.:

30 Aralık 2019 Pazartesi

Korczak




Film, Polonya'da bir yetimhaneyi yöneten Pedagog Janusz Korczak'ın hikayesini anlatıyor.  Savaş zamanı Alman işgali ile birlikte yaklaşık 200 çocuğun olduğu yetimhane gettoya taşınmaya zorlanır. Barınma ve gıda sıkıntısına karşın Korczak, baskılara boyun eğmez ve elinden geldiğince çocukların eğitimini sürdürür. Her gün dışarı çıkarak çocuklara gıda arar, zengin Yahudilerden destek toplar.

Ünlü biri olduğu için kendisine sürekli sahta pasaportla kaçması teklif edildiği halde kesinlikle kabul etmez ve çocuklarla birlikte trenle Treblinka'ya sevkedilir.


 Polonyalı yönetmen Andrzej Wajda filmi 1990 yapımı. Film içinde barındırdığı tüm acıya karşın oldukça sıcak aynı  zamanda. Çocuklara değer veren, onları birey olarak kabul eden bir doktorun mücadelesi.


Okuduğum kaynaklardan Korczak'ın görüşleri, 1989 yılında kabul edilen Çocuk Hakları sözleşmesinin temelini oluşturmuş. Hatta Bir Çocuk Nasıl Sevilmeli adlı bir kitabı da varmış. Bulursam mutlaka okuyacağım bu kitabı.

27 Aralık 2019 Cuma

Çırçır Fabrikası olayı, Bergama

 Malum cuma günü fotoğraflarımdan paylaşıyorum ben. Bu hafta biraz yazısı bol bir paylaşım olacak.

Çarşamba günü eşim Bergama Meslek Yüksek Okulu'nda bir seminer verecekti. Fırsat deyip ben de peşine takıldım. O seminerdeyken ben kafama göre sokakları dolaştım. Aslında zamanım az olduğundan hakkını veremedim bu dolaşmanın ama 'mutlaka yeniden gidilecek yerler' arasına girdi Bergama...

Neyse Önce Kızıl Avlu denen yeri ardından eski Rum mahallelerini dolaştım. Dönüşe geçtiğimde bir kemer dikkatimi çekti hemen atladım tabiki. Yukarıda amcanın yürüdüğü tarihi Üç Kemer Köprüsü. Köprüyü geçtiğimde 2 eski bina çıktı karşıma. Ne olduklarına dair hiç bir bilgi yoktu. Devamı ağaçlık boş bir alan.

 Ardındaki bulutlarla bana güzel bir fotoğraf verdiğini düşündüğüm bu bina aslında acı olaylara tanıklık etmiş. Başka bir köprü hakkında (malesef yine bilgi yazısı yoktu) netten aranırken denk geldim.

Kanlı fabrika olayı ya da Çırçır Fabrikası Olayı:

19 yy'a kadar dokuma işleri evlerde yapılırmış. 1865 yılında Bergama Çayı kıyınsında ilk çırçır fabrikası kurulmuş. 1875 yılında ise buharlı makinalar ve ikinci çırçır fabrikası gelmiş bölgeye. Teknoloji eliyle yapılan dokuma işi evlerdeki faaliyetleri olumsuz etkilemiş.

Halk yöneticilere ilk fabrikadan şikayetçi olduklarını defalarca bildirmelerine karşın ikinci fabrika da kurulunca huzursuzluk iyice artmış. Küçük küçük toplanmalar, şikayetler giderek büyümüş ve ayaklanma çıkmış. Halkın bir kısmı hükümet konağına akın etmiş, Müderris Dericili Mehmet Efendi kadınlar tarafından linç edilmiş.

Halkın diğer kısmı ise fabrikalara saldırmış. Hem binayı ateşe vermişler hem de ellerine geçirdikleri ile duvarları yıkmışlar. Olay asker tarafından bastırılmış, bazı kişiler tutuklanmış.

