.:

18 Ekim 2019 Cuma

Günbatımı kareleri

 Buca, Mevlana heykeli

Fotoğraf çekmek güzeldir, keyiflidir. Ama günbatımında çekmek ayrı bir güzel. Kare genelde üzmez sizi. Doğru yerde konumlanmışsanız eğer, hoş kareler çıkacaktır kesin.

Bugün de çeşitli yerlerden ve zamanlardan günbatımı olsun dedim.

 Konak

 Vapurdan

 İnciraltı

Fethiye taraflarında bir yer

16 Ekim 2019 Çarşamba

Yeşil zeytin zamanı


Ege'de zeytin toplama zamanı geldi. Hatta birkaç haftadır pazarlarda yeşil zeytin toplanıyor. Biz genelde siyah zeytih yapıyoruz. Devrim yeşil sevmiyor ben her ikisini de yerim. Bana annem veriyordu yeşil. Bu yıl onu da kendim hazırlayayım dedim.

Önceki hafta (hani şu hırsız geldiği zamanki hafta sonu) topladım zeytinlerimi. Ağaca tırmanıyorsanız bu pet kesme çok işe yarar bir sistem. Takın ağaca, iki eliniz de size kalsın. Bizde daha öyle çok toplanacak ağaç olmadığı için tek tek topluyoruz.


Ben topladıklarımın bir miktarını çizdim. Bu yöntemde her zeytine 2 çizik atıp pet şişeye doldurdum. 2 günde bir suyunu değiştirdim. 10 gün sonra içme suyu ve biraz tuz ekleyip bıraktım. Hemen yemeyecekseniz iyice tatlanmasını sağlamamak gerekiyormuş (anne tavsiyesi)

Daha kısa sürede olsun diye biraz da kırdım. Onun suyunu her gün değiştiriyorum. Daha yeni yaptım aslında henüz tatlanmadı. Tatlanınca biraz tuz ve limon tuzu ekleyip yine içme suyunda bekleyecekmiş.



14 Ekim 2019 Pazartesi

Xanthos


Fethiye-Kaş arasında seyahat ediyorsanız yolunuzu mutlaka Xanthos antik kentine çevirin derim. Zaten yola çok yakın ve ulaşımı kolay bir antik kent. Antik Likya uygarlığının kentlerinden biri olan Xanthos hem tarihi hem de günümüze kadar kalan eserleriyle görülmeye değer bence.



Kent ikiye ayrılmış. Bir yolun bir tarafında eski kilise kalıntıları, yol var. Diğer tarafı ise daha zengin. Antik tiyatro, dikili yazıtlar, dikey mezar anıtlar ve başka kalıntılar bulunuyor. Pek çok kez istilaya uğramış kent tarih yazılarında acıların kenti olarak geçiyor.

Perslerin iİstila sırasında kentlerini savunan Xanthoslu askerler yenileceklerini anlayınca kadın ve çocukları öldürmüşler, sonra da kenti ateşe vererek intihar etmişlerdir. Bu korkunç olaydan kurtulan 80 kadar Xanthoslu aile, kente gelen göçmenlerle birlikte Xanthos’u yeniden inşa etmişlerdir.

Mesela  Harpy Monument adı verilen kaya mezarındaki tek parça mermer oda şu anda İngiltere'de. Antik kentteki alçıdan yapılmış bir örneği.Altta nette bulduğum bir kare. Yukarıda da benim çektiğim ir kare. Beyaz olan kısım. Oymalar, 1841 yılında arkeolog Charles Fellows tarafından Osmanlı makamlarından izin alınarak mezardan çıkarılmış ve İngiltere’ye götürülmüş.



Türkiye'deki pik çok antik kentin başına gelen burada da olmuş. Eserler yurtdışına çıkartılmış.  Likya kalıntıları 1838 yılında arkeolojik olarak değerlendirilmeye başlanmış. Charles Fellows, kazılar sırasında elde ettiği eserlerin önemli bölümünü Londra’ya götürmüş. Bu eserlerin tümü günümüzde Londra’daki British Museum’un Likya Eserleri Seksiyonu’nda sergilenmekte.



Biz aşırı öğle güneşi altında gezmek zorunda kaldık malesef burayı. Aslında tatil boyunca bu sıkıntıyı yaşadık. Yine de gezmekten keyif aldığım yerlerden biri oldu. En üstteki kareye bakmayın orada bulutlu bir ekleme yaptım. Güneş tepemizdeydi aslında.


