.:

31 Ocak 2018 Çarşamba

Elde sıkım zeytinyağı

 Zeytinyağı, doğanın mucizelerinden biri sanırım. Hafif, lezzetli. Yıllardır yemeklerde sadece zeytinyağı kullanıyorum. Sadece balıkta ve keklerde çiçekyağı kullanır oldum. İyi gıda bulmak zorlaştı malum. Zeytinyağı için de geçerli bu. Kimi fabrikalarda başka yağlar karıştırılıyormuş.  Biz yıllardır belli yerden toplu olarak alıyoruz. Şimdilik memnunuz.

Bir de benim koca kişisinin keyfine çıkardığı yağ var tabiki. Üşenmiyor alet üretmeye çalışıyor olmadı elde sıkıyor yağını. Kendi ağacımızda yemeklik için topladıklarımızın dışındaki minikleri bu şekilde değerlendiriyor. 


Bir kaç pres denemesi oldu ama pek başarılı olmadı onlar. Yukarıdaki gibi bir matkap ucu (tabiki sadece bu iş için kullanılıyor)  ile önce zeytinleri iyice parçalıyor. Sonra temiz çuvallara aktarıp iyice sıkıyor.

Aşağıdaki gibi bir su çıkıyor bu işlem sonrası. Bu su bekledikçe yağ ile ayrışıyor zaten. Yağ üstte kalıyor (o aşamayı fotoğraflamamışım) sonra kavanoza aktarıyoruz. En üstteki bizim mahsül. Sanki zeytin gibi hoş aromalı bir yağ. Zaten az olduğundan bunu sadece salatalarda kullanıyorum ben.

Bu yıl çok yapamadı malesef. Vakit yetmedi. Bir taraftan böyle kendi gıdamızı hazırlamak çok iyi bir taraftan da o kadar vakit alıyor ki hafta sonraları başımızı kaşıyacak zaman olmuyor. Fotoğraf sanatımı icra edemiyorum koca kişisi yüzünden...

30 Ocak 2018 Salı

Altın Küre Çelinc-2-

 BENİ ADINLA ÇAĞIR

Konusu; Beni Adınla Çağır'ın öyküsü 1983'ün yaz aylarında geçiyor. Kuzey İtalya'da ailesiyle kırsal bir bölgede tatilde olan Elio (Timothée Chalamet) günlerini kitap okuyarak, kız arkadaşı Marzia'ya (Esther Garrel) zaman ayırarak geçirmektedir. Arkeoloji profesörü babasına çalışmalarında yardımcı olmak üzere oraya gelen Amerikalı doktora öğrencisi Oliver (Armie Hammer), Elio'nun hayata bakışını tamamen değiştirir. 1983 yazı, Elio'nun hiçbir zaman unutmayacağı bir yaz olacaktır.


Film izleyeceksem  ve aklımda belli bir seçenek yoksa İtalyan ya da Fransız filmleri ilk tercihlerimdir. Müzik, atmosfer, karakterler....bilmiyorum işte genelde seyredip de keyif almadığım yok sanırım. Beni Adınla Çağır (Call Me By Your Name)  bu anlamda 10 numara benim için. O mekanlar, mutlaka gitmeliyim bir gün oralara.

Film eşcinsel bir ilişkiyi anlatıyor.  İzledikten sonra film hakkında yorumlara baktım da ağırlıklı olarak bu duruma vurgu yapılmış. Doğal olarak eleştiriler de (filmi izlemeyin noktasında)  epey var. urada söz  konusu olan 17 yaşında bir genç. Yani romantizmin doruklarında olması gereken bir yaş. Ama ben romantizmin dozunu o kadar etkileyici bulmadım. Bu temada Brokeback Dağı filmini çok daha başarılı bulmuştum açıkcası.


Filmdeki anne  ve baba karakteri ise konudan bile absürttü. Yani ülkemiz koşullarına göre. Acaba kaç baba oğlunun karşısına geçip " içinden geldiğini yaşa" diyebilir. Ki ikisini tatile de gönderdiler....

Oskar adayları arasındaki film ayrıca Sydney Film Festivali’nde İzleyici Ödülü de almış...

29 Ocak 2018 Pazartesi

Altın Küre Çelınc



Sibelynka'nın gazına gelip hiç anlamadığı film anlatma işine giren şaşkın blogger modunda hissediyorum kendimi. Film izlemeyi severim. Kırmızı şarabım ve film ikilisini çok severim hatta. Devrim'le en uyuşmadığımız iki konudur belki de bunlar. Devrim şarap içmez ve benim seyrettiğim filmler onu hiç sarmaz.
Son bir kaç yıldır film seyretmek benim özel zamanlarım haline geldi ki fazlasıyla keyif alıyorum bu durumdan. Oytunla Hayat'ta gördüğüm 'Altın Küre Çelınc' olayına da balıklama atladım bu yüzden. Filmleri seyretmek tamam da anlatması nasıl olacak bilemiyorum...

