.:

29 Kasım 2018 Perşembe

Deniz Küstü


Bazen uzayıp giden betimlemeeri beni kitaptan koparsa da Yaşar Kemal en sevdiğim yazarlardan biri. Hikayeleri, insanları anlataşı, hele denizin menevişlemesi...

Yaşar Kemal, romanlarından daha çok Çukurova'yı oranın insanını anlatıyor. Bu kez mekan İstanbul, İstanbul'un balıkçıları. Bir nedenden İstanbul'a gelmiş, balıkçılık yapmaya başlamış, hayalleri olan insanlar.

Her beğendiği arsaya ağaçlar diken, sevdiği kız için yapacağı ev parasını biriktiren Selim balıkçı, iyi güzel bir çocukken bir katile dönüşen Zeynel Çelik, babası anneseni öldüren Dursun Kemal ve daha niceleri. Para hırsı için onlarcası bir anda öldürülen yunuslar. Yurt dışından getirilen konserve gemileri ile yapılan avcılık....





Kitabın basım yılı 1978 imiş. O zamanlardan başlamışlar denizi bitirmeye, öldürmeye. 2018 yılında hala balık çıkabilen bir Marmara. Vakti zamanında önem verilse, korunsa bugün cennet olurmuş dedirtiyor kitabın sayfaları.


"orada süleymaniyenin üstünde üç kere şimşek çaktı. şimşeğin bir tanesi dörde bölündü, sonsuz hızda bir ışık seli dört koldan süleymaniye camisini fırdolayı kuşatıp ortadan anında yitti. ışık seli akarken bir an süleymaniyenin kubbesi göğe ıpıslak yükseldi, büyüdü, karanlık ışıladı."



26 Kasım 2018 Pazartesi

Kermes için cup kekler


Okular açıldğından beri mutfak ve hamurişi olayı düzenli hale geldi. Her hafta kek, poğoça, börek vs. düzenli olarak yapılıyor. Çocuklara atıştırmalık ya da okul için öğle yemeği niyetine iyi oluyor. Ada bu yıl düzenli olarak yemekhaneden yemek istemedi ara ara arkadaşları ile kantine takılıyorlarmış. Sordum, başka arkadaşları da getiriyor deyince haftada bir gün bene vden kendi yaptıklarımdan veriyorum mesela...

Neyse bugünkü konumuz cup kekler ama. İlk kez yaptım. Yani bildiğimiz mufin diye düşünüyordum da biraz daha çetrefilliymiş kreması.
 

Kek kısmı için 4 yumurta, 1 su bardağı süt, kabartma tozu, 1 su bardağı şeker, 1 paket kakao (50 grlıktı), yarım su bardağı sıvı yağ, aldığı kadar un. Karıştırp minik kalıplara boşluk kalacak biçimde döktüm. Kalıpta pişirdiğimiz keke göre daha hızlı pişiyor bu arada.

 Kreması için; 200gr'lık labne, 3 kaşık tereyağı, 1 su bardağı süt kreması (ben evde kendi aldığımız süttün çıkanları kullandım. Hazır paket değil),  1 paket kakao, 80 gramlık bitter çikolata, 2 paket krem şanti, yarım su bardağından fazla süt.
Krem şantiyi sütle çırptım önce. Isıttığım krema içinde erittiğim çikolata, tereyağı, kakao, labneyi ekledim. Elle iyice çırptım. Epey bir çırptım ama. Neden elle çırptım orası meçhul. Akşam akşam devrelerim mi yanmıştı bilmem:)))

Tariflerde önce kremayı hazırlamışlar ki dinlensin diye. Ben keki akşamdan yapıp süslemeyi sabah yaptığım için öyle bir atraksiyona girmedim. Sabaha kadar dolapta iyice katılaşmıştı. Sıkma torbası ile rahatça şekle girdi. Neyse hızla tüketilenlerden biri oldu....



19 Kasım 2018 Pazartesi

Julie&Julia

 Sıcacık bir mutfak filmi Julie-Julia. Nette başka bir şey bakarken tesadüfen denk geldiğim bir linkteydi bu film. Şöyle kafa dağıtan, neşeli, çerezlik bir film izleyesim vardı zaten. Yanıltmadı film beni.

