.:

31 Ekim 2011 Pazartesi

Tuzlu-tatlı kurabiyeler.....

 Çatal çörek;
Tipi sizi yanıltmasın çatal çörek hamurundan bu kurabiyeler. Çatal şekli vermesi zor geldi biraz kolayına kaçtım...
125 gr margarin, 2 çorba kaşığı sıvı yağ, 2 çorba kaşığı yoğurt, 2 çorba kaşığı şeker, 2 tatlı kaşığı mahlep (ben mahlepli kabartma tozu kullandım), tuz, 2,5 su bardağı un






Un kurabiyesi; Klasik bir un kurabiyesi bu da. Genelde her seferinde yaparım.
5 çorba kaşığı pudra şekeri, 1 paket margarin, aldığı kadar un....


Neskafeli kurabiye; 100 gr. margarin, 1 su bardağı toz şeker, 1 yumurta, vanilya, 2 su bardağı un, yarımşar tatlı kaşığı kabartma tozu ve karbonat, 1.5 tatlı kaşığı nescafe, yarım su bardağı kara kuru üzüm (damla çikolata da güzel oluyor. Ben de bu kez yoktu)


Ben tam bur kurabiye canavarıyım. Bir şeyler yapacaksam kurabiyesiz olmaz. En az da üç çeşit olmalı. Yarım ölçü de yapsam çeşitleri arttırırım hep. Bu kez de öyle oldu. Kahvelisi Deniz'in favorisi oldu bu kez. Açıkcası ben de çok seviyorum onu.

30 Ekim 2011 Pazar

Maviş fular-2


Daha önce de aynı kumaştan yaptığım maviş fuların ikincisi de bu işte. Birincisi anahtarlıydı bu yapraklı. Yapraktaki boşluklara yeşil boncuk yapıştırdım. Yine fiii tarihinde alıp bir kez taktığım bir kolyeyi parçalayıp uçlarına taktım. Eldeki ve evdeki malzemelerle bir fular daha hazırlamış oldum. Bence diğerinden daha hoş oldu....

Tam bir çikolata keyfi....


Geçenlerde gerçekleşen İzmir'li blıgcuların toplantısının sponsorlarından olan Carte d'Or'un bir tarifini denedim. O gün verilen paketlerden biri yeni tatlı serilerinden bir olan Fondan idi. Ben yukarıdaki yeni aldığım filli kalıpla denedim tarifi. İtiraf ediyorum paketin üzerindeki 150 gr margarini 50 gr civarına, 4 yumurtayı da 3'e indirdim. Yarım bardak süt ekledim bunların yerine. 
Normal kek gibi kabarmadı. Beni hatam mı böyle midir bilemiyorum. Ama çocuklar tek kelimeyle bayıldılar bu tatlıya. Biz de tabiki. Tam bir çikolata keyfi diyebilirim....

29 Ekim 2011 Cumartesi

Cumhuriyet bayramı kutlu olsun....

Cumhuriyet Bayramı eğlence değildir, kutlamak için cumhuriyeti sevmeyenlerin izni gerekmez. (Bekir Coşkun)
 
 Şimdiye kadar hepimiz "Yarın" kelimesiyle başlayan milyonlarca cümle kurduk. Ama hiç biri bu kadar anlamlı olmadı, olamazdı! Tarihte bugün; Yıl:1923 Yer:Çankaya Köşkü "Yarın, cumhuriyeti ilan edeceğiz" // M.Kemal ATATÜRK. //
 

28 Ekim 2011 Cuma

Balinamız İstanbul'a yüzerek gitti bile





Deniz'le aynı gün hayata merhaba diyen Can'ın bu balina. Yazın bize geldiklerinde "Saadet teyze bana da yapar mısın?" diye istemişti. Ben de yaza gideceğiz ya o zamana diye hiç başlamamıştım bile. Geçenlerde aklına gelmiş annesine sormuş. Sema da bana söyleyince hemen dikip yolladım balinayı. Saadet teyzesi tembellik yapmasın yani...
Ellerine geçince telefon ettiler. Can bir de goril ısarlamayı ihmal etmedi bu arada:)))

27 Ekim 2011 Perşembe

Deniz için yaptık....



