.:

7 Aralık 2016 Çarşamba

Hayvan Özgürleşmesi






Kütüphanede kitap alırken geri iade edilenler arasında görmüştüm bu kitabı. Arka sayfayı okuyunca da ilgimi çekti. Felsefeci Peter Singer, insan dışı hayvanların da acı çektiğinden yola çıkarak tam anlamıyla özgürlüklerini savunuyor kitapta.

Aslında biraz ders kitabı gibi. zaman zaman sıkıcı olabiliyor dili bu yüzden. Ve özellikle deney hayvanları ile ilgili kısımları okurken ise mide bulundırıcı....


Ben dahil pek çoğmuz bilimsel deneyleri savunuruz sanırım. Yani insanlığın yararı için, hastalıklardan kurtulmak için deney hayvanları kullanıyor. Ama kitapta bunun çok da gerçeği yapsıtmadığı, deneylerin çoğunun gereksiz olduğ kanıtlarıyla ortaya konuyor. Hele hayvanlara yapılanlar kabul edilir gibi değil...




Bir de gıda sektörü boyutu var işin. Bu noktada tavuk ve ineklerin ne şartlarda  sofralarımıza geldiği anlatılıyor. Mesela sosyetede tercih edilen pembe et için buzağılar anemik olarak kımıldayamayacakları ortamlarda yaşatılıyormuş.

Singer temelde tamamen veganlığı savunuyor. Et ve ürünlerini yemeden de sağlıklı olunabileceğini yazıyor. Hatta ABD'de yapılan bir araştırmada et yeme oranı düşerse otlaklarda tahıl yetiştirilebileceği ve daha çok aç insanın doyurulabileceği ortaya çıkmış.

“Hayvanların acı çekmesini önlemek için – yoğun bir şekilde faaliyet gösteren hayvan üretiminin neden olduğu çevresel sonuçlardan bahsetmiyorum– hayvansal ürün tüketimine büyük oranda son vermemiz gerekiyor. Bu vegan bir dünya tahayyülü müdür? Bir çözümü bu olabilir; fakat sadece bununla sınırlı kalmaz.  Eğer hayvanların öldürülmelerindense acı çekmelerini azaltmak istiyorsak, insanların bitkisel ürünler tükettiği bir dünya hayal edebilirim; fakat aynı zamanda organik yumurtanın konforunu tercih eden, türleri için uygun ortamda yaşam süren hayvanların etlerini tüketen ve çiftliklerde “insani” yollarla öldürülen hayvanlarla beslenen insanların olduğu bir dünya da tasavvur edebilirim.”

5 Aralık 2016 Pazartesi

Mutfağıma çarpı işi askı....


Birkaç tekniği birarada barındıran bir askı yaptım kendime. Aslında askının yapılışı aylar öncesine dayanıyor ama o askı kısımları için içime sinen birşey bulamadığımdan beklemelerdeydi.

Eski bir tahta parçasından yaptım askıyı aslında. Önce beyaza boyayıp mumladım. Üstünden de siyahla boyadım. Mutfak süngerinin yeşil kısmı ile biraz zımparalayınca beyazlıklar ortaya çıktı.

İkinci aşamada kalemle işaretleyip kalp deseni için matkapla delikler açtım. Büyük kalp gayet iyi oldu küçük kalpte deliklerde biraz oynamalar oldu. Tahta kalın olduğundan küçük matkabımla çalışamadım. Büyük matkapta oldukça ağır arada elim kaydı o yüzden.

Üçüncü olarak ise çarpı işi tekniği ile kalpleri yaptım. İnce önce iplikle yapmıştım belirsiz oldular kalın yün iplik tam oldu bence.

Askı aparatları ise tam bir kriz oldu. Yapı  markette gönlüme göre birşey bulamadım. Evdeki çöplüğümü taradım olmadı. Geçenlerde İkea'ya gitmiştik. Bunlar yeni sanırım daha önce görmedim çünkü. "Aaaa bu tam benim askıma göre" deyip aldım.

 Mutfakta kurularım bu askıya emanet şimdi....


4 Aralık 2016 Pazar

Öfke Şatoları


Hafta sonu postum kitapla olsun yine. Havalar soğudukça kitaplara sardım ben. Sobalı bizim ev, soba başında yeşil çayımla kitap okuması pek keyifli oluyor:)))

Yine Okuma Şenliği için bir kitap Öfke Şatoları. İtalyan yazar kategorisinden bu kez. Daha önce hiç okumadığım bir yazar Alessandro Baricco. Ama dilini çok  sevdim ben.

