1 Eylül 2014 Pazartesi

Aylar sonra ilk kez evde bir pazar günü....


Deniz geç kalkar o kahvaltıya yardım etmiyordu ya kareye girmeden edemedi....


Tarlayı aldığımızdan beri (nisan sonuydu) ilk kez evde bir pazar geçirdik. Pazar çalışmadığımz olmuştu ama Urla'daydık hep. Özlemiştim açıkcası evde tatil kahvaltılarımızı..Cumartesi domatesle uğraşınca bir gün için tarlaya gitmeyelim dedik. Mesafe çok çünkü (82 km'cik) Fotoğraflarda benim kahvaltı ekibim görünüyor. Beyaz atlet, gri bermuda görünce çektim hemen:))

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Domates zamanı....


Benim en korkulu kış hazırlıklarımdan biri olan şişe domatesi olayını hallettik bugün. Diğeri tarhana...Farkındasınızdır bu yıl pek domates yok. Pazarlarda oldukça pahalı, baktık ucuzlayacağı yok bu sabah abim ve Devrim hale gittiler toplu olarak aldılar domatesleri. Bugün 50 kilo kadarcık domates doğradım!! Bakmayın fotoda Devrim'in eli olduğuna konu mankeni oldu...

Neyse ben kabuklarını soyup doğradım, Devrim pişirdi, arada çocuklar yardım ettiler şişe domatesi işini hallettik. 3 kova kadarda salça için domates doğradım. Ben hala eski usul salça yapanlardanım. Domatesi yıkayıp, kabukları ile doğruyorum. Tuzluyorum. Bekliyor bir süre kıvama gelince de süzgüden geçirip, güneşte kurutuyorum. Yarın da anneme gideceğim tarhanamı karacak. Sonrasında evde mayalanıp, kurutulacak. İşte o kurutma aşaması yok mu? Öveleyip dur hiç sevmiyorum ama çocuklar işte.....

29 Ağustos 2014 Cuma

Yukarı Bak kolyesi




Yukarı Bak adlı animasyonu izlediniz mi bilmiyorum. Ama ben çocuklar için çekip de birlikte izlediğimiz bu filmden çok etkilenmiştim. Animasyon bile olsa seyrettiğim en güzel filmlerden biri.



Bir kaç ay önce pinterette bir kolye görmüştüm. O zamandana klıma düşmüştü Yukarı Bak kolyesi yapmak. O kolye metaldi ama ben kıl testere ile ahşaptan keserek yaptım. Önce bir ev çizip kestim. Zımparaladım. Havya ile yakarak pencere-kapı yaptım. Biraz çiçeklendirdim. Sonrada zincirine boncuklar taktım. Çocuklar balon sayısını az buldular ama.


27 Ağustos 2014 Çarşamba

Romantizmin Işığı Clara


Bir müziği dinlediğimde kimindir, hangu parçadır bilecek kadar otorite olmasam da klasik müzik çok sevdiklerim arasındadır. Orta ikideyken müzik öğretmenimiz bizi operaya götürmüştü. O gün tanıştığım bu müzik türü hep haşatımda olmuştur. Çoluk çocuğa karışmadan önce daha çok dinliyordum illa ki. İşten eve geldiğimde cd'yi takıp bu müzikle dinlenmek cidden keyifliydi. Ama evdeki curcuna içinde aynı tadı aldığım söylenemez...

Neyse Can yayınlarının d&r'lardaki 5 lira kitap kampanyasında gördüm bu kitabı bu yıl. Kapkalın "okur muyum, alsam mı" derken almışım...Kitap babasının daha doğmudan bir proje olarak gördüğü Clara Schumann'ın (Wieck) yaşam öyküsünü anlatıyor. Ama sadece Clara değil yaşamıdaki 2 erkek Robert Schumann ve Johannes Brahms'ın yaşantıları da oldukça ayrıntılı anlatılıyor. Yazar bu durumu önsözde " Bu kitabı hazırlarken üç ayrı yaşam öyküsünü yazma gayreti içine girmedim. Diğer ikisini Clara'nın dünyasına taşımaya çalıştım" sözleriyle açıklamış. Yine de bu konunun çok dışındaysanız aşırı ayrıntıların yorduğunu söylemeliyim. Bu üç ismin hayatına girmiş arkadaşlar, öğretmenler, çocuklar, sevgililer, aileler de ayrıntılarıyla yer bulmuş kitapta çünkü...

Klasik müziksever biri için çok hoş bir kitap bence. Tüm ayıntılarına karşın Aydın Büke o kadar güzel bir dil kullanmış ki rahatça okutuyor kendini. Bir de 1800'lü yıllarda yaşamış bu insanların ete-kemiğe büünmesi hoş geldi bana. Müziklerini dinlerken ayrı bir bakış açım olacak sanki...

26 Ağustos 2014 Salı

Angela'nın Külleri


Angela'nın Külleri'ni aslında 2000 yılında alıp okumuştum ben. Okuma Şenliği için bir anı kitabı okumak gerekince yeniden ele aldım. Aradan geçen bunca yılda pek çok ayrıntı unutulmuş illaki. Çok çok keyifle okudum kitabı.

Yokluklar içinde büyümüş, pek çok hastalığı dize getirmiş, bir gün kahvaltıda bir tam yumurta yeme ihtimaline sarılmış Frank'ın öyküsü var kitapta. Bu kadar yokluğa karşın hiç yakınmıyor, mücadele ediyor ve başarıyor Frank...

Aslında kitaptan pek çok alıntı verilebilir ama bugünü bile çok güzel anlatan şu iki cümle bana yeterli geldi...

"Fakirler ikinci bir ekmeği alamazlar, çünkü paraları yoktur. Ama öte yandan fakirlerin parası olsaydı, zenginlerin ekmek aldırmaya yollayacak hizmetçisi olmazdı...."