Fabrika yeniden tamir edilip açılsa da halk buraya iş vermediği için bir süre sonra kendiliğinden kapanmış.



Fabrikanın köprüden görüntüsü. Bergama Çayı


Diğer fabrika. Görsel olarak bana bir şey ifade etmediği için çekmemiştim. Oradayken hikayesini de bilmiyordum.

24 Aralık 2019 Salı

Cevizli Sucuk


Bizim evde bu yılın favori gıdası bu diyebilirim. Aslında bir kaç yıl önce bir kez daha yapmıştım ama bu yıl daha bir iyi oldu sanki...

Sanırım bilmeyen yoktur cevizli sucuğu. Çerezcilerde dizi dizi oluyor. Biz bunu da evde yapalım dedik oldu hem de tahmin edilenden çok daha kolay.

3 su bardağı üzüm pekmezi (yazın kendimiz kaynatmıştık), 4 su bardağı su, yarım su bardağı nişasta, yarım su bardağı un, 2-3 kaşık isteğe bağlı harnup tozu (eklerseniz daha koyu bir görüntü oluyor) yarım su bardağı şeker.

Önce aldığımız kabuklu cevizleri kırıp taze taze ipe diziyoruz. Kurursa iğne geçerken kırılabilir. (Ben ceple çekmiştim  fotoğraf ama silmişim nedense. Alttaki 2 kare geçmiş yıllardan.) Daha sonra malzemelerle bir muhallebi yapıyoruz. Muhallebi soğumadan, kabuk bağlamadan cevizli iplerimizi bandırıyoruz. Bir 5-10 dakika bekleyip ikinci kez muhallebiye bandırma işlemi yapıyoruz. Yukarıdaki ilk kare birinci bandırmadan sonraki görüntü.



Bu da ikinci bandırmadan sonraki hali. 

Akma olayı oluyor tabiki. Bunun için altına bir tepsi koyun ki zaten onlar da afiyetle tüketiliyor. Akma bittikten sonra ben kapalı balkondaki demirlerde asarak 4-5 gün beklettim. Kancalar bu noktada çok işe yarıyor.


Bu ölçülerle ben 10 dizi sucuk çıkardım. Tabiki cevizin büyüklüğü, ne kadar dizdiğiniz önemli. Bu yıl üç kez 10'ar tane yaptım. İlk ikisinde harnup tozu kullanmıştım. Bitmek üzere olunca bir kez daha yapayım dedim. Son yaptığımda harnup tozum yoktu daha kızılımsı bir görüntü çıktı ortaya.

Aşağıdaki harnuplu olan.

23 Aralık 2019 Pazartesi

Batman vs Teenage Mutant Ninja Turtles / Batman: Ninja Kaplumbağalar


Siz de benim gibi bir animasyon sever misiniz? Ve hatta yıllardır ninja kaplumbağaları seyretmemişseniz işte bizim film vizyona girmiş...


Çocuklar küçükken bol bol çizgi film seyrediyorduk. Animasyon da haliyle evin asıl seyredilenleriydi. Ama uzun zamandır bu olay bizde kalktı. Ada nedense pek tv-filmle ilgisi yok. Deniz de animasyona takılmıyor eskisi gibi. Nette dolanırken yeni yapım Batman ve Ninja Kaplumbağalar'ı görünce hemen seyredilecekler arasına aldım. Devrim'le ikimiz keyifle seyrettik.


Hikaye Gotham şehrinde Batman ve Shredder karşılaşmasını anlatıyor. Shredder'in peşinden Gotham'a gelen kaplumbağalarımız da hikayeye dahil olunca eğlenceli, hareketli bir animasyon çıkmış ortaya. Ben kaplumbağaları severdim, o yüzden bu filmi keyifle izledim.


20 Aralık 2019 Cuma

Ortaya karışık kareler


Hepsi de yakın zamanda çekilmiş kareler. Mevsimin getirdiği mantar, aslında olmaması gereken ama aşırı ılık havalar nedeniyle hala açan gülüm...