Bu güller Deniz için. Öğretmeni dün Cumhuriyet Bayramı için süs getirin demiş. Evde öyle hazırda süs yoktu. Bize çok yakın kırtasiye de yok. Ne yapalım diye düşünürken bir kaç gün önce aldığımız krapon kağıtları geldi aklıma.
Sonuçta bu güller çıktı ortaya. Elektrik tellerine doladım ben krapon kağıtlarını. Yapraklarımız da kırmızı-beyaz. Elimizde başka renk yoktu çünkü.

Pek bayram süsü gibi olmadılar ama. Benim romantik oğlum bayıldı güllere. Yanımda yaparken baktı, yorumlarda bulundu. "En güzel süsü ben götüreceğim" diyerek gitti yatağına.

Van....



Bugün bir kısım gönderimi yaptım. Dediğim gibi eğitim sen ile göndermeye karar verdim. Van'ın kırsalına dağıtacakmış Van eğitim  sen şubesindekiler. Eğitimcilerin daha doğru adreslere ulaşacağına inanıyorum ben.
İlk etapta ördüğüm ve Hatice'nin önerisiyle polardan diktiğim bereler, eldiven, kardeşim Onur için gelen bazı kıyafetleri hiç giydirmemiş bana vermişti. Onlar...
Bundan sonrası için ise sakince hem dikip hem örmeyi planlıyorum. Orada zaman geçip, enkazlar kaldırıldığında, insanlar yalnız kaldıklarında daha yeni yeni ihtiyaçlar olacaktır eminim. Yardımların ulaşamadığı insanlar, arkadaşlarımız olacaktır. Faceden ya da bloglarımız aracılığıyla o arkadaşlarımıza ulaşıp destek olmaya çalışacağım ben.
Bu depemde işin içine çok fena halde siyasset girdi. Eşimin arkadaşları gittiler Van'a. Dün konuşmuş. MNG ve PTT kargo ile giden gönderiler direk valiliğe gidiyormuş ve dağıtım yapmıyormuş valilik. Kafalarındaki ne, insanlar donarken gönderilenler niye dağıtılmıyor, niye tek tek çadırlara, sokaklardaki insanlara ulaşılmıyor....

26 Ekim 2011 Çarşamba

Van'a yardım


Van'a akın akın gönderilen yardımlar yerine ulaşmayınca açıkcası benim Kızılay konusundaki çekincem fazlasıyla arttı. Hem maddi hem eşya-giysi gibi yardımların yapıldığı kurum malesef bu yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaşma noktasında sınıfta kaldı.
Kısacası ben gönderilerimi eğitim sen aracılığıyla göndermeye karar verdim. Cuma günü akşam Konak'tan bir araç kalkacakmış. Oraya teslim edeceğim elimdekileri.
Ama oradaki çocukların illaki yeni yeni ihtiyaçları olacaktır. Onlar için blogcu arkadaşlarla iletişime geçip bir süre sonra yeniden bir şeyler hazırlamayı planlıyorum....

Van insanının işi çok zor....

Bir kaç kendini bilmezin dışında Türkiye ayaklandı Van'a yardım yarışına girdi. Ancak her gün televizyonda görüyoruz. Dağıtım tam bir rezalet. Çadırların satıldığı bile iddia edilmeye başlandı ki doğrudur bence. Ciddi ciddi Kızılay'ın bile doğru adres olmadığını düşünüyorum ben. Bir dünya personeli vardır. Oraya bir kısmını gönderip yardımların güvenle dağıtılmasını sağlayamazmıydı. Kolileri insanların üstüne atarak dağıtım yapmak...

Can Dündar'ın yazısı çok güzel. Paylaşmak istedim.

25 Ekim 2011 Salı

Van için tığlar-şişler ele



Bakın Elif'de dün akşam böyle bir kampanya başlatmış. Sürat kargo ile ücretsiz gönderi de yapılabilecek.

ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME #VANBEBEKLERİNEATKIBEREÖRÜYORUZ GÖNDERİ ADRESİ!!!