Film, gerçek hayattan alınmış iki paralel hikayeyi birlikte anlatıyor. Hiç sıkmayan rahat bir seyirlik.


Julia Child, eşini işi nedeniyle Fransa'da yaşayan bir kadın. Çok sevdiği mutfak işine el atıyor ve Amerikalı kadınlar için Fransız mutfağını öğrenmeye başlıyor. Bu konuda bir de kitap yazıyor. Günümüzde ise Julie Powell, mutsuz bir çağrı merkezi personeli. Yine en büyük sevdası yemek yapmak. Bir gün blog yazmaya karar veriyor. Her gün Julia Child'in kitabındaki bir yemeği yapacak ve bloğa yazacaktır.

 

Filmin oyuncularından Meryl Streep'in oyunculuğu su götürmez zaten. Ama ben Amy Adams'ın sempatikliğini de çok sevdim. Final ise biraz havada kaldı sanki. Yine de keyifli bir seyirlik...

 

16 Kasım 2018 Cuma

Turuncu paylaşımlara devam o zaman....


Çekilmişse onca kare turuncu renge devam o zaman.

İki sonbahar paylaşımı arasına bir şeyler ekleyememişim.  Bir yoğunluk vardı bu hafta hep. Bir de blog girişi o kadar az ki bazen içimden gelmiyor paylaşım yapmak. Ama bu güzellikleri görebilmiş olmanın mutluluğu bambaşka. Hani benim hep ünlü sualtım var ya onunla bile yarışırmış sonbaharın bu tonu...





13 Kasım 2018 Salı

Suuçtu Şelalesi


Pazar günü ani gelişen bir programla Mustafakemalpaşa Suuçtu Şelalesi'ne gittik. Öylesine nette yazışırken fotoğraf çeken bir arkadaş, hafta sonu şelalenin çok güzel renklere büründüğünü, bundan sonra artık yaprakların döküleceğini söyledi. Daha önce hiç görmediğim yerler ve merak ettiğim tabiki.

Devrim'le konuştuk. Olur mu olmaz mı? Onlarda araba yok bizimkisi kullanılacak. İşin kötüsü çocukların okulu ve Deniz'in pazartesi sınavı vardı. Çocuklar olur verince biz gece 1'de yola çıktık.
Muhteşem yerler, muhteşem manzara. Aç ve yorucu bir gün (benim götürdüğüm az bir nevale dışında bir şey yenmedi)

Pazar 9.30'da evdeydik. Yorulduk tabiki ama bu kadar güzel yerleri görmekten de çok mutlu olduk. Şimdi çekilen yüzlerce kare benim ellerimden geçmeyi bekliyor. neden yüzlerce? 2 makina vardı. Devrim ve Deniz benim 550d ile çekim yaptılar. Ben tek kartı bitirmedim onlar ikinci karta geçtiler. O derece.

Ama biz ordayken yapraklar yağmur gibi dökülüyodu. Cidden önümüzdeki hafta sonu gidilse bu kadar güzel olmazdı manzara.

2 ayrı bölgede epey bir şelale gördük. Bunlar Suuçtu mevkindekiler. En tepedeki en yüksekten akan. Depremle oluşmuş buraları.


Böyle böyle uzun pozlamalar denedim. Çok güzel kareler de yakaladım, fluluklar da olmuş malesef. Gün ışığı ve uzun pozlama zor iş. Çeke çeke alışmak lazım. Bu da demek ki seneye yeniden gitmek şart...



Ah o boydan azıcık bana da düşeydi. Çocukların yedikleri boya gidiyor.


 Bunu da Hasan abi çekmiş



9 Kasım 2018 Cuma

Tarla civarını keşfettik


Geçenlerde gelenlerim geldi koca kişisine karşı ve dahi işlere pasif direniş gerçekleştirdim. Alıştık ya otur kitap oku canım sıkıldı. Hadi dedim çocuklara gezelim etrafı. Daha önce de çıkıp dolaşmıştık ya bu kez daireyi genişlettik sanırım farketmeden. Hiç tahmin etmediğimiz görüntülerle karşılaştık. Ben börtü böcek çekerim diye makinamı da almıştım. Oğluşları çektim bol bol...