Palmiyeler Kültürpar'tan. Ama yıkılıyor şimdi oralar. Ne yapacaklar acaba? Tüm binalarda yıkım vardı. Lunapark da kalkacakmış artık...


Kasımpatı da bu mevsimin güzeli. Bitiyor aslında artık. Aşırı yağışlar da yıprattı çiçeklerimi. Bu iyiyken çekilmiş bir kare.


17 Aralık 2019 Salı

Conducta- Hal ve Gidiş


Kesinlikle ben insanı özellikle çocuğu anlatan biraz drama kaçan filmleri seviyorum. Yaşanmış, yaşanması muhtemel hikayeler. Günlük yani. Aksiyon, vurdulu tkırdılı şeyler oldukça uzak bana. İşin kötüsü evin erkeleri onarı seviyor. Film konusunda bölünüp parçalanıyoruz.)))



Conducta, yine ne seyretsem diye bakınırken denk geldiğim bir film. Önce afişi dikkatimi çekti.  Kahramanımız 11 yaşındaki Chala. Madde bağımlısı annesi ile birlikte yaşıyor. Sokağı seviyor. Evin geçimini sağlamak için yetiştirdiği köpekleri dövüştürüyor. Bir de güvercinleri var.


Bu arada okulunu da bırakmamış. Bu noktada bir öğretmen var ki film de inanılmaz güzel bir insan. Film özelde Chala üzerinde dursa da öğretmen bir şekilde okumakta zorluk çeken tüm çocukların yardımına koşan bir karakter.  Zaten bir noktada bu yüzden istifa ettiriliyor.


Film Küba yapımı.  Hem hikayenin anlatılışı hem çekimler çok iyiydi bence. Hani uzman değilim bu konu da ya samimi ve gerçekçi bir yapım olmuş.



16 Aralık 2019 Pazartesi

Nar sirkesi


Her ne kadar yemesi zor da olsa meyvelerin en güzellerinden biri nar sanırım. Zamanında da bizim evde epey bir tüketilir. Tin tin olan ben bu tüketim işini çocuklara ayıklayıp tabaklarla vererek yapıyorum tabiki.  Hoş bundan şikayetçi olan yok.

3 senedir ise nardan sirke de yapıyorum. Öyle salataya falan koymalık değil resmen içtim bu sirkeyi. Hoş, rahat içimli bir şey oldu. Yararlı deniyor ya bilemiyorum. Ben sirkeyi sevenlerdenim.

Bunlar bu yılki sirkem. Görgüğünüz gibi ana oluşumu tamam. Birkaç yıldır sirkelerim de bu ana olayı oluyor neyse ki..Narı ayıkladım, içine içme suyu, bir kaç nohut, azıcık bulgur ve bir çay kaşığı bal ekledim. Balkonun fazla güneş almayan bir yerinde 1 aydan fazladır bekliyor. Şimdi süzülüp biraz daha bekleyecek ve içime hazır olacak.


Sirke anası sonraki sirke yapımında da kullanılıyormuş. Ama ben bu anayı saklamayı beceremedim malesef.

10 Aralık 2019 Salı

Kıraç Dağlar Kar Tuttu


Okuma Şenliği ve yeni tanışılan yazarlardan biri daha. Kıraç Dağlar Kar Tuttu Suzan Samancı'nın bir kitabı. İçinde kısa kısa 18 hikaye var. Yazarın doğup, büyüdüğü coğrafyayı anlatıyor hikayeler.

Yokluk, baskınlar, savaş, çatışmalar, umutsuzluk, acı, ölüm, kayboluşlar....Kitap ağır ve acı. 100 sayfalık kitap 2 gün elimde kaldı. Okuyorsun, öğreniyorsun ama bir  taraftan da ağırlaşıyor yüreği insanın.

Aynı ülkenin sınırları içinde, aynı güneşin-yıldızın altında iki farklı dünya;

"Nedense orada güneş daha özgür ışıyor gibiydi. Akdeniz gecelerinde ölüm yoktu!"

