.:

30 Nisan 2018 Pazartesi

Deniz anası....


 Geçen hafta Urla'da deniz sezonunu açmıştık. Kısa bir giriş olmuştu. deniz soğuk olduğu kadar şu deniz anası ile karşılaşmak beni rahatsız etti açıkcası. Zararlı mı değil mi bilemiyorum. Ama bu kadar uzun saçakları ve püskülü olana daha önce denk gelmemiştik. Bizden daha uzağa yüzen biri epey deniz anası olduğu söyledi. Umarım zararlı değildirler de denizlerimiz kirlenmiyordur...


27 Nisan 2018 Cuma

Morlu pembeli bir paylaşım olsun


 Bu cumanın fotoğrafları yine doğadan. Bahar tüm güzel renkleri ile görsel bir şölen düzenliyor bu aralar. Tarla da morlu pembeli yabani çiçeklerle dolu. Bir kaç haftaya iyice sıcaklar başlayınca hepsi kurur gider. Hatta İzmir şimdiden bile yanmaya başladı.





26 Nisan 2018 Perşembe

12 Kızgın Adam

12 Kızgın Adam, yeni bir film değil aslında; 1957 yılı yapımı. Dün seyrettik ve ben seyredilecek film aradığımda defalarca karşıma çıkmasına karşın neden inatla bugüne kadar izlememişim dedim.

Filmde babasını öldürmekle suçlanan Latin Amerika kökenli bir genç hakkında verilecek son karar işleniyor. 12 kişilik jüri bir odada toplanıyor. Biri dışında hepsi "suçlu" olduğundan emin. Bir an önce kararı mahkemeye bildirip günlük hayatlarına dönmek istiyor. Diğer jüri ise "Olaylardaki tutarsızlık, avukatın yeterince çaba göstermemesi ve gencin yıllarca ezilmesini" gerekçe göstererek biraz düşünmelerini istiyor.


Bir çocuğu idama götürmek bu kadar kolay mı olmalı? Orada olayı konuşurken kimi oyun oynuyor, kimi reklam filmini anlatıyor. Yani ciddi anlamda çocuğun suçlu olup olmaması umurlarında değil. Latin kökenli olması, serseri olması, daha önceden suç işlemiş olması yeterli. Amerikan adalet sistemine ciddi bir eleştiri var.

Filmde isimler yok. Bir kaç kısa sahne dışında tüm film bir odada geçiyor. Ama hem çekimler (bazen o kadar yakından çekimler yapılmış ki) hem konuşmalar...çok çok iyiydi bence. Mutlaka seyredilmeli.

25 Nisan 2018 Çarşamba

Odundan saksı

 Aslında bu çalışma için ne kadar benir ürünüm denebilir bilemiyorum. Ama yakılacak bir odunun saksı olabileceğini görmek gibi minik bir payım var işte...

Urla'da yol yapılırken bazı ağaçlar kesildi-budandı. Ortaya epey odun kalıntısı çıktı. Onları toparlarken denk geldim bu güzelliğe. Epey zaman oldu ama aleo veralarımı ayırma zamanı olmadığı için bekletiyordum. Geçenlerde iki tarafını talaş ve ağaç dolgusu ile kapatıp toprakla doldurdum ve çiçeklerimi diktim.



Bu da yeni aldığım bir sukulent. Evde mama tenekeleri vardı. 4 tanesini kırmızı ve turkuvaza boyadım pek bir sevimli oldular...

23 Nisan 2018 Pazartesi

Yelken Kayalıkları

 Geçen hafta sonu fotoğrafçılık kursu ile gittiğimiz bir nokta da Foça Yelken Kayalıkları idi. Uzun pozlama çalışılacaktı burada. Ben de uzun pozlama için gerekli nd filtre yok. Artık ne kadar olursa modundaydım. Ama bir abimiz bana lensini ödünç verdi. Nd filtre ile çekim yapmanın bir ilmi var, matematiksel hesapları var. Konuya hakim olmayan ben epey bir zaman filtreli çekim ayarlarıyla cebelleştim. Ve günün bonusu makinam ve uzaktan kumandam anlaşamadılar. Gardım düştü:(((

Ortaya beni çok tatmin etmeyen ama idare eden kareler çıktı...

