.:

30 Haziran 2011 Perşembe

dordurmalı parfe





Yine çocuklarla yapılan bir mutfak etkinliğinin ürünü. "Hadi parfe yapalım neli olsun" deyince ikisi birden "dordurmalı" dedi. Parfe de dordurma gibi soğuk yenen bir tatlı önce ne gerek var içine dordurma koymaya dedim ama sonuç süper oldu.
Parfe için bir paket krem şantiyi bir bardak sütle hazırladım. İçine (evde o vardı) kakaolu kremalı bisküvi kırıp ekledim. Ada şeftali de koyalım dedi. Bir şeftaliyi dilimleyip ekledik. Bir de bir portakalın kabuğunu rendeleyip koyduk ki kokusu beni bitirdi .Boton kek kalıbına laylon koyup karışımın yarısını döktüm. Araya dondurmalarımızı kaşık kaşık ekledik. Kalan karışım da en üste. Dolapta iki saat kadar beklettikten sonra dondurucu da bir gece kaldı.
İçinde 7 çeşit dondurma var. Marka vermek gibi olacak ama Panda'nın şu iki litrelik 4 çeşit dondurmaları çocuklara vermek için iyi bir seçenek gibi geliyor bana. İki paket vardı evde. İki pakette de 7 çeşit...(vişneli, limonlu, muzlu, sakızlı, vanilyalı, kakaolu, antep fıstıklı)

29 Haziran 2011 Çarşamba

bir dönüşüm daha....



Ne zamandır bekleyen bozuk iki tane elektrikli battaniye vardı. Serde çöpçülük var ya "işe yarar nasıl olsa" mantığıyla atamıyorum çok şeyi. Bunlarda öyle birkaç yıldır bekliyorlardı. Önceki gün nasıl olduysa kalkındım hallettim battaniyeleri.
Önce içlerindeki kabloları çıkarttım. Sonra elimde bulunan iki tane minder kılıfına ( onlar da yeni değillerdi) göre katlayarak sabitledim ki kıvrılmasınlar kılıf içinde. Sonra da kılıflarına geçirip diktim. Denizde, piknikte rahatça atıp oturacağımız mindercikler oldular.

28 Haziran 2011 Salı

Onur'un yeme savaşı


 Tabak önünden alınacak diye ne kızdı bize



Pazar günü kardeşim süpriz yaptı bize. Almış çocukları gelmiş. Arif benimkilerle bir güzel azdı-oynadı. Ama Onur'un meyve mücadelesi süperdi. Annesi alıyor önünden o dağıtmak için çabalıyor. Bize kızıyor bir arada.
Onur en küçüğümüz bizim. 7'inci ayına girdi. Annemin sekizinci torunu.

27 Haziran 2011 Pazartesi

cumartesi klasiği.....

 Benim erkekler yengeç arıyorlar kayaların içinde

 Fotoğrafa bu kez kendimi de dahil ettim







Pazar günü havaların bozacağını duyduk ya cumartesi deniz fırsatını kaçırmadık. Tercihimiz yine Kalemlik Orman Kampı oldu. Denizi çok seviyoruz ama öyle saatlerce hele ki öğle güneşinde denizde olan insanlar değiliz biz. O yüzden gölge olayı çok önemli. Kalemlik de çam ağaçlarının yoğun olduğu süper bir koy. Hoş öğleden sonlaraları küçücük bir dalga sorunu var. Ama o kadar kusur kadı kızında da olur.
Sabah önce deniz keyfinin ardından hazırlıklarına başlanan kahvaltı sırasında demliği unuttuğumu fark ettim. Ki çay çookkkk önemli. Demlik poşet getirmiştim daha kolay oluyor piknikte diye. Devrim büyük bir plastik bardak içinde demledi, bardaklarımıza paylaştırdı paylaştırdı hallettik bu unutkanlığı. Belki demlik gibi olmadı ama çaysız da kalmadık oralarda.
Bu kez ayrılış saatimizi biraz geçe aldık ki çocuklar sahilde oynayabilsinler. Gün batımını da fotoğraflayabildim ben böylece....

25 Haziran 2011 Cumartesi

kuzenler birarada




Cuma günü anneannemize gittik. Orası üç katlı. Ortada annem, altta bir abim, üstte diğeri oturuyor. Dolayısıyla da çocuk popülasyonu epey var. Bizimkiler de seviyorlar.
Neyse sabah kahvaltı sonrası animasyonla güne bir başladılar, oyun, küçük atışmalar, güç mücadeleleri, danslar derken günü bitirdiler birlikte. Öğlen de annem doktora gitmişti "hadi size makarna yapayım" dedi. birlikte hazırladık güle oynaya yemeklerini yediler. Epeydir birlikte fotoğraflarını çekmemiştim (aslında kızkardeşiminkiler eksik. Ama tümünü toplamak bazen o kadar zorlaşıyor ki..) Fırsatı kaçırmadım.

