.:

18 Ocak 2019 Cuma

İyi tatiller çocuklar...ve Deniz'in youTube kanalı


Evet bir tatil dönemi daha. Ben bu kez tatilden şikayetçi değilim. Her ne kadar sesiz ve özgür saatlerim azalıyorsa da çocuklar yoruldu ve iyi bir dinlenmeyi hakettiler. Deniz liseye geçiş sınavına hazırlanıyor. Ada 11. sınıf, şimdiden üniversiteye hazırlıklar. Çocukların hayatı okul, ödev, test üçgeninde resmen..

Bu arada benim küçük adam büyüdü bir de YouTube kanalı açtı. Kanalında deneyler yapıyor. Şimdilik boş vakitlerinde bulduğu malzemelerle başladı. Ama kafasında deli fikirler var bakalım. Kameramanı da abisi.

İlginizi çekerse şöyle bir dolanıp Deniz'in kanalına abone olabilirsiniz.





Ada...bu aralar sadık modelim. Çok seviyor şimdilerde fotoğraf çektirmeyi.Benim içinde iyi oluyor tabiki...

16 Ocak 2019 Çarşamba

22 July


22 July,  Norveç tarihinin en kanlı saldırısı olan 22 Temmuz 2011 saldırılarını anlatıyor. Oldukça yakın tarimizden bir olay. Anımsayanlar çoktur sanırım. Anders Behring Breivik, önce Oslo şehir merkezine bombalı araçla bir saldırı düzenliyor. Ardından Utøya adasındaki gençlik kampına silahlı saldırı düzenliyor.


Malesef bombalı saldırılar günümüz gerçeklerinden biri haline geldi. Dünyanın her ülkesinde bu tarz saldırılarda onlarca insan ölüyor ya da sakat kalıyor. Ancak burada yüzlerce öğrencinin olduğu gençlik kampına yapılan saldırı can alacı nokta sanırım. İşçi Partili ailelerin çocuklarının oluşturduğu kampta resmen insan avı yaşanmış.

Biz filmi yağmurlu hafta sonunda ailecek izledik. Deniz dahil saç baş yolduk resmen. Bir ülke nasıl bu kadar demokratik olabilir. Onlarca gencin avlanarak öldürülmüş. Ve sen katil olduğu kesin belli kişiyi "hakları var" diye bu kadar  rahat ettir. Adam el kol serbest pizzasını yiyip kolasını içiyor sorgu sırasında mesela. Deniz bile "ben olsam bu adama dalarım" modunda izledi bu sahneleri ki öyle şiddet yanlısı bir çocuk değildir.



Bilinçli olarak yaptığı suçtan neredeyse "akıl sağlığı yerinde değil" raporu alarak yırtacaktı. Neyse ki kendi vazgeçti bundan. Hele onu savunan avukat. Mecbur muydu yasalara göre bilmem ama bu denli candan savunmayabilirdi.

Olayı her ne kadar bilsek ve basından takip etmiş olsak da film versiyonu izlenmeyi hakediyor bence.  Bir de kurbanların gözünden olayı anlatan bir film vizyona girmiş. En kısa sürede onu da izleyeceğim ben.

14 Ocak 2019 Pazartesi

Sarpıncık Deniz Feneri


 Sarpıncık Deniz Feneri, Karaburun'un ucunda tek başına bir yapı. Ulaşımı pek de kolaydeğil. Ben fotoğraf kursu etkinliği ile gittim ama mutlaka ailecek de gitmeliyiz dediğim bir yer.

Karaburun Sazak Köyü'nden sonra şurdan mı girilecekti buradan mı diye şöförümüzün bile tereddüte düştüğü ıssız yollardan sonra feneri görmek ne mutluluk. Buraya varışımız günbatımı olarak planlanmıştı. Tüm gün kapalı ve yağmurlu bir havanın ardından açan gökyüzü tam bir şölen düzenledi bize.

Dönüşte netten baktığım kadarıyla epey bilinen özellikle balık tutmaya gidenlerin ve maceraseverlerin tercih ettiği bir yer.  Burada çadır kurup gecelemek muhteşem olur sanırım...


Zamanın elverdiği ölçüde yakından uzaktan bol bol çekim yaptım yine. Ama şu güzellikte onca fotoğrafçının arasında bir kendimi çektirmemişim. Kesinlikle karar verdim fotoğraf çektirme özürlü birisiyim ben.


 Fener 1938 yılında kurulmuş. Güneş enerjisi ile çalışan Sarpıncık Deniz Feneri'nin denizden yüksekliği 97 metre, görünme erişimi ise 12 mil.


11 Ocak 2019 Cuma

Değişik çekim denemeleri


Ödemiş gezimizin bir başka fotoğraf deneyimi de bu tarz oldu. Akşak elektrogitar çalma olayı olunca biraz ekim denemeleri yaptım ben de. Tripotsuz elde çekim. Haliyle az buçuk gren oluyor. Işık çok düşüktü çünkü.