 Ama gelelim buraya. Eski Foça ile Yeni Foça arasında bir noktada.  İlk kez gördüm ve bayıldım. Dar bir patikadan iniliyor koya. Göçmenler epey bir geçiş yapmışlar buradan ve patika açmışlar burayı bilenlerin dediklerine göre. Ama çöpler de var malesef. Tamamen kayalık bir koy. Yine de mutlaka gelip yüzmek istiyorum.


19 Nisan 2018 Perşembe

Nar Likörü

 Her ne kadar ilk olarak partakalı paylaşsam da likör maceramın ilk durağı nar oldu. Kesinlikle nefis bir tat....bu arada yukarıdaki karedeki renk oynanmış. Likörün tam rengi aşağıdaki gibi. Ben bardakla aynı olsun diye öyle yaptım.

 Tarif portakal likörü ile benzer.
3 litrelik cam kavanoza alabildiği kadar  narı tanelrini ve beyaz zarlarını ayıklayarak doldurdum. Nette baktığım bazı tariflerde narı dış kabuğu ile de eklemişlerdi ama ben acı olursa diye güvenemedim. 500ml etil alkol, 1 litre su, 2.5 su bardağı şeker (aslında tarifler daha çok diyor ama ben azalttım açıkcası) dal tarçın ve karanfil

Bunu epey bir kişi tattı ve hepsinden geçer not aldı.

16 Nisan 2018 Pazartesi

Aigai Antik Kenti


Fotoğrafçılık işini bugüne kadar okuyarak, fotoğraflara bakarak yürütüyordum. Geçen hafta kursa gitmeye karar verdim. Bugün ikinci derse gideceğim. Bakalım nasıl olacak? Tesadüfen kursun saha çalışması vardı dün. Devrim sınav gözetmeni olduğu için program olmayınca katıldım. Ve gördüm ki zilyon tane eksiğim var bu konuda. En başta bakmasını bilmiyorum...
 
Gezi duraklarından biri Aigai Antik Kenti idi. Oldukça geniş bir alana yayılmış ticaret merkezi burası. Manisa ile İzmir il sınırları arasında ama Manisa'da görünüyor.
Aigai, Herodot’un bahsettiği Batı Anadolu’daki 12 Aiol kentinden biriymiş. Kayalık bir tepe üzerinde bulunan kentin tarihi, M.Ö. 8.yüzyıla kadar inmekte. M.S. 17 yılındaki depremde büyük ölçüde hasar gördüğü ve onarım geçirdiği, Hellenistik dönemde ise önemli bir ticari merkez olduğu anlaşılan kentte kazı çalışması yapılmamıştır. Kazı çalışması yapılmamasına karşın yollar, hamam, tiyatro, agora duvarı gibi pek çok eser açıkça görülebiliyor. Kazı olsa kim bilir neler çıkar buradan.



13 Nisan 2018 Cuma

Yep yeni makrolarım






Geçen cumartesi yine tarladaydık ve tarla makro açısından beni fazlasıyla tatmin etti bu kez. Ben bir ara verip çiçek çekmeye çalışırken şu yukarıdaki vatandaş oradan bana bakıyormuş. Ne mutluluk:))))

Bu böcekleri o kadar az görüyorum ki. Epey bir çekmeye çalıştım tabiki. Çöktüğüm yerden kalkıp yoluma devam ederken bir baktım kolumda bir başka türü... "çabuk yardım, böcek" diye çığlık atan bir tip. Çünkü o kolumdayken tek elle çekim çok zor.

Ve aşağıdaki boşa giden bir kaç kareden iyi çıkanı. Deniz geldi o çekti sonra dikkatlice böceği yere düşürüp biraz da orada çektim.

Ve benimle dalga geçen aile üyeleri....





10 Nisan 2018 Salı

Deniz'in elinden kurabiye


Tamamen Deniz'n ellerinden bu kurabiye. Geçen hafta paylaşmıştım. Simit yaptığımız gün Deniz kurabiye de istedi. Ben üşenince "ben yaparım" dedi. İsmini de "evde ne varsa kurabiyesi" koydu.

Kafasına göre tamamen doğaçlama çalıştı. İçinde 1 çay bardağı kadar zeytin yağı, pudra şekeri (ne kadar eklediğini görmedim) 1'er çay kaşığı zencefil, zerdeçal, tarçın, tane haşhaş (kimyona da göz dikmişti de o olmaz dedim) 3 çorba kaşığı peynir altı suyu, 1 yumurta, aldığı kadar un.