Hem bu ülkenin hepsi bizim deyip hem orada yaşananları doğru bulan insanlar var malesef. Kimse bu denli acıyı haketmez. Önyargısız okumalı, araştırmalıyız diye düşünüyorum. 

"Muhbirleştirilen yoksul çocuklar pusuda. Akşamın telaşında küfürler patladı. İçimde dönen uyumsuzlukla yürümeye başladım"

“...Öğleden sonra kent susuyordu. Darağacında sallanan bir insan gibi kıpırtısız, ürkütücü. Yakıcı güneşin altında surların serin mırıltısı duyulur gibiydi. İkilem arasında kalan donuk yüreğim usulca çarpmaya başlıyor. Bir süredir ölümsü bir dinginlik içinde olan içsesim dallanıp budaklanıyor: Sevdaların, hüzünlerin, pişmanlıkların bahçesinde dolanıp durdum. Geçmişin izlerinden yeniden yürüdüm..."

9 Aralık 2019 Pazartesi

Yuli



Müziğiyle, görüntüleriyle su gibi akan müthiş filmlerden biri oldu benim için Yuli.
Kübalı ünlü dansçı Carlos Acosta'nın hayat hikayesi anlatılıyor filmde. Filmin afişine hayran oldum ilk önce. Hayat hikayeleri bazen sıkıcı işlenir ya küçük bir tereddüt yaşasam da seyretmeye başladım. Neyse doğru tercihmiş.



Yuli, sokaklarda oynamayı seven deli dolu bir çocuk. Babası siyah annesi beyaz. 3 kardeşten biri beyaz ve büyükannenin favori torunu. (Nette dansçının 11 çocuklu bir ailede büyüdüğü yazıyor ama filmde 3 çocuk görünüyordu)  Oğlundaki yeteneği keşfeden baba ise Yuli'yi zorla ülkenin ünlü bale okuluna kaydediyor. Babası hapse girdiğinde Yuli okulu bırakıyor. Bu kez babası yatılı bir sanat okuluna kaydettiriyor oğlunu.


Hep babasına kızgın büyüyen Yuli, okulu bitiriyor ve yeteneğinin sayesinde oldukça ünlü bir balerin oluyor. Hatta Londra Kraliyet Balesi'ne kabul edilen ilk siyahi dansçı oluyor.


Aslında Yuli dansı seven ve yetenekli bir çocuk. Ama bale gibi hala toplumda tam olarak kabul görmeyen ve dalga nedeni olan bir türü yapmak istemiyor. Nitekim arkadaşları tarafından alay edilmesi de okuldan kaçışının nedeni. Kölelik zamanlarından gelen baba ise oğlunun bu ülkeden ve yoksulluktan kurtulmasını istiyor. Kendince haklı nedenleri var. Annesinin ailesi tarafından bile kabul görmeyen Yuli'nin dansla kurtuluşu mümkün. Küba'dan gitmesinin ve bir daha dönmemesini istiyor.


Bale, müzik, çocukluk, Küba....filmin içinde çok güzel harmanlanmış. Carlos Acosta'nın hayatını anlatan müzikal gösteri de filmin içine o kadar güzel yerleştirilmiş ki...Bu tarzı seviyorsanız kaçırmayın izleyin derim.

6 Aralık 2019 Cuma

Sonbahar rotası


Hissedilen hava bıcaklığı artık kış geldi dese de doğa hala sonbahar kostümleri içinde. Geçen pazar gününden bu kareler. Aslında tarlaya gidecektik. İş değil de oraya sel bastığı için hala emniyete almadığımız eşyalar vardı orada. En azından bir kez daha gitmemiz gerekiyor.  Güneşi görünce ben "hadi bugün de gezelim haftaya hallederiz" dedim.