9 Ekim 2019 Çarşamba

Çikolatalı kurabiye



Mutfak işlerinden pek bir zevk alan ben okul açıldığından beri her hafta yoğun biçimde hamurişi yapıyorum!!!
Ada bu yıl lise sonda. Deniz'de liseye başlayınca oh ben öğle yemeği yapmaktan kurtuldum moduna girmiştim. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Deniz önce yemekhaneden yeme modundaydı. Ama sonradan vazgeçti. Okul tanışma toplantısında öğünü 6.5 lira olarak açıkladığı yemeği, okul açılınca 12 liraya çıkarttı. Bir de dönemlik alınacak olunca bizimkine uymadı. Yani aylık olsa belki yemekleri sevmez falan çocuklar.  Deniz'in böyle durumlarda hem cimriliği tutar hem de kızar niye baştan denilene uyulmadı diye. Ne desek razı edemedik meyve yerim yine de almam deyince iş bana kaldı.
Ada zaten geçen yıldan beri terketti yemekhaneyi.


Sonuçta ben haftada en az bir gün birkaç çeşit hazırlıyorum. Hep aynı şeyler olmasın diye de arayışlar, denemeler. Çeşit ne kadar çoksa o kadar mutlu çocuklar. Yaptıklarımın hepsini çekmiyorum. Kimi klasik zaten. Bir de genelde (akıllı sayaç var bizde) gece 10'dan sonra pişiriyorum. Kim uğraşacak o saatte.

Bu da bu kapsamda yapılan taş çikolatalı kurabiyelerimiz. 
1 su bardağı sıvı yağ, 1 çorba kaşığı granül kahve, 1 yumurta, 1 su bardağından az şeker, aldığı kadar un, göz kararı renkli taş çikolatalardan. Malzemeleri yoğurup şekil verip pişiriyoruz. Zaten mutfak işlerini sevmeyen ben hamurişlerini geç saatte yapınca şekilleri en kolayından seçiyorum.


7 Ekim 2019 Pazartesi

Patara

(Antik tiyatro ve ilerisinde Parlamento Binası.)

Likya'nın en önemli ve en eski kentlerinden biri; Patara. Fethiye-Kalkan arasındaki antik kent, Xanthos vadisi'nde denize açılan tek yer olduğu için tarih boyunca değerini korumuş.

Kent tarihte hem önemli birliman kenti durumundaymış hem de Apallon'un kehanet merkezlerinden biri. 1988 yılından beri devam eden kazılarda, pek çok yapı günyüzüne çakırtılmış. Ama sanırım daha onlarcası hala toprak altındadır.


Parlamento binasından 2 kare. Yakın zamanda restorasyon geçirmiş. Bu yüzden yapı fazla yeni görünüyor. 

 Girişteki kapı.

Antik kentin ana caddesi de tüm görkemiyle ayakta. Sarım yakında sulak bir alan var. Yaz sıcakları olmasına karşın sulu bir alan ve bol miktarda kurbağa vardı.
 


Patara'nın antik kentinden ziyade ünlü olan kısmı plajı aslında. Her ne kadar bize hitap etmese de Türkiye'nin en güzel plajlarından biri olarak kabul ediliyor. Gelmişken bir çimdik tabiki. Ama sığ ve kumluk alan git git aynı yerdesin, dalga. Hoş Deniz dalgalarla epey eğlendi. Çocuklar arada istiyor mu ne bu tür plajları:))))

Bizim gibi az zamanda çok yer gezmeye kalkarsanız her istediğiniz olmuyor. Mesela Patara'da kum tepecikleri varmış, göremedik. Zaten öğle sıcağı idi antik kenti bile şöyle bir gezdik. İstakoza döndük çünkü sıcaktan.




4 Ekim 2019 Cuma

Gecenin büyüsü


Siz de benim gibi geceleri yıldızları seyretmeyi sevenlerden misiniz? Şöyle yatıp boş boş gökyüzünü seyretmek, belki şansa bir kaç yıldız kaymasına denk gelmek...tarifsiz bur mutluluk ve keyif benim için...


Tarlayı satın aldıktan sonra ise samanyolu ile tanıştım resmen. Ay olmadığı gecelerde bakıyorsunuz tepenizde on üz milyon yıldız arasında bulutsu bir şey. Tabiki bu fotoğraflardaki gibi değil görüntü. Ben biraz renk doygunluğu, aydınlık arttırma falan yapıyorum daha etkileyici olsun diye. Ama güzel yi ne de çok güzel seyretmesi...

