesef bu kişinin babası eski erkek arkadaşlarından biri.


Güzel bir kadın, değişen zamanlar, hoş bir aşk hikayesi. Kendini seyrettiren keyifli bir film.
Adaline rolündeki Blake Lively gerçekten zarif bir karakter çizmiş ki fimi seyrettiren unsurlardan biride buydu bence.


15 Kasım 2019 Cuma

Martılar




Geçen hafta sonu Deniz Gölet'te satranç turnuvasına gitti. Burası Buca'da yapay bir göl. Aslında oldukça güzel bir yer olmasına karşın biz anca böyle bir neden olunca gidiyoruz. Hiç park alanlarına vakit kalmıyor.

Neyse takılırken ben de biraç çekim yaptım. Eşimin eski zenit makinası ile birlikte aldığı manuel bir tele var. Onunla çektim bu martıları. Aşağı yukarı 1 saat aynı noktada durup, kuşları gözlemleyerek hareketleri yakalamaya çalıştım.

Yakınlaştırma iyi de lens manuel ve netlik çok iyi olmadığından azıcık flu karelerim. Yine de hareket olayı iyi.




12 Kasım 2019 Salı

Romantik Filmler etkinliği


Sevgili Sibel güzel bir etkinlikle yılı bitiriyor. Romantik filmler izliyoruz. Sayı olayı yok. Animasyon, çizgi, siyah-beyaz ayrımı yok.

Böyle birlikte kitap okuma, film izleme etkinliklerini seviyorum. Bugün ne izlesem sorusuna da çözüm oluyor bir yerde. Kasımda aşk başkadır diyenlerdenseniz etkinlik tam size göre. Hoş ben çok romantik film seyreden biri değilim ama keyifli olur diye düşünüyorum.

İlk etapta aklıma gelen ve seyretmeyi planladığım filmler ise.....






11 Kasım 2019 Pazartesi

Ev yapımı tahin helvası


Hiç tatlıcı bir insan olmadım ama enderolarak sevdiğim ve dayanamadığım bir şey varsa o da tahin helvasıdır. Benim zaten tatlıcı olan evin erkekleri ise haliyle hiç hayır demezler. Marketten alırken hip suçluluk hissettiğimi için evde yapılır mı diye nette biraz araştırdım. Epey bir yapan varmış. Kimi tarifi sevdim kimini benimsemedim haliyle. Meseya 200 gr tereyağ ya da margarin koyanlar var ki ne anladımk evde sağlıklı helva yapmaktan o zaman.



Sonuçta ondan bundan kendim birşeyler yapmaya çalıştım. 2 su bardağı un, 2 kaşık tereyağı, 2 su bir buçuk su bardağı tahin, 2 kaşık harnup tozu ve yarım su bardağı pudra şekeri.

Önce unu tereyağı ile kokusu çıkana kadar karıştırıyoruz. Sonra içine pudra şekeri ve harnup tozunu ekleyip karıştırmaya devam ediyoruz. Şeker eriyince ocağı kapatıp birazcık soğutuyoruz. Ben rondodan çektim ki topaklanmalar varsa gitsin diye. Daha sonra tahini de ekleyip karıştırdım biraz. Streç film geçirdiğim bir kalıba iyice bastırarak döktüm harcı.

Ertesi güne kadar dolapta bekleyen sonuç budur. Biraz dağıldı keserken. Yağın az oluşu mu neden bilemiyorum. Çocuklar tahin helvası tadı var dediler ve epey severek tükettiler. Yeniden yapılacak yani.  Dediğim gibi tarifleri kendime göre uydurdum. Şekeri ve yağı azalttım. İçine harnup tozu ekledim. Bir de ceviz ekledim ki severim cevizi. Mesela şeker az olduğu biraz bal dökerek ikram ettiğim oldu.




5 Kasım 2019 Salı

Kar Küreyici

 Genelde bilim kurgu seyretmekten çok zevk aldığım bir tür değildir. Kimi saçma gelir hatta. Ama Kar Küreyici ender olarak sevdiklerim arasına girdi.

Film 2031 yılında, küresel ısınmayı durdurmak üzere yapılan ancak yanlış giden bir deney sonucu  trende yaşamak zorunda kalan insanlarla ilgili. Dünya yeniden buzul çağına girdiği için yaşayan az sayıdaki insanın trende kalmak zorunda olduğu gibi bir durum söz konusu.


Sürekli hareket halindeki tren kastlara ayrılmış durumda. Tıpkı dünya gibi. Trenin elitleri kıdemlerine göre ön vagonlarda yaşıyorlar. Daha alt tabaka ise arka vagonlarda. Bu duruma son vermek isteyen arka vagon halkı isyan hazırlığı içinde. Bu tür konuların doğal gidişatına uygun olarak da bir kahramanımız var.



Oldukça mide bulandırıcı (yemek mesela) ayrıntıların da olduğu film insanı biraz düşündürüyor aslında. Her ne kadar gelecek söz konusu edilse de halihazırda yaşadığımız dünyadan pek bir farkı yok trenin. İmtiyazlılar, onların önüne verdikleri ile yaşamak zorunda olanlar, iyi eğitim alanlar-çalışan çocuklar, Sosyal hayatı olanlar, yaşamak için sadece çalışanlar...

Yaşadığımız zamanı daha kafaya vurur gibi beyaz perdeye aktarmış yönetmen.