Van'daki ufacık elleri ayakları ısıtmak için başlattığımız kampanya binlere ulaştı. 
Teslimat ve dağıtım ile ilgili en güvenli el'in KIZILAY olduğunu düşünerek kendileri ile bağlantıya geçtim.
Ördüğünüz yada hazırda olan tüm kışlık ürünleri (atkı-bere-kazak-mont-eldiven vs.)

SÜRAT KARGO İLE ÜCRETSİZ OLARAK, paketin üzerine
"VAN DEPREM BÖLGESİ KIZILAY KOORDİNASYON MERKEZİ"  yazarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırabileceğiz!

Hadi blogcular iş başına.....

Yukarıdaki foto buradan alıntı



Van'daki depremin etkileri çok çok yıkıcı. Biz evimizde sıcacık odalarımızda otururken seyrettiklerimizi bazılarımız yaşamıştır Marmara ya da Gölcük depremlerinde. Bir şekilde oradaki insanların barınma, ısınma, gıda ihtiyaçları karşılanıyor. Ama az ama çok...Zaman geçip arama kurtarma çalışmaları tamamlandığında daha da oturacaktır her şey yerine.


Hani biz üreten blogcularız ya benim ne geldi aklıma. Şimdi oradaki insanların en temel ihtiyaçları karşılacak sonra bir şekilde kaderlerine terk edilecekler. Bir dünya çocuk var orada okula giden. Şimmi okulları tatil ama açılacak... Kitapları, defterleri, boyaları da taş yığınlarının altında kaldı. Ayakkabıları, bereleri hatta atkıları.....

Biz aramızda bir kampanya düzenlesek orada olan blogcu öğretmen arkadaşlarımız varsa bizlere aracı olsalar. Belki bugün olduğu gibi yine ücretsiz bir kargo da ayarlanabilir. Hep birlikte oradaki çocukların küçük ama olmazsa olmaz ihtiyaçlarını karşılasak. 


24 Ekim 2011 Pazartesi

deprem....


Sağır sultan duydu Türkiye'nin deprem kuşağında olduğu, her an bir deprem olup canların yitebileceğini. Bir şu belediyeler-siyasetçiler duymadı. Yine deprem yine evlerinde otururken yien canlar....
Marmara depremindeki görüntülerin aynısı vardı Van'da. Evler kağıttan bir oyuncak gibi küçülmüş. Bir var bir yok....Evlerin çoğu çok katlı büyük bir ihtimalle yakın zamanda yapılmış binalar. Yani denetimsiz, yine birileri cebini doldursun diye yapılmışlar. Denetlemesi gereken belediyeler de yapanlarla aynı kaygı içinde tabiki.
Dün dışardaydım. Radyodan dinlerken Oğuz Haksever'in söylediği bir cümle ise daha da carpıcıydı. "Türkiye'nin her yerinde çürük binalar çoğunlukla öğrencilere kiraya veriliyor" Van'daki tabloda doğular nitelikteydi bu cümleyi. O çok katlı binalarda genelde öğrenciler kalıyormuş. Ve devletin bizzat yaptığı bir öğrenci yurdu da yıkılanlar arasında!!!!!
Ve okullarda deprem için ne kadar eğitim veriliyor çocuklara...Ne kadar anlatılıyor...

20 Ekim 2011 Perşembe

19 Ekim 2011 Çarşamba

benim kaktüslerim...

 Adını bilmiyorum. Uzadıkça uzuyor. (1.5 metre) Taşıyamıyor kendini artık...


 Açmış hali aşağıda...


 Daha önce bahçe içindeydi. Fazla arsız olunca bahçe dışına taşıdım. Sarı sarı açıyor...

 Parktan yürütmüştüm bunu...


Dün minik kaktüsleri paylaşınca aklıma geldi. Benim kaktüslerimde bunlar işte. Eskiden daha çok vardı çeşidim ama her taşınmada İstanbul'da bir iki bıraka bıraka azalmışlardı. Bu evde yeniden yetiştirmeye başladım. Aslında aklımda olan bir kaç çeşit daha var. Onlardan da dikeceğim. Bence çok özel bir bitki kaktüs...

24 can......