Tarla ile birlikte yıldız fotoğrafı çekme hevesim depreşti haliyle. Tripot edindim. Uzaktan kumanda. İlk kareler felaket. flu flu. Araştırdım, hala araştırıyorum hala öğreniyorum. Bu yıla kadar tek kare çekip bırakıyordum mesela. Cık, üst üste 25 kare çeken var tek kare için. Onun programı varmış. Yılın son birkaç çekiminde o yöntemi denedim. Samanyolunu tam çekemiyorum ama bir kaç kare yan yana çekerek birleştirme denemelerim var.


 

 Geçen cumartesi küreden samanyolu çekmeyi denedim. Rüzgar fazlaydı pek iyi sonuçlar alamadım ama denemeye devam.

3 Ekim 2019 Perşembe

Anne elinden erişte


Evet hırsızlık olayını mahkeme aşamasına kadar rafa kaldırıp normale dönelim artık. Hayat beklemiyor. İşler çok...

Geçen hafta annem eriştemi yapıverdi. O kadar şey yapıyorum ya yufka açma bana o kadar uzak ki.  Hatta geçenlerde haşhaşlı birşeyler yapayım diye yufka açmayı denedim benim ufaklık beyenmedi. Onun yaptığı daha güzelmiş.


Neyse annem sağolsun bu yıl da eriştemi halletti. O açtı ben kestim. Sonradan annemin eriştesini de yaptık.
Tarif derseniz; Yumurta sayısı önemli. Ben 20 yumurtadan yaptım. Yumurtaları bir kaba kırıyoruz. Aynı oranda su ekliyoruz. Un, tuz ve iyice yoğuruyoruz. Biraz sert bir hamur. Dinlenince iyice oturuyor kıvamı. Bu miktardan 4 kilo erişte oldu.



2 Ekim 2019 Çarşamba

hırsızlık vakası


Eve giren hırsızla ilgili bu kadar çabuk yazı yazacağımı düşünmemiştim. Bizim hırsızlar sanırım bulundu. Hırsızlar diyorum (her ne kadarı evimde dolandı bilemesem de) 7 kişilermiş.

Dün gündüz Çankaya'da dükkanları girip çıkan birileri sivil polisin dikkatini çekmiş. Sorguladıklarında çelişkili ifade verince karakola almışlar. Ellerinde bizim fotoğraf makinası ve kamera varmış. Devrim gidince içlerindeki görüntülerden de kesinleşti bu. Bilgi vermemişler, soruşturma devam deyip Devrim'i göndermişler. Akşam 8 gibi yeniden aradı polis. Kitaplar bulundu gelip hemen bakın diye. Devrim'de ben şimdi bilmem belki sen de gel dedi. Odaya girince "aa Ada'nın çantası" oldu benim tepki. Farketmemişim Ada'ya spor malzemeleri için aldığım yeni çanta da gitmiş meyer. Bu arada bana ait swetshirt, bodyler falan. 4 de kitap. Yakalanan bir kadının yanında bulunmuş. Polis geldi benim swetshirtü ne zaman aldığımı falan sordu. Kadın illa benim diyormuş çünkü. Dediklerine göre hapçıymış. Biz ordayken üst araması yaptırmamak için epey hır çıktı. Bağırtılar, kapılar çarpması...

Yani benim farketmediğim şeyler de varmış demek ki çalınanlar arasında. Önce bana düşman ya da bize bilmiyorum birileri derken öylesine kişiler çıktı hırsızlar. Görünen o en azından. Anladığımız kadın benim kıyafetleri karıştırıp uyanları almış. İncecik birşey (arkadan gördüm) çoğu uymamış haliyle:))) Hatta bir polis spor ayakkabının markasını hatırlıyor musun ayağında beyaz ayakkabı var dedi. Hatırlamıyordum. Aman kalsın o da dedim ona. küçük altınlar ve telefon yok işte ya bu kadar kolay çözümlenmesi şaşırttı. Hatta farklı polisler evde kamera mı var diye sordular. Onlar da şaşırdı.