Üstteki arkadaşımız, alttaki Devrim. Az buçuk Devrim'de çalıyor gitar. Aslında biraz uğraşsa iyi olacak ya...



Sabah da bu ara bana poz vermeyi seven Ada ile çalıştık. Şöyle hoplamalı zıplamalı kareler çektik. Fazla abartamadım. ne olur ne olmaz gitar emanet sonuçta...

9 Ocak 2019 Çarşamba

Soğuk Savaş



Soğuk Savaş (Cold War) için savaş zamanı aşkın filmi denilebilir belki de. Polonya'nın köylerinde, kasabalarında genç yetenekleri araştıran bir grup müzisyen, bunları eğitime tabi tutar. Gruptaki bir genç kız hem sesi hem rahat tavırları ile Wiktor'un dikkatini çeker. Grup zaman içinde ünlü olur ve tabiki Zula da...



Birbirlerinden tamamen farklı insanlar, farklı nesiller. Wiktor ve Zula birbirini seven ama bir türlü kavuşamayan aşıklar. Fonda savaş yılları. Polonya, Paris, Berlin...çekimler siyah beyaz. Dönemi anlatırken filme sanki daha doğal bir hava vermiş bu durum. Oyuncular da öyle; rahat ve sıradanlar. Tabiki müzikleri de atlamamak gerkiyor. Gerek 2. dünya savaşını verişi gerek müzik ve görsellik açısından güzel bir filmdi.


Polonyalı yönetmen Paweł Pawlikowski, film ile 71. Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü aldı.






7 Ocak 2019 Pazartesi

Buz tutmuş bir Gölcük



Geçen hafta sonu Ödemiş'e gittiğimizi yazmıştım. Harbi soğuk bir hava (ki diyorum ya beni bozar soğuklar) ve muhteşem bir gökyüzü. Fotoğraf severler için bulunmaz fırsat.
Ziyaretine gittiğimiz arkadaş Gölcük'te otul inşaatında görevli. Oray da çıkalım görürsünüz dedi. Şu karışalırda inşaat. İlk oraya park ettik arabaları. Tabiki benim gözüm yansımada ama hiç iş yok. Biraz çocukları çekip arabaya döndüm hemen.

Dönüşe geçerken Devrim'e 'durdur arabayı çabuk' diye ciyaklayan bir tip. Göl buz tutmuş, müthiş bir yansıma. Arkadaşların çocukları küçüktü onlar arabadan inmeyince, biraz hızlı tarafından ama bolca kare çekildi burada. Keşke ilk girişte farketseydim diye az hayıflanmadım. Gün boyu 'en iyi yerde doğru dürüst çekim yapamadım' diyen bir tip yani...


Bakar mısınız güzelliğe. Kimi yerde atılan taşlar bile buzu kıramıyor. Sanırım bu hafta daha da iyidir durum. Çünkü bu sabah İzmir'e bile kar atıştırıyordu.


Bu arada Gölcük hakkında biraz bilgi vermek gerekirse; denizden yüksekliği yaklaşık 1100 m olan ve tektonik hareketlerle oluşan gölün derinliği ise ortalama 5 m imiş.  Bozdağların zirvesindeki göl çevresinde çok sayıda cafe, restoran ve alışveriş yeri var. Ben buraya yaz aylarında da gittim o zaman daha bir cıvıl cıvıldı. 

2 Ocak 2019 Çarşamba

Kar gören İzmirli


Hafta sonu geçici olarak Gölcük'te çalışan arkadaşları ziyarete gittik. Ödemiş deyince çocukların özellikle Deniz'in aklında kar vardı haliyle. Birgi'de kaldık. Oralar çok güzel eski evler ve sokaklarla dolu. Bana kalsa tüm zamanı oralarda taban teperek geçirirdim. Ama yolumuz illaki karlı dağlara düştü...  


Bakmayın bu yolun boş olduğuna. Asıl çekmeyi planladığım şöyle dağlara doğru giden uzun bir yol var orada. Çekemedim çünkü araçlardan yol görünmüyordu. Hiç kalabalık çekmek aklıma gelmemiş ya tüm İzmir buraya mı akmıştı bilmem. Semaver yakanlar, sandalyesini getirip keyif yapanlar, kar oynayanlar, poşetlerl kayanlar....cidden çok kalabalıktı. Bu aralar üşütük olan bense ayağımda botlar olduğu halde dondum.
Kar güneş gördüğünden çok toparlanmayınca çocuklar da pek zevk almayınca az kaldık. Yine de ilk kez Deniz teşekkür etti ve "kara basmak bile çok güzeldi" diye mutlu mutlu döndü...


Donmuş Gölcük ve Birgi fotoları da gelecek bu arada...