GET OUT
Epey bir zaman önce izledim aslında. Siyahi bir genç Chris'in sevgilisi Rose'un ailesiyle tanışmak için  evlerine gitmesi ile gelişen olayları anlatıyor film.  sevgilisinin ailesinde bir tuhaflık olduğunu sezen Chris bir süre sonra mülkte kalmakta olan siyahi kişilerin bir bir kaybolduğunu öğrenir. Bunun üzerine tuz biber olan şey ise başka bir siyahi adamın kendisine iş işten geçmeden gitmesi yönündeki uyarısı olur. Chris bir şeylerin ters gittiğini sezmeye başladığında kurtulması sandığından çok daha zor olacaktır...
Jordan Peele imzalı korku türündeki yapımın başrollerini Daniel Kaluuya, Allison Williams, Bradley Whitford üstleniyor.



Gerilim dozu iyi bir film bence. Gerilim sevenler için çerezlik diyebiliriz belki. Ne çok korkutuyor, sizi uykulardan ediyor ne de 'öf bu mu' dedirtiyor...aslında ırkçılık olayı var işin içinde ama gerilim olayı bunu baskılamış sanki. En azından benim hafızamda ırkçılık vurgusu pek kalmadı.
Şöyle film hakkında bilgilere baktım bu yazıyı yazmadan önce. Epey hasılat yapmış ve puanları yüksek. Belki de korku türünü ırkçılık konusuyla birleştirmesi getirdi bu beğeniyi. Ama değiğim gibi belki algı belki alışkanlık ırkçılık konusunu daha çok dram türüne yakıştırıyorum ben.    


LADY BİRD


Konusu; Christine McPherson, namıdiğer “Uğur Böceği” son derece sevecen, dik kafalı ve iradeli annesi gibi olmamak için ne kadar uğraşsa da aynı onun gibidir. Uğur Böceği’nin hemşire olan annesi, eşinin işini kaybetmesinden sonra ailesini ayakta tutmak için yorulmak bilmeden çalışmaktadır. Sacramento, California’da 2002 yılında, hızla değişen Amerikan ekonomisinin ortasında geçen Uğur Böceği, bizi şekillendiren ilişkilere, bizi tanımlayan inançlara ve yuva adını verdiğimiz yerin benzersiz güzelliğine etkileyici bir bakış sunuyor.


 Sanırım hepimizin hayatından bir parça bulmam mümkün bu filmde.  Öyle klasik Amarikan rüyası değil film.  Bildiğiniz günlük ev halleri. Yoğun olarak çalışmak zorunda olan bir anne ve zengin hayatına özenen ergen kızı. Anne-kız arasında yaşanan gerilimler, gizlenen sırlar, es geçilen anlar...

Genel olarak genç kızın davranışlarını onaylamasam da (annelik işin içine mi giriyor ne) anne karakterinin bazı tutumları da fazlasıyla sertti. Seyrettiğim her karede kendimi de sorguladım. 2 oğlum var ve zaman zaman onlara davranışlarımı beğenmiyorum. Ne doğru ne yanlış karar veremiyorum azn. Bencil olmak istiyorum....

Sık sık "bizim zamanımızda ergenlik icat olmamıştı" derim ben. Belki de vardı da daha bir baskılanmıştık açığa çıkartamıyorduk kim bilir. Ama şimdiki çocuklar daha rahatlar. Duygularını-isteklerini söyleyebiliyorlar. Hani bencil tarafım baskın olunca sinir bozucu bir durum. Mantığım devreye girince çok memnunum bundan. Ada o kadar olmasa da Deniz bizi zınk diye yerimize oturtur kimi zaman. Öyle net ve kararlıdır. Hayatta ayakları daha sağlam yere basar.

Bence seyredin bu filmi..... 




26 Ocak 2018 Cuma

İnciraltı klasiği...


Benim canım bir yerlere gidip fotoğraf çekmek isteyince Devrim'in klasik önerisi İnciraltı olur. Kolayına geliyor sanırım...geçen cumartesi yine aynısı oldu ama bu kez ben cırladım ve soğuğa karşın mızmız erkekleri daha uzun mesafe yürüttüm. Sonuçta hepsi memnun kaldılar. Burada flamingo olduğunu bilmiyorduk mesela. Yukarıdaki kare pek bir mutlu etti beni...


 Bu yine günü süprizi oldu. Devrim balık-ekmek alırken zenit'in telesini takıp tekne üstündeki martıları çekmeye başladım. Çok güzel kareler çıktı ortaya.
Urla'da olduğumuz için fotoğrafları işleyemedim henüz. Devamı sonra gelecek yani...