23 Haziran 2011 Perşembe

ev yapımı


İçine ne koydukları bile belli olmayan katkı maddeleri yüzünden her şeyi evde yapmaya çalışır olduk. Benimkiler kola tüketmezler, kırk yılın başı gazoz alırız. Ama meyve suyunu severler. Pikniğe gidiyorsak ya da bahçede biz çay içiyorsak onlara da meyve suyu şart oluyor.
Ben de meyve suyumu kendim yapıverdim dün. Hafif yumuşamış erik ve kayısı geçen yıldan dondurucuya koyduğum mürdüm eriğini suda kısık ateşte iyice yumuşayana kadar pişirdim. Ilıyınca eriklerin çekirdeklerini çıkardım. Rondodan geçirdim. Toplam 2 litre olan meyve suyuma sadece 4 kaşık şeker ekledim. Tadı gayet güzel oldu. Tabiki bence. Geçen yıl Deniz posalı diye içmemişti benim  yaptığımı. Bakalım bu yıl ne olacak.

21 Haziran 2011 Salı

sıcak çokkkk sıcak




İzmir cayır cayır yanıyor dünden beri. Bilgisayar evin en serin odasında burada bile yüzüme sıcak hava geliyor resmen. Bu sıcakta napılır suyla oynanır tabiki. Dün leğen vardı bir tane onu çıkardım yukarı, balkonda doldurdum çocuklar kaç saat eğlendiler bilmiyorum. Ben fotoğafları oyunun başında çekmiştim. Bir ara baktım koca peluş balık girmiş suya.
Ortadaki fotoğrafta da Devrim'in domatesleri var. Önce çekirdekleri saksıya dikti. Biraz büyüyünce de toğrağa aktardı. Bakalım neler çıkacak.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Çantalı plaj havlusu





Çantalı bir plaj havlusu diktim.  Geçen hafta mahellemizdeki küçük market zincirlerinden birine gitmiştim orada gördüm bu fikri. Aslında pahalı değil 10 tl idi ama "ben yaparım bunu" olayı ile eve gelir gelmez eski bir havluyu çıkartım dikiverdim. (beklesem unutur giderdim çünkü)
Çanta plaj havlusunun mantığı en alttaki fotoda görülüyor aslında. Cep gibi birşey dikilmiş. Sonra tüm havlu bu cebin içine giriyor. Ben mevcut havlumdan parça keserek yaptım cebi. Gözüme biraz küçük görününce de penye bir kumaştan kalın biye gibi ek yaptım. Bir de aplike yaptım ki bütünlük olsun. Fena olmadı. İçinde öyle çokça eşya taşınmaz bu çantanın ama ıslak mayo, su falan konabilir.

19 Haziran 2011 Pazar

Babalar günü pozu




Cuma günü Gölet eğlencemizden sonra sabah kalkar kalkmaz Urla yollarına düştük. Dün öğleden sonra geçen yıl keşfettiğimiz Altınköy evlerinin koyuna gittik. (Demircili köyü civarında)  Makinamı unutmuşum hiç fotoğraf çekemedim ama müthiç bir yer. Suyu berrak, kumu güzel. Tek bir kusuru var sezon başında suyu soğuk. Açıkcası kulaklarım sızladı ama değer orası için.
Bugün de önce Devrim'le ikimiz bisiklet keyfi yaptık sonra sırasıyla çocuklarla bindik. Urla'da bir bisiklet var bir tane de biz yanımızda götürdük bu sefer. Çünkü Ada artık 26 cant bisiklete biniyor. Ama malesef yine Deniz bey çıkıntılık yapıyor inatla reddediyor binmeyi.
Sonra da iki babayla ve iki yakışıklıyla birlikte bir babalar günü fotoğrafı çekeyim dedim ama pek zorladı sıpalar.....

17 Haziran 2011 Cuma

Akşam akşam Gölet keyfi


 Babaları epey koşturdu çocukları







Karnelerimizi alınca hadi Gölet'e gidelim dedik. Açık alan çocuklar seviyorlar. Termosta çayımız, yiyecek bir şeyler, topumuz, uçurtmamız çıktık yola. Rüzgar yoktu malesef uçurtma uçuramadık ama top peşinde epey koştu benimkiler. Ben de peşlerinde güzel kareler yakalayacağım diye cebelleştim. Hava kararana kadar keyifli keyifli oynadılar. O kadar yorulmuşlar ki eve gelip bir banyo direk uykuya geçti fıstıklarım. Yarın da Urla.....

Karnelerimizi alıp geldik.....

 Kerneler alındı, yemekler yendi sırada yayılıp oynamak var....