İşte anladığımızı bize piyongo vurmuş, evde olmadığımızı farkedip girmişler. Şansa da kısa sürede çözüldü gibi. Hoş daha parmak izi sonuçları falan hemen çıkmazmış. Onlar beklencek, mahkeme aşaması için. İnsanlar eşyaları bulununca davacı olmuyormuş. Bir polis gelip dava açın, sizin özelinize girdiler falan dedi gelip bize. Neyse dün saatlerce bizi de tuttular orada. Sorgu bitecek, eşyalarınızı vereceğiz dediler ya ha şimdi ha birazdan derken 5 saat kadar kkaldık sanırım. Sabaha karşı 2'de eve vardık.

Eşyaları iyice karıştırıp bakmalı. Ben moral bozukluğu ile parça parça düzenliyordum. O kadar eşya bir anda yıkanmaz zamanı geldikçe yıkardım diyordum. Bu arada farkettim ki kıyafetleri azaltmalı, giyilmeyenleri vermeli. İnsan neyi var neyi yok ha deyince bilemiyor böyle:)))

30 Eylül 2019 Pazartesi

Hırsızlık vakası


Keyifli bir tarla günü ve ertesi gün Urla'da yüzerek hafta sonunu tamamlamanın ardından evde bizi tatsız bir durum bekliyormuş malesef. Eve hırsız girmiş.
Girişteki kapının camını kırmış. Ardından Ada'nın odasının camındaki demir parmaklığı söküp ( bu pencere merdiven boşluğunda kalıyor) peni zedeleyerek açmış. Bütün bazaları, sandığı, gardolabını iyi bir karıştırmış. Anlamsızca derin dondurucudn tereyağı, dolaptan yoğurt çıkartmış (yenmemişler) çocukların çantalarını boşaltmış, Deniz'inki bazasının altından çıktı. Benim bir kabanım yine Deniz'in yatağının altındaydı.
canon 550d, manuel 500mm lens, çeyrek altınlar. bir miktar kitap, kalemler (????) benim bir spor ayakkabım, kamera çalınmış. Tuhaf olarak boş olan üst kata da camı zorlayarak girmiş. Bonyadaki aynaya "mutsuzluklar kavrulmamızı" dileyen bir yazı yazmış. Tüm kapı ve camları açmış. Alt katta da tüm perdeleri sıkıca kapatmış. Gündüz farkettim bahçedeki tuvalatin kapısını önüne resmen sıçmış ve üstünü kova ile kapatmış.

Polis her ne kadar basit hırsızlık dese de o kadar tuhaf ki. Ne diye boş dairenin camlarını açarsın. Hırsızlık için girdiği camın sinekliğini giderken geri takmış mesela. Sandığı karıştırıp içinden kamerayı almış ama geri yerleştirmiş içindekileri. Sıfır spor ayakkabı varken benim giyilmiş ayakkabımı almış. Polisler gidince farkettik. Balkona çıkıp koltukta oturmuş (üstünde kedi oturmasın diye koyduğum tabure inmiş. Masanın üstündeki soğan kovası yere konmuş falan) sonra da demir kapıyı peni kilitlemiş.Genel olark benim kıyafetlerim karıştırılmış, yerleri değiştirilmiş. Kullanmadığımız bir oyuncak ayı da özenle bizim yatağa yastıklara dayanmış...

Dünden beri karın ağrısı, iç sıkıntısı, merak, sinir harbi.....eve bir yabancını girip tüm özelime tecavüz ettiğine mi yanarsın, bir düşmanımız var da yine zarar verir mi diye mi endişelenirsin, ya da çocuklara zarar gelirse...

Dün bir posta tüm evi çamaşır suları ile sildik ama akşam akşam kabası oldu. Bugün bir nette boş boş dolanıp bir gidip bir yerleri siliyorum yeniden. Ve bir gerçek ki hırsızlık vakaları pek de sonuçlanan vakalar değildir.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Unutma beni/ Still Alice


Neten Fransız filmlerine bakarken denk geldim Unutma Beni'ye. Klasik bir konu belki alzniemer ve yaşanan duygular. Ama işleniş olarak beni çok etkiledi diyebilirim.


Columbia Üniversitesi'nde ünlü bir dilbilim profesörü olan Alice Howland, bazı şeyleri unutmaya başladığını farkeder. Koşarken yolunu da kaybedince bir hekime gider ve başlangıç seviyesi alzheimer olduğu öğrenir. Kendisindeki genetik geçişli bir türüdür ve uzmana geç başvurduğu için unutma süreç biraz hızlı ilerler.

