22 Ekim 2014 Çarşamba

Çocuk kitaplığı


Okuma Şenliği'nin bazı kategorilerinde çocukların kitaplığına başvurdum bu kez. Zaten arada sırada neler okuyorlar diye onların kitaplarını da okurum. Bazen de Deniz beğendiklerini okumamı ister..



Çocuklara almıştım ama kendim de okumayı planlıyordum. Kitap, 4 ayrı kedi kabilesinin yaşam alanları için savaşını anlatıyor. Evcil bir kedi olan Rusty'nin ormana adım atması ve vahşi hayatı seçmesi ile başlayan hikayede, kediler arası mücadele, liderlik hırsı, yemek mücadelesi var....Tanıdık manzaralar yani...Fartastik. bilim-kurgu katagorisi için seçmiştim kitabı. Bu tarzı pek sevmediğimden elimde hiç kitap yoktu başka...
Kolay okunan çerezlik bir kitaptı...


Çocukluğumuzun hikayesi. Sanırım ilk okulda okumuşumdur ama Alice'nin tünelden düşüşü dışında hiçbirşeyi anımsamıyordum. Ben de yasaklı kitaplar kategorisi için yeniden okudum.


İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap için Ramon Mercader'in İkinci Ölümü, Ölü Ozanlar Derneği ve Ölü Canlar kitaplarını seçmiştim. İlk ikisini bitirdikten sonra elime Ölü Canlar'ı aldığımda (ben almamıştım kitabı) yazılarının ne kadar küçük olduğunu gördüm. Öyle böyle değil okumayı gözüm yemedi. Ne okusam derken Ada'nın geçen yıl okul için aldığı kitap aklıma geldi.
Ölümsüz Aile, kimsenin girmediği bir korulukta ölümsüzlük sağlayan pınar ve bu pınardan bilmeden su içmiş bir aileyi anlatıyor...Aslında çocuk kitabı ama ölümsüzlük denen cezbedici kavramın aslında o kadar da iyi birşey olmadığını güzel anlatmış bence...

20 Ekim 2014 Pazartesi

Deniz kokulu kapı süsümüz.....


Denizi ne denli çok sevdiğimiz malum. Zaten oğluşlarımın isimleri Ada ve Deniz. Tarla için yaptığım kapı süsü de deniz kokulu olsun istedim....
Sonuç o kadar hoşuma gitti ki face de profil resmim bile yaptım bunu:)))


Her zaman olduğu gibi işin içine bir parça da geri dönüşüm girdi. Kullandıım ahşap malzeme, artık hangi dolaptan kaldı bilmiyorum kalın sunta bir parçadan kesildi. Üzerindeki beyazlık kendinden yani. 4 parça olarak dekupaj testeresi ile kestim. Balık 3 parçadan oluşuyor bir de alttaki kısım.

Yapımı biraz uzun sürdü çünkü o yanlardaki sunta kısımları kapatmak mesele oldu. Sunta boyayı sürekli emiyor sonuç kötü oluyor. Napsam diye düşünürken pinterestte şu renkli bantlarla kapladıkları bir sandalye çalışması gördüm. Peçete transferiyle denemeye karar verdim ben de. Deniz temalı peçetenin kenarlarındaki koyu kısımları dekupaj tutkalı ile yapıştırdım. Oldu valla:)))

Balık kısmının aralarındaki parçalar doğal dal parçası. Sunta kalın olduğu için matkapla deldim, içine yapıştırıcı sıkıp dalları yapıştırdım. Dallar içine girince daha sağlam oldu. Hatta biraz ölçüsüz delmişim azıcık balığımın kafası zedelendi.

Kuyruk kısmına ve göze peçe transferi yaptım. Bu haliyle boş göründü gözüme. Gövdeyi minik deniz kabuklarıyla kaplayınca tamam oldu. Dekupaj testeresi o kadar da ince kesim yapmadığından kenarlarda zedelenmeler oluyor. Bir de benim acemiliğim var tebiki. Zedelenmeleri de permanent kalemle çizerek kapattım. İsimlerimizi de yazdım, 2 kat vernik, bitti.))))



Dediğim gibi tarla için bu kapı süsü ama kış-yağmur boyu boşuna orada yıpranacak. Zaten kışın fazla da gitmeyiz. Şimdilik bizim evin girişine astım. Yaza doğru yerine götürürüm.

19 Ekim 2014 Pazar

Ramon Mercader'in İkinci Ölümü


Geçen yıl almıştım bu kitabı. Kitabın arkasını okumuştum ve 'okunmalı' demiştim kendi kendime. Tabiki aylardır elime almadım, zor bir kitaba benziyordu. Zormuş.....Çok ilginç bir kitap aslında. Hani arkasında casusluk kitabı falan yazıyor ama o casusluk havasına girene kadar canı çıkıyor insanın...

Kitap,Ramon Mercader'in içinde bulunduğu 3-4 günlük bir zaman diliminde geçiyor. (Son sayfalarda olayların 15 gün sonrası da var ama asıl olarak bu kısa zaman dilimi var.) Hikaye 1966'da geçerken Mercader'in 40'ta Troçki'yi öldüren kişiyle adaş olduğunu da öğreniyoruz. Hikaye sürekli oraya buraya kayıyor...Konu bazen öyle karışıyor ki kim konuşuyor, kim anlatıyor dönüp bakmak zorunda kaldım. Bir de parantez ve tire içinde açıkmalar inanılmaz çok. Hatta kimi tam sayfayı bile buluyor.... 