Eski taş evler var mesela epey. Çoğu fena halde yıkık ama bir tanesi epey iyi durumdaydı. İçinde su olmasa da bol bol kuyu var. Buralar eskiden çok ekiliyormuş sanırım. Artık arsa değiri için tutuluyor gibi. O kadar az köylü görüyoruz ki



 Yıkıntılar vardı tepenin eteklerinde. Eler varmış sanki buralarda. Şimdilerde hayvanları koyuyorlar sanırım. Biz dolaşırken etrafta kimse yoktu. Taş yığma hep. Nasıl o kadar  taşı toplayıp yığmışlar. Valla zor iş.


Bu karede daha net evler. Tümünü almak mümkün olmadı ama epey geniş bir alana yayılmış.




Dev ağaçlar vardı bir de. Çınarlar, meşeler. Bir tan nar ağacına denk geldik. Meyveleri he kuşa arıya yem olmuş. Ama nasıl kırmızı ve tatlı...badem ağaçları var. Kimse toplamıyormuş. Acı badem de var tatlı badem de


7 Kasım 2018 Çarşamba

Elma sirkesi


Bu ilk sirke yapma denememe değil. Ama geçen yılki nar sirkesinden sonra en iyisi oldu sanırım. Malum bas bas bağırıyorlar elma sirkesi şöyle iyi böyle iyi diye. Bir de zayıflatıyormuş falan.  Artık boğazı kesmeden ne kadar mümkünse. Neyse oralara hiç girmeyelim:)))

Bir kaç hafta önce (epey önce) pazardan 50 kuruşa elma almıştım. Çürük falan değil hatta seçtiriyorlardı. Epey almışım...Biraz yendi, biraz reçel oldu bir de sirke deneyeyim dedim. Şu koca kavanoza elmaları doğradım. Miktar veremiyorum ama resimde görülüyor zaten. 5 litrelik benim kavanoz. İçme suyu, bir kaç nohut ve azıcık ekşi mayalı ekmek attım. Ağzını fotoğrafaki gibi kapattım. Balkonda 1 aydan fazla bekledi.
Sinekleniyor bu arada. Normalmiş. Zamanla geçiyor. Kimi karıştırıyormuş ben karıştırmadım ama okuduğuma göre daha çabuk oluyormuş öyle.


Sirke anası denen şu tuhaf ve bir o kadar da rahatsız edici tabaka oluşmalı bu arada. O oluşunca sirke süzülüyor. Ben de kat kat oluştu. Ki nar sirkesinde bile bu kadar iyi değildi sonuç.






Süzdüm. Ne kadar süzülürse süzülsün sanırım ev sirkeleri satınlar kadar berrak olmaz. Bir yerde okumuştum onlarda sistem farklıydı ya unuttum şimdi. İçinde tortu kaldığından ben de incecik tabaka ana oluşmuş yine beklerken.

Sirke süzüldükten sonra da iyice keskinleşsin diye karanlıkta bekliyor bu kez. İçine bir kaşık bal koyup bekletiyorum. İlk süzmede bile epey keskin olmuş sirkem.

5 Kasım 2018 Pazartesi

Dost musun Düşman mı?


Bu denli Jean Reno hayranı olup da bu fimi bu kadar yıl izleme olacak iş değil. Belki de iyi olmuş bir taraftan. Cumartesi günü Deniz'in keyfini izlemek film kadar güzeldi çünkü.

Ada bize pek takılmıyor (yaş durumları sanırım) ama Deniz en azından haftada bir akşam birlikte film izlemeyi çok seviyor şu aralar. Seçimlerimi yaparken de buna dikkat ediyorum haliyle. Dediğim gibi bu filmi atlamışım ben. Film 2004 yapımı. İki koca adamın içinde bulunduğu bir komedi. Bir tarafta Jean Reno diğer tarafta Gerard Depardieu.



Yaptıklarıyla etrafını bezdiren Quentin  ve katip Ruby aynı koğuşta bir araya gelirse ne olur? Çok iyi olurmuş. Sadece Ruby'i konuştursun diye yanına Quentin'i koyan hapishane yönetimi başarılı olamaz. Ancak Quentin kendine bir arkadaş edinir. Ya da o öyle kabul eder.