Henüz 50. doğum günün kutlamış 3 çocuk annesi son derece aktif bir kadın olan Alice için bunu kabullenmek için çok zor. İşinden ayrılmak zorunda kalır, ilgili görünen eşi kendi hayatına ve akademik kariyerine yönelir. Son derece bilinçli biri olduğu için yaşayacağı süreçleri de hesap ederek kendine bir video hazırlar. Hedefi, artık her şeyi unutacağı zaman intihar etmek.


"Keşke kanser olsaydım.Ciddiyim. O zaman bu kadar utanmazdım.Kanser olan insanlar için pembe kurdeleler takarlar...yürüyüşler düzenlerler ve sen de kendini şey gibi hissetmezsin, şey gibi... ...sözcüğü bulamıyorum."

hastanın duyguların anlatan güzel cümlelerden biri.  Julianne Moore çok iyiydi bence.


Gerçekten de hiç düşünmediğimiz,, hepimizin başına gelebilecek ir hastalık. Hele de bu kadar erken bir yaşta. Anılarınız, kariyeriniz, çocuklarınız, yıllarca biriktirdiğiniz her şey yavaş yavaş elenizden gidyor.

23 Eylül 2019 Pazartesi

Karadere


Mevsimin ilk karı düşmüş bile memlekete ama ben henüz kış havasına giremedim. Daha yaz bitmesin. Azıcık daha yüzelim...

Eh tatilde gezilen yeni yerleri paylaşmaya da devam o zaman. Karadere hiç hesapta olmayan hatta bilmediğimiz bir yer. Letoon antik kentini dolaştıktan sonra yol üstünde bir markete girdik. Sohbet ederken market sahibi bize Karadere'den ve güzel olduğundan bahsetti. İlk plan Kaş olduğu için dönüş yolunda zamanımıza göre bakarız dedik. Kaş'da az kalınca da ikinci kamp yeri burası oldu.


Yukarıdaki kareler çadırımızı kurup sahile akşam çayı içmeye gittiğimiz zamandan. Ben bu sakin kumsalda azıcık gece pozlaması çalıştım da.

 Karadere Özlen plajı ya da Çayağazı plajı olarak da geçiyor haritalarda. Patara'nın devamı bir yerde. Patara gibi upuzun bir kumsal yani. Zaten burada 18 km'lik üç plaj varmış. Patara, Kumluova, Karadere. Patara sıcacıktı ama burası soğuk. Ya da karışık mı demeli.

Derenin denize aktığı geniş bir nokta var. Buz gibi suyu var derenin. Denize döküldüğü içinde denizin suyu karmakarışık. Bir kulaç atıyorsunuz sıcak bir kulaç atıyorsunuz soğuk.
Kumluk çok derin olmayan suları seviyorsanız ideal. Bize hitap etmiyordu açıkcası. Ama kamp alanımız çok iyiydi. Buradan yürüme birkaç dakika içeride ağaçların altında ve bir çeşme bile vardı.




Dere ve denize döküldüğü yer.



Derenin bir kenarında az da olsa evler var. Benim fotoğraf çektiğim tarafta karavanlar, paralı bir kamp alanı, insanların çadır kurduğu, piknik yaptığı ayrı bir alan daha var. Dere olmasına karşın sinek olayı da öyle abartı değil.


Bu da işin kirli tarafı. Kamp yaptığımız yerde çocuklar dolanırken denk gelmişler. Minik kaplumbağa ama çöplerin içinde yürümek durumunda. Malesef insanlar çöplerini toplama kültürünü bir türlü edinemiyor.

20 Eylül 2019 Cuma

Caretta caretta


İlk kez caretta caretta gören mutlu denizseverler olduk bu yaz biz. Fethiye'de ölü denizde bir anda karşımıza çıkıverdi. O kadar kalabalık bir denizde beklemiyorduk kesinlikle.

Normal yüzülen alanlardan uzaklaştıktan sonra (genel prensibimiz kalabalıktan uzaklaşıp, varsa kayalık kıyılarını keşfetmektir) Çocuklar gelmedi biz Devrim'le yüzüyorduk Devrim alttaki videoyu çekti görünce.

Kıyıya dönüp çocukları da alarak yeniden keşfe çıktık. Birbirimizden ayrı yüzüyoduk ki artık kim görürse. Bir anda bu arkadaşla karşı karşıya geldim. Makina Devrim'deydi. kafamı sudan çıkartıp onlara seslendim ya onlar gelene kadar ancak bu mesafeden çekim oldu. Kaplumbağa beni görünce daldı hemen zaten. Devrim de dalarak biraz takip etti kendisini.