24 can can, 24 gencecik beden, 24 ana.....


Her gün onlarca gencecik insan yitip gidiyor. Birileri hep konuşuyor hep konuşuyor....Nasıl olur da aynı anda 8 yere birden baskın düzenlenir ve koskoca istihbaratın haberi olmaz....Göz göre göre gençlere kıyıyorlar....

18 Ekim 2011 Salı

minik kaktüslerimiz için....



Geçenlerde gitiğimiz yapı markette çocukların gözü bu kaktüslerde kaldı. İkisine birer tane aldık. Kaktüslerin saksısı minicikti. Özellikle uzun olan kaktüs sürekli düşünce saksısını değiştirmeye karar verdi.
Minik peynir kutularını önce krem rengi ile bir kaç kat boyadım. Sonra da yine kitap kabı olarak aldığım kaplıktaki harflerden kestim. A Ada'nın, D Deniz'in, S de benim kaktüsüm. Babamız bir kaktüssever değil zaten. O na da ağaç mı diksek ki....

17 Ekim 2011 Pazartesi

oğluşlar eğlendi....





Ben blogcu arkadaşlarımla sohbet ederken babaları çocukları doyurdu, gezdirdi. Sonra birlikte mekanın parkına gittik....

İzmir'li blogcularla kahvaltı


Pazar günü cafe portakal ve Ege'den lezzetler'in düzenlediği İzmir'li blogcuların kahvaltısındaydık. Nobili Park'da düzenlenen etkinlikte bloglarını takip ettiğim dostlarla yüzyüze tanışıp sohbet etme imkanı buldum. Sofra Keyfim'den Müjgan hanım, KSK60' dan Çiğden hanım ve Lezzetli Somunlar Serap hanımı daha yakından tanıdım...



Hoş etkinliğe lezzetli somunlar bloğunun sahibi Serap hanım enfes bir ekmekle katılmıştı. Keten tohumlu ve pekmezli ekmek gerçekten de lezzetliydi. Serap hanımın bloğunu sürekli takip ediyordum ilk fırsatta bu ekmeklerden birini de deneyeceğim:))


sponsorlar tarafından hazırlanan hediyeler de vardı.


Peki Nobili Park nasıl bir yer...

Gerçekten kurulu bulunduğu yer, bina, iç dekorasyon süperdi. Ama işletme derseniz yerlerde sürünüyordu. Ben etkinliğe eşim ve çocuklarımla gittim. (çocuklar katılabiliyordu ama eşsizdi) Onlar ayrı masada ayrı servisle aldılar. Neyse güzel sohbetleri edip ödemeyi yapacağım zaman Fatma'nın ve benim başım ağrıdı azıcık. Benimkiler orada set kahvaltı diye geçen şeyi ısmarlamışlardı. Fiyatı 30 lira. Ödeme yaparken öyle anlaşıldı 3 kişilik ödeyeceksiniz dediler. Neden fiyat nedir 30 lira. Ama 45 ödeyeceksiniz biz kişi başı anlaştık dediler. Eee onlar grupta değil. Olsun öyle olacakmış. yani siz oraya ailenizle gitmişsiniz zaten gereken ödemeyi yapacaksınız ama müessesenin kalabalıktan faydalanıp böyle bir şeye gitmesi nahoştu...
Fatma'nın başına gelense daha da komik. Biraz gecikmişti. En son oturdu servis isteyince masadakilerin dışında bir şey getiremeyeceklerini söylemişler. O da eşi ve kendisi için tek kişilik kahvaltılardan aldı. Ödeme sırasında hem eşi ve kendisine aldığı kahvaltıyı hem de "servis verilmediği halde" blogcuların masasına ödeme yapması istendi.

kırmızılı sepetim


Bu sepet diğerlerine göre biraz daha zayıf bir sepet. Zaten kapağından kırıklarda vardı. (alttaki fotoda görülüyor) Yine de alt kattaki ıvır zıvırın içinden kurtulup aramıza döndüler kendisi. Sepetlere beyazı çok yakıştırdım ben bunu da beyaza boyadım. Yapraklarımla süsledim. Aralara azıcık fırçayla renkler katmaya çalıştım. Kitaplığa yerleştirip hobi malzemelerimi koydum içerisine...