Valla altından kalkamaz dediydim ya gayet güzel toparladı hamuru. Resimde görüldüğü gibi şekiller verdi. O'na göre şekeri biraz az olmuş bence tam tadındaydı. Kıtır kıtır ısırınca sanki içinde hafif boşluk oluşan bir kurabiye oldu.


6 Nisan 2018 Cuma

Bahçemden....


Günün fotoğraf kareleri bahçemden olsun bu cuma. Doğa iyice canlandı artık buralarda. Tüm çiçekler açıyor. Balkona çıktığımda mis kokular duyuyorum. Hele Sabahın köründe başka güzel.

Ada 7'de evden çıktığı için 6 gibi kalkıyoruz. O saatte balkondaki kokuları duymalısınız. Portakal çiçekleri nefis ötesi...



Leylaklarını Anlatıyorum
Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün
Onu saçlarından topladığın belli
Bir leylak bahçesisin karşımda
Böyle kucağında kalsa daha iyi
Bir vazoya bırakıp gidiyorsun
Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki
Önce renkleri gidiyor arkandan
Nesi varsa gidiyor soyunarak
Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf
Her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun
Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe
Yaprak yaprak gelişiyorsun
Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine
Ölümsüz bir mevsim oluyorsun.
RIFAT ILGAZ



5 Nisan 2018 Perşembe

Nadir Kitap alışverişimiz

 Son yıllarda hiç kitap almıyorum kendime. Şimdilik kütüphanede her istediğimi buluyorum. Ama Deniz için durum farklı. Tüm istedikleri yok. Sonuçta üniversite kütüphanesi. Harry Potter serisini bulmuştuk mesela.

 Türkçe öğretmeni Gölgelerin Efendisi serisinin birinci kitabını vermiş ödev olarak. Daha önce Ada'dan da istendiği için biz de vardı. Deniz'e doğum günü için istediği kitapları alacağımı söylemiştim. Salı günü geldi 12 kitaplık bu seriyi istediğini söyledi. Şöyle baktık nette malum tüm popüler kitaplar gibi tuzlu biraz. Nadir Kitap'a baktık 11 kitabı 107 liraya aldık oradan.

Daha önce de kendim için ve Deniz için bu siteden alışveriş yapmıştım. İçerisinde pek çok sahaf var. Kitapların temizlik durumu belirtiliyor. Mesela bizimkiler gayet iyi durumda. İletişimleri de gayet iyi. Daha önce istediğim bir kitap yokmuş hemen arayıp "paranızı mı iade edelim yoksa başka kitap mı ekleyelim " diye sordular...

Bir kitabı sevdi mi hastalık derecesinde okur. Bu da öğle yemeğinden bir kare. Tam O eve geldiğinde kargo geldi hemen serinin ikinci kitabına başladı...

4 Nisan 2018 Çarşamba

Dolu-Boş

 Bu aralar yeniden hobilere el atmaya başladım. Ama aynı anda bir dünya şeye birden el attım. Altlarından nasıl kalkacağım bakalım.

Ahşap defter kapağı yapma fikrimi hayata geçirdim geçenlerde. Öncesinde elimdeki bir malzemenin yakmaya nasıl tepki vereceğini  deneyeyim dedim. Sonuçta kıl testere ile kesim zor, işe yaramazsa hiç başlamayacaktım.

Denemelik dolu-boş şeysi yaptık. Tuvaletin kapısına koyduk. deniz pek sevdi. Renksiz buldu hatta; doluyu kırmızı, boşu yeşille boyadı. Biz girmişsek ve doluya çevirmemişsek de kızıyor iyi mi:)))

Yaptıklarımı bir düzene koyup tamamladıkça paylaşacağım...

2 Nisan 2018 Pazartesi

Deniz istedi gevrek yaptık bu kez...


Hafta içi çocuklara patatesli poğoça ve kek yapmıtım. Deniz öğlenleri yemeğe geliyor sıcak sıcak arada iyi oluyor O'na. Ada'da ertesi gün okula götürdü.
Neyse karnı doyan Deniz "anne sen böyle her şeyi yapıyorsun ya. Bir gün de gevrek yapsan olmaz mı" dedi gider ayak. Eee olur....