Ada beyimiz yine takılmadı. Ders çalışacağım diyor da asıl derdi tek kalmak gibi. Neyse neler kaçırdığını bilmiyor. Devrim, Deniz üçümüz Kemalpaşa Bayramlı köyü taraflarına gittik. Nette birisi fotoğraf paylaşmış, orada gördüm. Daha önce hiç bilmediğimiz yerler. Burası dağ köyü. Epey bir tepelere çıkılıyor. Manzarayı görünce hadi inip çekim yapalım dedik nasıl bir soğuk, ısırıyor adeta.

Zaten aceleden netliğin olmadığı epey bir karem olmuş malesef.


Baba Devrim'i modelim oldu bu gezide. Deniz yanaşmadı. Paylaşıyormuşum.




Bayramlı Köyü'nü geçtikten 8Bayındır tabelasını takip ettik) kısa bir süre sonra  inip yürümek istedik. Hoş koca kişisi ne gerek var modundaydı ya. Alt taraftan dere geçiyordu, çeşme başı falan. Güzel bir yolda "artık çok üşüdük" diyene kadar biraz yürüdük. Sonra da dereye inip uzun pozlama çekimler yaptık.


Yalnız şu güzelliği nasıl çöp yığınına çevirmişler anlatamam. Fotoğraflardan epey çöp silmek zorunda kaldım. Toplasaydın diyebilirsiniz ya soğukta kolay değil, eldiven falan yoktu. Üstelik dallara iyice yapışmışlar. Kıyafetler, poşetlenmiş gıda artıkları, koltuk kenarı, poşetler... ne ararsanız vardı malesef.






5 Aralık 2019 Perşembe

Okuma Şenliği Kış

Çok ilginç İzmir'e kış resmen 1 aralıkta geldi. Cumartesi ılık olan hava pazar günü buz kesti resmen. Evde çocuklarla muhabbeti oldu hatta. Ben 1 aralıkta kış başladı dedim. Deniz ve Ada yok 21 aralıkta dediler. İleri coğrafya öyle diyormuş. Okumuş çocuğun zararları işte. Sonuç olarak ben üşüyorum ve kış başlamıştır deyip konuyu kapattım tabiki. İleri coğrafya bir yere kadar yaşasın annelik otoritesi:)))

Neyse bunlar işin şakası ya bizim Okuma Şenliği'mizin kış oturumu da başladı. Sevgili Nilgün yine güzel maddeler hazırlamış. Benim ilk listem. Tamamladıkça bu yayına ekleyeceğim eksiklerimi. Gelin, katılın, birlikte okuyalım.



1.Kategori (10 puan): İsminde KIŞ mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların KIŞ mevsiminde geçtiği bir kitap. 
Kıraç Dağlar Kar Tuttu/ Suzan Samancı/ İletişim/ 100 sayfa

2.Kategori (10 puan): Adında yada konusunda AŞK kelimesi geçen bir kitap.
Çat Kapı Aşk/Huntley Fitzpatrick/ Pegasus/423 sayfa

3.Kategori (10 puan): Aziz Nesin veya Salman Rushdie 'dan bir kitap.
Utanç/ Salman Rushdie/ Kdhsm/ 314 sayfa

4.Kategori (10 puan): Edgar Allan Poe'dan bir kitap yada onu anlatan bir kitap.

5.Kategori (10 puan): Komedi türünde bir kitap yada bir Şiir Kitabı.
Milli Kahraman Matador Mahmut/ Muzaffer İzgü/Bilgi Yayınları/220 sayfa

6.Kategori (10 puan): Türk / Dünya Klasiklerinden bir kitap.
İnsan Önce Maymun muydu? Hüseyin Rahmi Gürpınar/ Everest/348 sayfa

7.Kategori (10 puan): Yeniyıl/Yılbaşı temalı yada olayların o zamanda geçtiği bir kitap.

8.Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilgili bir kitap.