16 Ekim 2011 Pazar

bu kareler dünden


Bu kareler dünden. Bugün hava öyle bahçeye çıkılacak hele ki kısa kollu giyilecek gibi değildi İzmir'de.
Dün havayı güzel görünce Devrim önce çocukları Hasanağa bahçesine götürdü, bisiklet bindiler. Gelince de bahçede semaver yakıp birşeyler atıştırdık. İyiki yapmışız bugün İzmir'e resmen kış geldi. Bütün gün dışarlardaydık akşam eve girerken iliklerime kadar üşüdüm resmen. Birden bire soğudu hava....

15 Ekim 2011 Cumartesi

Elmalı kek ve oğluşlarım....



Hafta içi yaptım bu keki. Oğluşlara öğle menüsü. Geçen haftadan dondurucuya attığım poğaça da vardı ikisini afiyetle yediler...

Elmalı kek; 2 yumurta, 1 sb şeker, yarım sb yağ, kabartma tozu, vanilya, yarım sb süt, aldığı kadar un
Ayrıca 2 elma rendelenip 2 kaşık şeker ile çok öldürmeden birlikte pişiriliyor. Altını kapatınca bir tatlı kaşığı tarçın ekleniyor. Önce yapın ki soğusun...

Kek malzemelerini hazırladıktan sonra soğumuş elmalı harcı da ekleyip karıştırdım. Mis gibi tarçın kokulu bir tat çıktı ortaya.


Başlıkta bir de oğluşlarım dedim ya. Paylaşmak istedim okul başarılarını. Deniz'in cuma günü toplantısı vardı. Öğretmen genel bilgileri verdi, sesleri şöyle yapın-yapmayın dedi.  Sonra tek tek öğrencilerin durumunu anlatmaya başladı. Önce iyiler Deniz yoktu aralarında, orta dereceler ve durumu kötü olanlar. Deniz yine yok. Sonra bana döndü tahtada ilk kez metin yazıp okutturmuş Tek okuyan Deniz'miş. Bir de hayat bilgisi dersinde hayvanların tümünü bilmiş. Belgesel izlediğini söylemiş Deniz. "Bakın sizde çocuklarınıza gereksiz şeyler seyrettireceğini açın belgesel izlesin"dedi. Beni çok zorlayacağını düşündüğüm Denizim tam tersi tek başına oturup dersini bitiren okumaya meraklı biri oldu ki çok mutluyum:))

Bir de benim hiç konuşmayan Adam var. Dün okuldan gelirken kız arkadaşları çevirdi beni. "Bu Ada çok akıllı her şeyi biliyor" dediler. Ada sadece gülümsedi. O da hep yıldızlarla, aferimlerle geliyor eve. Ama işte bir de konuşsa, bilgilerini daha bir aktarsa. Bu yıl dördüncü sınıfta ve farklı öğretmenleri var. Kendini ifade edememesinden korkuyorum açıkcası.

Ne yalan söyleyeyim böyle güzel şeyler duymak insanı çookkk mutlu ediyor. İki oğluşum da bana bu mutluluğu hep tattırıyorlar.....

14 Ekim 2011 Cuma

bir bez torba daha...



Bu da kuşlu bez torbamız. Kendisi pek bir ütüsüz görünüyor ya neysem....
Yine eşantiyon torbalardan biriydi. Üzerine lavantalı kuşlarımdaki figürden diktim. Bir de çiçek kondurdum oldu. Bu da anneme gitti.

13 Ekim 2011 Perşembe

gülen yarasalar...




Bir çocuğun yarasası olmazsa olmaz. En azından bizimkilerin. Yine yazın istenen bir şeydi bu da. Yaptık rahatladık. Nette dolanırken gördüğüm parmak kukladan esinlendim. Parmak kuklaların altı açık olur ya benimki kapalı. Yarasa kanatlarını eski bir fistanın kol manşetlerinden yaptım. Kafası gördüğünüz kadar. Arkası yok. Polardan bir parça kesip, yüz işledim oldumu size gülen yarasalar...