24 Ocak 2018 Çarşamba

Hadi film izleyelim


Bir örgücü olarak başladığım blog hayatında daldan dala atlamaya devam. Artık evde örgü kullanan kimse olmayınca odunlarla aşkım başladı. Odunlarımı paylaşıyorum bol bol. Okumak zaten vazgeçilmezim;denk gelmediğim ama çok sevdiğim kitapları da paylaşır oldum. Hoş kitap blogları kadar hakkını veremiyorum sanırım. Son bir kaç yıldır da film seyretmeye takmış durumdayım. Ev halkıyla zevklerimiz uymuyor, laptopumu açıp takılıyorum.
 Oytunla Hayat arkadaşımızda bir etkinlik gördüm filmlerle ilgili. Hadi bakalım dedim Altın Küre Çelinç'ine katıldım. Ayrıntılar sibelynka bloğunda. 32 tanecik film varmış. Şimdilik 1 tane izledim. Tatil sonrası daha hızlanırım sanırım.

(Görseli Oytunla Hayat'tan aldım. Evden uzakta  Q klavye eziyeti altında azıcık kolaya kaçtım....)

Lady Bird
Darkest Hour
The Leisure Seeker
Get Out

I, Tonya
In The Fade

3 Billboards Outside



First They Killed My Father

The Florida Project

Call Me By Your Name




Ferdinand

Baby Driver




All The Money In The World

Battle of The Sexes

A Fantastic Woman 


Downsizing

Dunkirk
Phantom Thread

Molly's Game



Mudbound

Roman J.Israel, Esq.

The Disaster Artist



Loveless

Loving Vincent



The Shape of Water

The Breadwinner

Victoria & Abdul



The Square

The Boss Baby

The Greatest Showman



Coco
 The Post

19 Ocak 2018 Cuma

Deniz yıldızları



Şubat ayı geldi mi benim deniz krizlerim başlar. Aslında havaların en soğuk olduğu zamanlar ama son dönemeci geçmek gibi birşey bu benimki. Yaza ne kaldı değil mi?



 Denizyıldızları sınıfından yıldız biçiminde, beş kollu, kayalıklar üzerinde yaşayan derisidikenlimiş. İç organlar kollara kadar uzandığından kopan yerlerini yeniden onarabilir ve eşeysiz olarak üreyebilirlermiş. Bu canlıları merak edenler bilgilere buradan baktım. 

 Fotoğraflar bizim çeşitli zamanlarda denk geldiğimiz deniz yıldızları.


17 Ocak 2018 Çarşamba

Rulolardan puf yapımı


Epey bir zamandır nedense üstümde bir ağırlık var. Genel olarak ev işi, yemek, spor ve kitap okuma yapıyorum ama onların dışında tık yok. Hadi Saadet deyip duruyorum kendime. Yine geçen gün böyle bir zamanda bu minik puf çıktı ortaya.

Geri dönüşüm sevip biraz da çöpçü olunca insanlar "sen bunula bir şeyler yaparsın" deyip ellerindekini veriyor. Bu rulolarda öyle geçti elime. Abimler Doğa'nın bir ödevi için toplamış ama yumuşak olanlardan değil oldukça sert ve formu bozulmuyor. İşlerine yaramamış bana verdiler. Nerdeyse 1 yıldır alt katta duruyordu. Bir neyi yayıntı oluyordu artık. Ne yapsam diye pinterestte dolanırken elimdeki miktarla ancak  puf yapabileceğime karar verdim. Çok güzel bir koltuk beğendim aslında ya genişliği de az bunların.
  
 Fotoğraftaki gibi 2 tane çıktı. Alt ve üstüne karton yapıştırdım.

Yine elimde verilmiş bir yatak koruyucu vardı. Onunla kapladım önce ruloların üstünü ki yumuşak olsun. Sonra da kırmızı polarla. O kadar da ölçtüğüm halde (zaten polar dikmesini hiç beceremedim) yine de yamukluklar oldu. Zaten belli de oluyor.
(Koltukların yastıkları da orjinal rengi değil. Kareli gibi yine kahverengi bir şeydi. Sıkıldım o renkten böyle kuşlu kuşlu kapladım kılıfları sonra)


12 Ocak 2018 Cuma

Pembe pembe....


Yıllarca pembe rengi sevmedim. Pembe herşeyden uzak durdum. Aslında çocukken pembe giydirilen çocuklardan da değildim ama ne bileyim sevemedim bu rengi. Hala da çok sevdiğim söylenemez. Ama en azından eskisi kadar düşman değilim...
Ama iş çiçeklere gelince sanırım renk ayrımı yapamıyorum. Hoş bu gülü ben dikmedim evin eski sahiplerinden kalma, duruşu çok hoş. Resmen ağaç oldu kendisi benim boyumdan uzun.
Mevsim değişikliği diyoruz ya şu an aşağıdaki gibi pembe gül. Bu fotoğraflar yeni, hafta içi çektim. Bir sürüde tomurcuk var üzerinde. Bakalım işin sonu ne olacak. Kışşız bir yıl geçirecek gibiyiz..