Zaten Semprun da kitabın içinde bir nevi itiraf etmiş kitabın karışıklığını;

".....Öyküyü basitleştirmek, okuru fazla şaşırtmamak için soruyorduk. Zaten bu kördüğümün içinde yolunu yönünü bulmak için şimdiye dek yeterince zahmet çekmiştir zavallı"

Kitabın bir zorluğu da belki dönemi yeterince bilmemek. Ben tüm karmaşasına karşın kitabı sevdim ve atlamadan pür dikkat okudum resmen. Hatta yıllar sonra bir kez daha okuyabilirim diye düşünüyorum...

Kitap arkası.....
1917 Sovyet Devriminin önderlerinden Troçki, Stalinin emriyle 1940ta Meksikada Ramón Mercader adında bir İspanyol komünist tarafından öldürülmüştü. Jorge Semprunun 1960ların sonlarında yayınlanan Ramón Mercaderin İkinci Ölümü adlı romanındaki kahramanın da aynı adı taşıması, kuşkusuz, bir rastlantı değil. Can Yayınları okurlarının yakından tanıdıkları Semprun, böylesi bir isim ikizliğinden ve bir casusluk öyküsünden yola çıkarak komünist hareketin yakın tarihiyle bir hesaplaşmaya girişiyor. Ama tüm Semprun romanları gibi Ramón Mercader de, belleğin dolambaçlarında gidip gelen çok katmanlı bir roman. Bu yönüyle, alışılmış casusluk edebiyatına apayrı bir boyut getiriyor. Bu romanı okurken, hem sosyalizmin çöküş nedenlerinin ipuçlarını yakalayabilir, hem de soluk kesici bir casusluk öyküsünün tadını çıkarabilirsiniz.

16 Ekim 2014 Perşembe

Çoraptan timsah....



Deniz'in son zamanlarda timsah krizi tuttu. Nette dolaşırken d&r'a girmiş, orada bir timsah görmüş, illa istiyor. 19 lira birşey ama istediği boyutlarda olması mümkün değil bu fiyata. Ismarlayacağız gelen şey hayal kırıklığı olacak onun için. Boyut da yazmamışlar. Neyse oyuncak markasından araştırdım istediği yavru nil timsahı 10cm imiş. Tabi ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Ve vazgeçti, istediği daha büyük birşeydi çünkü.

Bu arada fotoğrafta da görülüyor ya evde hazır bir pelus timsahımız var ama ağzı açılmıyormuş!!! Ağzını açıp böcekleri yiyecekmiş timsah...Hadi çoraptan yapalım dedik. Benim bir yeşil ve bir kırmızı çorabı harcayarak yaptım ağzı açılan timsahı. Çorap çok uzun değildi boyu kısa diye yüzü düştü bu kez. Kendi çoraplarından birini getirdi ek yaptık:))) Rengi uymasa da bizim timsahımızın adı "koyu renk kuyruklu timsah" oldu....

15 Ekim 2014 Çarşamba

Sağırlar





Sağır bir köylü çocuğun ortadan kayboluşuyla zengin bir bankerin kızının kaçırılması arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Şiddetin tam kalbinde aşktan ve adaletten söz edilebilir mi? Kaçmak ve kaçırılmak, bilinç ve bilinçsizlik arasındaki sınırlar ne kadar belirsizleşebilir?

Rodrigo Rey Rosa, Latin Amerika edebiyatının o kendine has damarını her anlamda yakalıyor; minimalist ama tansiyonu yüksek, neredeyse her satırında okuru bir kez daha şüpheye düşüren tutkulu bir hikaye anlatıyor. Günümüz Guetamala'sının çürümüş politik ilişkileri kadar, yerli halk ile burjuvalaşan sınıfların keskin ve acımasız sosyal yaşantısını da gözler önüne seriyor. Eserleri birçok dile çevrilmiş, Guetamala Milli Edebiyat Ödülü ile onurlandırılan ve yazını Paul Bowles'la ilişkilendirilen Rey Rosa, sessizliğin dilini, barbarlığın uygarlığını ustalıkla yansıtıyor.
"Rey Rosa gerçek bir usta, çağımın en iyisi."
-Roberto Bolaño-
(Tanıtım Bülteninden)

d&r'ınindirimli kitapları arasında görüp, konusu ilgimi çekince almıştım. İlginç, sürükleyici bir kitap. Kaçırılan zengin bir kadın ve herkes bırakmışken kadını bulmayı kendine iş edinen bir koruma...Yazar konuyu bir ordan bir burdan anlatmasına karşın anlatım hiç bozulmuyor. Konu hep merak içinde devam ediyor. Kitabın ilk sayfalarında bahsedilen sağır kızdan kitap sonuna kadar haber alamıyorsunuz mesela.

Bir de Guetalama hakkındaki gerçekler, ülkenin sosyal durumu da roman içine çok güzel yedirilmiş. Epey bilgi sahibi olmak mümkün....