Kurgu bir roman. Olaylar aslında varolmayan Quinnipak kasabasında geçiyor. Dudaklarını gören herkesin deliye döndüğü güzeller güzeli Jun; bir cam fabrikasının müdürü olan ve sonsuza kadar dümdüz uzayan bir demiryolunu yaptırmak isteyen kocası Bay Rail; kasabanın kaşifi ve bestecisi olan, bütün notaları kendi içinde taşıyan, kasabalıların çıkardığı çalgı sesleriyle gerçekleşen bir orkestra kuran Bay Pekisch; yazgısını bir ceket gibi üzerinde taşıyan bir adam, asla evlenmediği bir adamdan dul kaldığını söyleyen bir kadın ve kasabada devasa bir cam saray kurmak isteyen Paris'li dahi mimar Horace.
Kitabın kahramanları pek renkli yani. Böyle bakınca çok karışık bir konu gibi ama bence çok eğlenceli bir okumalık. Ben çoğu yerde gülümseyerek okudum kitabı. 

 

2 Aralık 2016 Cuma

Çekiliş duyurusu


ben bugünlerde bloğunda güzel bir çekilişe denk geldim. Tema fotoğraf olunca hemen dikkatimi çekti tabiki. Kim bilir şans güler belki bana çıkar:))) Çekiliş sizin de ilginizi çektiyse buraya bir tık lütfen....

Sonbaharın renkleri


Balçova dağlarındaki yürüyüşümüzden bahsetmiştim. Benim asıl amacım sonbahar kareleri çekmekti. Her yer yemyeşil çam ağaçları dolu olunca aralardan cımbızlayarak bir kaç kare çekebilmiştim ancak. Hoş Türkiye yavaş yavaş beyaza bürünüyor ama. Ben şöyle sıcacık sonbahar renkleriyle ısıtayım içinizi bugün.....






1 Aralık 2016 Perşembe

Görkemli Kaybedenler


Okuma Şenliği için Kanada'lı bir yazar ararken Leonard Cohen ilişti gözüme. Müziğin biliyordum ama aynı zamanda yazdığından haberim yoktu. Haliyle merak ettim.
Kütüphanede Görkemli Kaybedenler kitabı varmış. Bu kitabıyla tanıştım Cohen'le.Anımsarsınız, daha kasım ayı içinde vefat etti Leonard Cohen. Ben bu yazıyı yazarken bir taraftan Cohen dinliyorum. Size de taviseye ederim....

Marjinal bir kitap Görkemli Kaybedenler. Kimi sayfalarında rahatça dolanırken kimini anlamakta zorlanıyor  insan. Cinselliği anlatışı oldukça rahat. Bu yüzden kitabı sevmeyen-sevmeyecek çok kişi vardır eminim.
Hikaye, farklı kişilerin ağzından yazılmış. Bu bazen kafa karıştırabiliyor. Dört ana karakter var.  İsmi belirtilmeyen ve birinci kitabın anlatıcısı olan adam, adamın arkadaşı, sevgili ve öğretmeni olan F., ilkinin eşi ve ikincisinin de sevgilisi olan Edith adlı bir kadın ve 17. Yüzyılda yaşamış gerçek bir karakter olan ve Hristiyanlığı kabul edip sonradan azize ilan edilen bir Amerikalı yerli kadın olan Catherine Tekakwitha. 

Kitap arkası "60'lı yılların en önemli deneysel romanlarından sayılan Görkemli Kaybedenler Leonard Cohen'in en cüretkar bir o kadar da serkeş romanıdır. Bir yüzleşme yazısıdır. Kanada'nın Hıristiyanlaştırılması, Cizvitlerin din uğruna yaptıkları, Kızılderililere yapılanlar üzerinden genel insanlık tarihinin utanç verici yüzü… Bütün bunları azize sayılan Mohawk kızı Catherine Tekakwitha'nın öyküsüyle birleştirip bir aşk üçgenine yerleştiren Cohen, anlatı tarzıyla okura bir yandan meydan okuyor, diğer yandan okuru hüzünle gülümsetebiliyor."

Kitaptan bir kaç cümle belki fikir verebilir size....

Öylesine insanım ki çok fazla kabızlık çekiyorum.

Kahrolsun genital emperyalizm! Bedenin her köşesi boşalabilir.

Tekrar biz olduğumuzda hatırlarız bunu, belki de bir daha asla biz olamayız.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Sulama havuzumuz bitti


Ara ara tarlamızı paylaşıyorum. Bu arada bölgedeki su sorunundan ve sulama havuzu yaptığımızdan da bahsetmiştim. Nihayet bitti. Özellikle Devrim çok emek harcadı. Umarım sonuçları güzel olur.
Kepçe ile kazdırdığımız alanın 4 tarafına tuğla ördü önce. Basitçe sıvadı. Sonra da 2 kat laylon döşedik. 
 Malesef geçtiğimiz bahar ayları çok kuraktı. Umarım bu yıl yağışlar güzel olur. Tarımın, çiftçinin işi cidden zor. Her şey suyla bağlantılı sonuçta. Mevsimler değiştikçe ürünlerin kalitesi bozuluyor. Bizim yediklerimizin de tabiki....Bizimki biraz hobi. Ama bu işten ekmek kazananlar var. 


25 Kasım 2016 Cuma

Bugün fotoğraf yok.....





