.:

2 Mart 2014 Pazar

Göl Dağı


Tesadüfen aldığım, alırken Zonguldak'taki madencilerin yaşantısını anlatıyor diye düşündüğüm ama sayfaları çevirdikçe bambaşka bir dünyayla tanıştıran bir kitap.

Alalı aylar oldu aslında okunmayı belkiyordu kitaplıkta. Bekletilmeyi haketmiyormuş hem de...
1940-47 yılları arasını kapsayan ikinci mükellefiyet dönemini anlatıyor kitap. O dönemde çocuklar bile zorla maden ocaklarına sokulup kötü şertlerde çalıştırılmış. Dayanamayıp madenden kaçanın annesi, kız kardeşi ya da karısı rehin alınmış. Sadece rehin alınmakla kalmamış malesef....Katırların bile resmi kayıt altına alındığı yıllarda, insanın hiçbir değeri yokmuş.

Hiç bilmediğimiz bir dönem. Hiç anlatılmayan hatta. Sümen altı edilmiş  sanki. Oysa insanlar ne acılar yaşamışlar...

Ben kitapların üstünü çizmeyi sevmem. Sevdiğim yerlerin arasına kağıt koyarım. Bunda o kadar çok sayfada kağıt vardı ki...

Mükellefin urganı
Terli olur yorganı
Mükelleften kurtulan
Çifte kessin kurbanı

Mükellefin malayı
Yağsız misir unundan
On okka kömür çıkar
Mükellefin donundan

Madenciler ne kadar yıkansalar da kömür karası vücutlarından çıkmıyordu. Ellerinin üzerindeki parmak kıvrımları, her zaman kömür karasıydı. Kömür derinin içine kadar işlemişti. Tırnak dipleri de kapkaraydı. Hele gözler, sürme çekmiş bir kadının gözlerinden farksızdı......

Zonguldak tıpkı bir buzdağı gibiydi. Üçte ikisi toprağın altındaydı........

Kitapta sadece madencilerin durumu değil şair Rüştü Onur ve Mazeffer Tayyip Uslu'nun hayatından da kesitler veriliyor.