Her ne kadar mutfak olayından hiç hazetmesem de  çocuklar nedeniyle genelde ev yapımına yönelirim. Nedendir bilmem çok sevdiğim gevrek yapımına hiç bulaşmamıştım. Zor değilmiş...
Poğoça yapan herkes çok rahat kotarır. Ben çeşitli tariflere baktım ama tesadüfen denk geldiğim Refika'nın Mutfağı videosu asıl yardımcım oldu. Çok güzel bir anlatımdı...



Tam buğday unu kullandım. Rengi kepekli gevrekler gibi oldu ve acayip doyurucuydu. Bir tanesi fazla geldi. Mutfak tartım olmadığından gramla belirtilenleri göz kararı yaptım....
1 paket kuru maya
2 su bardağı peynir altı suyu (bu arada peynir yapımına da el attık da)
1 çorba kaşığı şeker, tuz
Aldığı kadar un
Yarım çay bardağı zeytin yağı


Kuru maya ile peynir altı suyunu mayalanmaya bıraktım bir süre. Su ılık olacak. Daha sonra diğer malzemeleri ekleyip hamuru yoğurdum. Un zaten klasik olarak kontrollü eklenmeli. Biraz sert bir hamur ama taş gibi de değil. O mayalandı iyice. Elimle tekrar yoğurup eşit bezelere ayırdım. 8 gevrek için 16 beze yaptım.
Her bir bezeyi  parmak inceliğinde rulo yapıp 2 bezeyi birleştirdim. Videoda çok güzel anlatılıyor. Ben o aşamayı çekemedim yaparken. Önce yukarıdaki gibi su ile seyrelttiğim pekmeze sonra da kavrulmuş susama buladım.


 Sonuç gayet tatmin ediciydi. Hele ki sanki hiç hamurişi yapmayan bir anneymişim gibi Deniz'in "Ada koş annem gevrek yaptı" deyişi muhteşemdi. Çayımızı demledik kahvaltılık hazırladık, öğleden sonra ziyafeti çektik kendimize. Babamız Ankara'daydı O tadamadı.

Cumartesiden beri de durup durup "senin gevrek güzeldi, doyurucuydu. Hiç kilo aldırmıyor, ondan yiyebilirsin" diye beni gaza getirmeye çalışıyor:))))

1 Nisan 2018 Pazar

Beni yoran 2 kitap...






Kitapta ismi hiç anılmayan bir çocuğun gözünden İkinci Dünya Savaşı anlatılıyor. Savaş başladığında anne ve babası tarafından güvende olması için başka bir yere gönderilen çocuk akıl almaz işkenceler ve sefalet çekiyor.
Kitabın sayfalarında ilerledikçe insanların nasıl bu kadar kötü olabileceğine şaşıyorsunuz. Kimi yerde mideniz kalkıyor kimi yerde sahneyi yaşar gibi gözünüzü kapatıyorsunuz....

1965 yılında yayınlanankitap döneminde çok tepki çekmiş. Hatta yazar da daha sonradan " Bu tepkilerin geleceğini bilsem yazmazdım" bile demiş.

Bu kadar işkence görmüş bir çocuğun (6 yaşında başlıyor köy köy-ev ev dolaşmaya) nasıl sağ kalabildiğine şaşıyorsunuz önce. Kimi kaynaklarda gerçek dense de bana öyle gelmedi. Belki başta öyle niyetlenilmiş ama sonradan şiddetin dozu abarılarak arttırılmış gibi geldi....




Tamamen tesadüf arka arkaya okuduğum 2 kitap dünyadaki bir savaştan Türkiye'deki diğer savaşa sürükledi beni. Kitap bir nevi artık iyice "ötekileştirdiğimiz" Doğu'yu anlatıyor. İşkence var, tecavüz var, dayak var, sindirme var...hangi düşünceden olursa olsun herkesin kabul ettiği bir gerçek Diyarbakır'daki işkenceler. Hatta Bülent Arınç bir söyleyişinde "“Cezaevinde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış, o kadar zorlamışlar ki ben de dağa çıkardım" demişti...

Hem konu acı hem dili de zor biraz.

Dedim ya arka arkaya iç sıkan-yoran iki kitap birden okudum. Dışarıda neredeyse fırtına modunda bir hava. Valla içim sıkıldı....