2 haftadır fotoğraflarımı yayınlamıyorum. Farkındayım ve içimden gelmyor. Geçen hafta çocuk tacizcilerinin salıverilmesi gündemdeydi. Dün Adana'da yine canlar gitti. Bugün yine çocuklarla ilgili tatsız haberlerle doluydu medya....
Bugün iki haber vardı yine. Bir dede 13 yaşındaki torunna tacizden tutuklanmış. Bir diğer dede torununu 9 yaşındaki arkadaşını taciz etmiş. Tacizcisiyle yüzleşmeye korkan çocuk kalp krizinden ölmüş. 9 aylık bebeklere, kedilere tecavüz edilen bir ülke burası. Ben şaşırmıyorum artık. Ama mahcup bir yetişkinim. Bu ülkenin güzel çocuklarının başına sapık zihniyeti biz büyükler musallat ettik.
Adım adım adamlar geliyoruz dediler. 4+4+4 sistemini getirdiler ki kız çocukları erken yaşta okulu bırakabilsin, evlenebilsin. O zaman kaç kişi itiraz etti buna. 5 yaşındaki bebeleri okula başlattılar bir bok anlamadan büyüsünler. Herkes çocukları "geri zekalı" damgası yiyecek diye kuzu kuzu gönderdi okula. Bırakın tek tek tacizi okullarda toplu tecavüz olayları yaşanıyor, yayın yasağı konuyor biz bekliyoruz birileri itiraz etsin diye. Ki Taksim'deki ağaçlar için ayaklanmış milletiz. Çocuklarımız yitiyor şimdi.....

24 Kasım 2016 Perşembe

Öğretmenler Günü Kutlu Olsun


 Çocuklara değer veren, onların hayatına artı değerler katan, yüzlerinin gülümsemesine neden olan tüm öğretmenlerimizin günü kutlu olsun. Malesef pek çok meslek grubunda olduğu gibi gereken haklara sahip değiller. Ben kendimi bildim bileli hep öğretmenlerin sorunları konuşulur, sıkıntıları anlatılır. Bir arpa boyu yol alınmadığı gibi sanırım daha da arttı.

Oysa hayatımızdaki en değerli varlıkları, çocuklarımızı emanet ediyoruz onlara. Uyku saatlerini çıkardığımızda hesaplayın çocuklarımızı bizden çok öğretmenleri görüyor. Ne kadar önemliler.  Malesef bu değerli mesleği kirletenler de var aralarında. Belki sayıları çok çok az. Ama işte o öğretmenlere denk gelen kimi çocuğun da hayatı kararıyor....

 İşte benim küçük oğluşum da bu yıl öğretmenlerine aloa vera vermek istedi. Aslında önce sınıfı güzelleşsin diye oraya götürmüştü bir saksı. 2 tane öğretmeni biz de isteriz demiş. Tek öğretmene olmaz diye anneannemizden 3 saksı aloavera aldık. Onları ayırıp küçük saksılara diktik. 3 hafta kadar beklettim ki tutmayanı vermeyeyim diye. 15 tane hazırlamıştık. Ama Deniz kendi öğretmenleri dışıdakilere de vermek isteyince biraz daha alacağız sanırım anneannemizden. Neyse ki kadının elinden çiçek iyi tutuyor da epey var...


22 Kasım 2016 Salı

Portakallı kurabiye....


 Mevsim iyice döndü, artık C vitamini vakti geldi. Hamurişlerinde de mis kokulu portakal vakti tabiki....
Daha önce çok kere portakallı kek yaptım ama kurabiyede kullanmadım. Geçtiğimiz hafta İzmir'de epey ortalığı yıkan rüzgarda bizim ağacın çoğu portakalı düşmüştü. Hala tam tatlanmadığından çocukların tercihi olamayınca farklı değerlendireyim dedim.

1 portakalın rendelenmiş kabuğu, 3 çorba kaşığı portakal suyu, 3 çorba kaşığı yoğurt, 1 yumurta, yarım margarin, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 su bardağından az şeker, 1 çay kaşığı karbonat, aldığı kadar un....
Malzemeleri iyice yoğurup yuvarlak şekşillendirdim. Üzerine yumurta sarısı sürdüm. Bu kadar kolay. Yanında fırına portakallı kek de verdiğimden mutfak pek güzel koktu dün...


Bu arada pazar günü bir dalgınlık anında fotoğraf arşivimi sildim:(((( Çoğu yedekli ama olmayanlar da var. Devrim dün götürdü iş yerine kurtulacaklrmış büyük ihtimalleç Ama program karıştırıyormuş dosyaları. Yaklaşık 20 bin dosya bakalım yeniden nasıl hal yoluna konulacak. Çok karışmışsa yedekleri yükleyip diğerlerini tek tek tarama yoluna gideceğim. Yine de epey vaktimi alacak gibi.....F klavyeci ben 2 gündür laptopta biraz zor yazıyorum. O yüzden de blog ziyaretlerim azaldı....