 

Fransızlar bu işi biliyor bence. Şimdiye kadar izlediğim neredeyse tüm Fransız filmlerinden keyif aldım ben. Benim gibi hala izlemediyseniz ve şöyle gülmek, keyifli bir akşam geçirmek istiyorsanız mutlaka izleyin derim.


2 Kasım 2018 Cuma

Bir mavi tırtıl vakası


Hem tarla hem bahçe olunca börtü böcekle bol bol ahbaplık ettiğimiz doğrudur. Zaman zaman çok ilginç böceklerle de karşılaşıyoruz. Mesela mavi tırtıl gibi. Tam mavi değilde az buçuk turkuaz aslında.


 Geçen cumartesi bahçede çapa yapıp toprağı havalandırıyordum. Devrim'de sulama yaparken bu tırtılı görmüş. Gel çek diye çağırdı oralı olmadım. Çok gördüm ya. Mavi deyince ilgimi çekti tabiki. İlk kez denk geldim bu rengine. Keşke kelebek halini de görebilsem.


Maydanozda çok tırtıl oluyor. Genelde sarı yeşil tonlarında oluyorlar. Biraz uğraştım iyi bir kare çekeyim diye. Pek inatçı. Şöyle tam çiçek üstüne konduramadım.


Bu da tarladan bir kare. Orada hala çeri domates oluyor. Birinin içinden kurt görmüş Deniz. Dur kurt içinden çıkarken çekeyim dedim ya ben makinayı alıp gelene kadar çıktı. Minicik deliğe tıkamadık haliyle:)))

1 Kasım 2018 Perşembe

MİM- Dünün Hikayesi





Sessiz Umman'ın başlattığı bir MİM için hem Derya hem de Cafe Tigris etiketlemiş beni. Hafta içim genelde hep aynı geçiyor aslında. Hafta sonları rutini bozup ya tarla ya bahçe ya Urla'daki işler (Devrim'in babası öldükten sonra ablasına yardım için daha çok gider olduk) arada ben cırlayınca da gezme...

Neyse gelelim düne. Sabah 06.10 bizim kalkış saatimiz. Ada evden 7'de çıktığı için iki elden hızla kahvaltısını hazırlıyoruz ki rahat rahat yesin. Şansıma iki oğlum da kahvaltıyı severler. 7'de Deniz'in kahvaltısı. Uykum varsa yine uzanırım o aralarda. Ya da Ada'nın odasını toparlarım. Bazen 7.30 gibi bazen de Deniz'le bir çıkıp yürüyüşüme başlarım. Yürüyüş sonrası dönüşte eve alınması grekenler alınır.

Eve girişte biraz internet saati veririm kendime. Gündeme bakıp, fotoğraflarımla ilgilenirim. Geçen hafta photoshop kursuna başladım (birazdan da oraya çıkacağım zaten. Git gel 6-7 saatim gidiyor) Birkaç haftadır eğitim videolarını falan izliyorum ki başlangıç değil orta seviyeden başlayayım kursa diye. Deniz öğlen eve geliyor yemek için. Ona yemek, temizlik ( malesef çevresel tozlar çok fazla bizim burada. Ya bir inşaat ya yol-kaldırım. Şimdilerde de otopark ve pazaryeri inşaatı yüzünden toz içinde kalıyoruz. Evin tamamı her gün siliniyor yani)

Ev içindeyseniz mutlaka mutfak işi oluyor. Dün daha önceden yapmaya başladığım elma sirkelerini süzdürdüm. Aylar öncesinden yağa konmuş kudret narlarını da. Ki onları el kremi niyetine kullanıyorum. Yaşlılık işte hep unutuyorum neyi nereye koyduğumu yatak ve sandık içi aramaları yaptım yine:)))))

Akşam yemeği hazırlanması. Sonra pazara gidip gelme. Yemek, mutfak temizliği. Dün için kendime film-şarap günü yapacağım diye planlamıştım. Deniz'in ateşi çıktık. Baktık 39'a yaklaşıyor. Acile yollandık. Farenjit dedi doktor. Git gel en iyisi yat sen dedi kendime. Film başka akşama artık...kitap okuma ve yatış.