Karnelerimizi alıp döndük. Dün sorduğumda karnelerin 9-10 arasında verileceği söylenmişti. Ama gittiğimizde epey gecikeceğini anladık. Birazdan birazdan derken Deniz karnesini 10.30'da aldı. Ordan Ada'nın sınıfına geçtik. Müdürümüz başka bir okulda törendeymiş belirsizlik vardı. Çocuklar çok sıkıldığından karne alma sırası biraz kargaşa oldu. Ada güzelimi çekemedim o sırada.
Karne olayı uzayınca çocuklar acıkmışlar. Hemen yemek yediler. Ben daha bir şeyler hazırlarken balkon dağınık vaziyete gemişti bile:))

16 Haziran 2011 Perşembe

Kara dutlu parfe

 Havalar ısındı ya bizde parfe mevsimi açıldı. Çocuklar da seviyor biz de. Urla'da ağaçtaki kara dutları görünce parfe yapmak geldi içimden. Topladık hemen evde yaptım o akşam.
Parfe tarifini yıllar önce Oktay Usta'nın programından almıştım ben. 1 krem şantiyi sütle çırpıyorum. İçine 10 tane burçak bisküvi kırıyorum. Ayrı bir tencerede (2 su bardağı süt, 2 kaşık un ve 2 kaşık kadar şeker) karışımıyla muhallebi hazırlıyorum. Muhalleyibiyi karıştıra karıştıra soğuttuktan sonra krem şanti ile birleştirip kalıba döküyorum.
Sıcak günlerde keyifli bir tatlı. Kuru ya da yaş meyvelerle yapılabilir.

15 Haziran 2011 Çarşamba

erken babalar günü etkinliği

 Biri kurabiyelere süs şekerlerini koydu, biri poğoçalara yumurta sürdü....

 Makina siyah-beyaz ayarında kalmış, hoşuma gitti foto....


 Kurabiyelerin pişmiş halleri...Şu poğoça şeklinde olan Ada'nın babası için hazırladığı şaka kurabiyesi. Dışı kurabiye hamuru, içinde poğoça harcı ve süs şekeri var. Devrim "içinde acı biber mi var" diye sorsa da yedi...



Pazartesi malum seçim ertesi çocuklar evdeydi. Ne zamandır istiyorlardı kurabiye yapmayı. "Hadi yapalım babanıza erken babalar günü hediyesi olsun" dedi. Sevinerek kabul ettiler. Ben hamuru yoğurdum ikisine paylaştırdım. Kalıplarını da seçtiler, gerisine karışmadım. Ortaya çıkanlar yukarıda. Akşama çay yapıp afiyetle yedik oğluşlarımın kurabiyesini. Devrim kendi kuabiyesinden maydonozları falan ayıkladı ama....
Devrim kekçidir. Ben de ona kayısılı, kuru üzümlü bir kek ve poğoça yaptım. Onların fotosunu çekmemiştim. Ama çocuklar kendileri için oldukça iri poğoçalar yaptılar öğle yemeği niyetine yediler bir güzel.....

13 Haziran 2011 Pazartesi

Kalemlik Orman Kampı....


 Deniz ve Devrim hamak için sürekli kapıştı...

 Manzaramız çok güzeldi...



 Ada ile kitap okuduk....



Cumartesi günü Kalemlik Orman Kampı ile gerçek deniz sezonumuzu açtık. Bizim için keyifli bir yer. Hem çam ağaçları hem deniz. Buranın kumsalı var çocuklar rahatça denize girebiliyorlar. Devrimle ben ise kayalıkları dolaşmayı seviyoruz. Deniz canlısı bakımından fena bir yer değil.
O aşırı sıcakların ardından (biz denize gitmeye karar verdik ya) cumartesi hava serinledi. Ne kadar soğuk olabilirki dedik çıktık yola. Kamp epey tenhaydı rahatça hamak kurabileceğimiz bir yer seçip güzel bir kahvaltı yaptık. Semaverde olduğu için artacaktı çayımız yakınımızdaki bir masaya teklif ettik pek mutlu oldular. Denizden geldiğimizde etraf nasıl kalabalıklaşmıştı anlatamam. Meğerse Tire'den bir fabrika aileleriyle birlikte çalışanlarını getirmiş. Bizim çay ikram ettiklerimizde onlardanmış. Her şey tam bir çayları yok. Biz yeniden demleyip yine ikram ettik. Başka bir masa daha biraz çekinerek çay istedi. Devrim son kalan çayımızı onlar için demledi gün sonunda. 
İşin ilginci ikram zaten bizim kültürümüzde vardır, lafı olmaz bir kaç bardak çayın. Ama komşu masalarımız bu durumdan o kadar sıkıldılar ki bütün bir karpuz, ceviz, fanta, erik gibi ikramlarla karşılık verdiler. Bol bol da dua ettiler.
Deniz dalgalıydı, hava bir ara üşütecek kadar serinledi, bir ara epey rüzgar esti. Ama biz denizimize girdik, Deniz ilk kez dalgalı suya girmeye cesaret etti. Ada su kuşu zaten zorla çıkarttık O'nu.  Kısacası çok çok keyili bir gün geçirdik. Ve günün süprizi dönüş yolunda Deniz'den geldi. "Anne beni de yüzme kursa yazırır mısın?"