Kaç gündür bilgisayarımdan uzaktım. Pat diye açılmamaya karar verdi. Neyse eşim iş yerinde yeniden formatlattırdı. Evde karıştıramadım içinde arşivim var. Yedeklemediğim fotoğraflar vardı. Nese ki kaybım yok. Anladığım kadarıyla windows büyük bir güncelleme yapıyormuş, bu ara böyle giden pcler olmuş.

Bu farklı bir cins. Pembe mi olsam bordo mu karar verememiş aradda kalmış...

8 Ocak 2018 Pazartesi

Odun saksılarım....

Orunlarla ilgili herşeyi  seviyorm sanırım. Olsa odun birevde yaşamak isterdim mesela. İçini sevimli, renkli ve rahat döşeyeceksin ne hoş olurdu...neyse ben şimdilik küçük küçük odunlarımla idare ediyorum.
Yine epeydir istediğim odun saksılardan nihayet Devrim'e yaptırtabildim. Kesme işinde elektrikli testere kullanılıyor. Delikleri için de bir uç almıştık onunla yaptık. Ama çok zor oluyor  denedim gücüm yetmedi, çok zorlandım azıcık yer açana kadar.
Resimlerde görüldüğü gibi gayet en doğalından iki adet saksı. Biri, fotoğrafını görünce "ben bundan istiyorum" diyen anneme gitti. Şimdi ilk fırsatta bunların daha geniş deliklisinden yaptırmalıyım. Bu hafta sonu hava güzeldi ama yine yandaki inşaatla ilgili bir sorun yüzünden Devrim başka iş yaptı. Tarla çapalama zamanı gelmeden 3-5 tane yaptırırsam iyidir...


5 Ocak 2018 Cuma

Mevsim kış ama bitkiler baharı yaşıyor sanki

 Siz de farkında mısınız ikim ne kadar da değişti? Kış mevsimindeyiz, hatta oldukça soğuk olması gereken zamanlar. Ama bitkiler sanki baharmış gibi açıyor. Hatta bizim asmalar yapraklanmaya başladı ki ilk donda kesin giderler. Her ne kadar ben buz gibi soğukların olmamasından memnunsam da bu işin ticaretini yapanlar için durum fena aslında. Hatta geçenlerde haberlerde de vardı. Manisalı çiftçiler asmaların filizlenmesinden endişeli diye.

 Benim güller de mart-nisan modunda açmaktalar epeydir. Hatta bir tane gülde onun üstünde tomurcuk vardı ki çok ilginç yani. Bunlar taze çekimler....


 Nergisler messim çiçeği zaten...


2 Ocak 2018 Salı

Büyük Yolculuk




Büyük bir yolculuk anlatılan; bir vagonun içinde 120 kişi. Günlerce-gecelerce sürüyor yolculuk. Su yok, yiyecek yok. Varış noktası ise Alman kamplarıdan biri...

 Kitap otobiyografi aslında. Semprun, kitapta; çocukluğundan alıntıları, Fransa komünist Partisi üyeliğini ve direniş hareketini, ardından da Gestapo tarafından tutuklanarak Buchenwald toplama kampına gönderilişini anlatıyor. Bir vagona ancak ayakta sığabilen 120 insan ve yolun sonundaki çalışma kampı. Jorge Semprum, 2 yıl kaldığı kampta pek çok işkenceye tanıklık ediyor ve bir kısmını kitaba aktarıyor.

Kitapta beni etkileyen pek çok sahne oldu aslında. İnsanın insana yapabileceği en ağır işkencelere uğramış dönemin Yahudileri. Zaman aman insanın içini ağırlaştıran, yoran bir kitap. Yine de iyiki okumuşum dedim. Farkında olmanın önemine inanıyorum. Bilmenin....
 
"Yüzyılın en önemli olayı olan 1936-39 iç savaşı hakkında ne bir tasfiye hareketine girişildi, ne herhangi bir araştırma komisyonu kuruldu, ne de halk yığınlarını ilgilendiren tartışmalar yapıldı."(Semprun)
 
Malesef geçmişte olduğu gibi şimdi de insanlar yaşananlara gözlerini kapatıyorlar. Savaş bittikten sonra Alman halkı da "hiçbir şey duymadıklarını" söylemiş melesa...


"Özgür bir insan olduğum için hapisteyim, hapisteyim çünkü özgürlüğümü gerçekleştirmek, onu üstlenmek istiyorum."