9.Kategori (10 puan): İzlediğiniz bir Film'de yada Dizi'de gördüğünüz bir kitap.
Kinyas ve Kayra/ Hakan Günday/Doğan kitapçılık/567 sayfa

10.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kapağındaki baskın rengi Turuncu olan iki kitap.
İkinci Vakıf/ Asimov/ İthaki/ 257 sayfa
Kumarbaz/ Dostoyevski/ Sis yayınları/192 sayfa
12.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Bir İngiliz bir Japon yazar tarafından yazılmış birer kitap.
Avunamayanlar/ Kazuo İzhiguro/YKY/ 540 sayfa
Çarpık Evdeki Cesetler/ Agatha Christie/
13.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Bir İspanyol bir İtalyan yazar tarafından yazılmış birer kitap.
Aile Sözlüğü/ Natalia Ginzburg/ Can yayınları/ 227 sayfa
Örnek Alınacak Hikayeler/ Cervantes/Milli eğitim basımevi/394 sayfa
13.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Baş harfleri Alfabeye göre sıralanan 4 kitap.
Hava/ Buket Uzuner/ Everest/326 sayfa
Issız Adada 28 Yıl/ Daniel Defoe/Kanaat Kitabevi/ 145 sayfa
Jilet Sinan/ Gönül Kıvılcım/ Can Yayınları/ 188 sayfa
İki Yeşil Su Samuru- Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri/ Buket Uzuner/ Everest/318 sayfa
14.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Kendizin belirleyeceği bir temaya uygun dört kitap.
Yazdıkları, düşündükleri nedeniyle öldürülen yazarlardan kitaplar.
Bütün Öyküleri/ Samed Behrengi/ Panama/319 sayfa
Kağnı; Ses/ Sabahatten Ali/ YKY/ 222 sayfa
Müslümanlık ve Nurculuk/ Turan Dursun/Kaynak Yayınları/132 sayfa
Çarpana/ Ümit Kaftancıoğlu/Remzi kitabevi/205 sayfa


4 Aralık 2019 Çarşamba

The Imitation Game; Enigma


II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nın kullandığı Enigma şifreleme sistemi üzerine epey bir film var sanırım. Bu da onlardan biri. Biz bu filmi Deniz'in seçimi ile seyrettik. Enigma'yı her ne kadar biraz bilsem de şifreleme sistemini çözen matematikçiyi ve hikayesini hiç bilmiyordum.

 

Filmin konusuna gelince; İngiliz hükümeti Enigmayı çözmek için, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı çatısı altında ülkenin en iyi şifre çözen beyinlerini ve kriptoloji uzmanlarını toplar. Bu isimlerden biri de profesör Alan Turing'dir. Biraz aykırı bir tip olan Turing diğer çalışma arkadaşları ve amiri tarafından pek de sevilmez. Diğerleri şifreyi çözmeye çalışırken Turing, şifreyi çözecek karşı bir alet yapma çabası içindedir. Kimsenin desteklemediği Alan Turing, inatla çalışmasını tamamlar ve şifreyi çözer.




Yaptığı aletle II. Dünya Savaşı'nın 2 yıl erken bitmesini sağlamakla kalmayıp, bugünkü bilgisayarları hayatımıza katan Alan Turing'in büyük bir kusuru var!!!!

İşte bu noktada İngilizlerden, insanlardan bir kez daha nefret ettim. O öremcek kafalılar yüzünden ne değerler yitip gidiyor. Film bittikten sonra epey sayıp döktüğümü tahmin edersiniz...

Eşcinsel olan Turing'in durumu bir biçimde farkediliyor ve kimyasal ilaçla hadım ediliyor. 1 yıl sonra da 41 yaşında intihar ediyor.


Ve filmden bir söz...
Biliyor musun, bu sabah sen olmasaydın; şu anda var olmayacak olan, şehrin birinden geçen bir trendeydim. Sen olmasaydın muhtemelen; ölmüş olacak bir adamdan bilet aldım. Tüm konularda bilimsel araştırma yapabiliyorsam,hepsi yalnızca senin sayende. Şimdi normal olabilmeyi istiyorsan ki emin ol ben istemezdim. Öyle olmadığın için dünya son derece iyi bir yer.