.:

31 Mart 2017 Cuma

Doğa yeşile boyanıyor....


Hala pek çok yerde havalar soğuk, hatta kar yağdı geçenlerde. Ama bir taraftan da doğa uyanıyor. En güzel renkler bir bir kendini göstermeye başladı. Bahçemdeki güller açtı mesela. papatyalar zaten epey oldu açalı. Deniz bile dün "aa sarı gül" diyor.

Sanırım pek çok kişinin için de öyle. Evet mevsimlerin en güzeli geldi nihayet. Bahar bana en çok yeşili anımsatır. Çimenler çıkar, ağaçlardan minik yapraklar fırlar, çiçeklerin yapraklarında her yerde yeşil var. Bugün de yeşil olsun sayfam o zaman...






28 Mart 2017 Salı

Nimara Mağarası


Geçen  ağustos ayında gittiğimiz ve tamamen tesadüfen keşfittiğimiz bir yeri paylaşmak istiyorum bugün. Taa o zamanlar paylaşmaya niyetlenmiştim arada kaynamış. Bir kaç gündür arşiv düzenlemesi yaparken aklıma geldi...

Eşimin kuzeni Marmaris'i noter olarak atanınca O'nu ziyaret etmiştik 2 günlük. İlk gün tekne turu yapıp koylara hayran kalınca ikinci gün hadi arabayla koy keşfedelim dedik. Netten baktık Cennet Adası gözümüze pek güzel göründü.

Aslında yarım ada burası. Ama umduğumuz koylara erişemedik çünkü buradan denize giriş yokmuş oldukça yükseğe tırmanılıyor. Bu arada Nimara Mağarası'nı keşfettik ama. Hiçbir işaret yok biz öyle yürüyelim derken bulduk burayı. Bu kadar büyük bir mağaranın tanıtılmaması ilginç aslında.  Netten baktım daha sonra 350 metre yükseklikteymiş mağara. Çok yeni 1999 yılında sit alanı olarak kabul edilmiş ve yapılan incelemelerde bir tapınma yeri olduğu anlaşılmış.  Mağaranın yaşı sarkıt ve dikitlerden 100.000 yıl olarak tespit edilmiş. İlk olarak 1998'de kumtaşından  iki kadın heykeli bulunmuş, tahribatı önlemek amacıyla Marmaris Belediyesi öncülüğünde 2007'de kazı çalışmalarına başlanmış.

Çok yeni yani çalışmalar. Yolunuz buralara düşerse ve yürümeyi seviyorsanız bir bakın derim ben. Çok büyüleyici bir yer.  Bakmayın beni fotoğraflarıma. Tripotsuz ve düşük ışıkta bu kadar oldu malesef...

 Mağaranın girişi. Doğal değilmiş sonradan bu kadar büyük bir açıklık oluşmuş.

 Anladığım kadarıyla bu büyük kaya girişteyken içeri yuvarlanmış...


Bu da Cennet Adası'nda seyir terası denen yerdenden bir kare. Muhteşem....

25 Mart 2017 Cumartesi

Kötü kadın badana isterse....


Bu hafta sonu azıcık iptal durumlardayım. Evde genel bir temizlik olayına giriştik. Aslında benim koca bu işlerden hiç hazetmiyor, kaçabildiği kadar kaçıyor ama söz vermiş bulundu. Hatta kötü kadın Müzeyyen durdu durdu anımsattı ona badana işini....
Bu hafta Ada sınavlar nedeniyle kesinlikle bir yerlere gitme olayına yanaşmalınca da bugün sabahtan malzeme alındı badanaya başlandı. Adam sesini çıkartmıyor ama " gereksiz işler yaptırıyorsun" diyor boyuna:))) Pek mutsuz. Hem dışarı yaptırmıyor hem kendi sevmiyor...
Bir de ben tek duvarı tuğla desen istedim. Aslında doğal taş güzel olurdu da neyse adamı o kadar yormayayım dedim şimdilik. Duvar kağıdı aldık. İşe geç başladığımızdan badana bitti sadece. Yarın da çalışacağız azıcık.

22 Mart 2017 Çarşamba

Kraliçeyi Kurtarmak


Aslında çocuk kitabı Kraliçeyi Kurtarmak. Deniz'in öğretmeni istemiş. Okudu, benim de okumamı istedi. Sürekli "kütüphaneden aldığeım kitap bitsin okurum" yanıtını verdiğeimden en sonunda paparayı yedim. Hiç onun dediklerini okumuyormuşum, hep kütüphaneden yeni kitap alıyormuşum.

Hemen araya sokuşturuldu tabiki. Çocuk kitabı okur bitiriveririm hemen dimi ama. Yok benim gibi matematik özürlü biri başlarda rahat ilerlese de sorular zorlaştıkça hesap yapa yapa ikinci güne anca bitirdi kitabı:)))

Evet kitabımız bol bol eğelenceli matematik soruları içeriyor. Rus  asıllı yazar Vladimir Tumanov, kitabı, matematikten  nefret eden oğlu Aleks için yazmış. Aleks'in matematikten nefret edip fantastik romanları tercih ettiğini farkedince bu romanı kaleme almış. Hem çocuklar için hem de benim gibi matematikten uzak duranlara eğlenceli bir alternatif diyebilirim...

20 Mart 2017 Pazartesi

Odun dilimi pasta standı



 Eh artık odunları sevdiğimi bilmeyen kalmadı sanırım. Bol bol odun toplarım ben. Yapılanların en az 10 katı da birşeyler olmayı bekleyenler var.
Mutfakta odun kullanmayı seviyorum. Yukarıdakinin benzeri odun dilimi pasta-kek standını kendim de kullanıyorum. Görsel olarak çok güzel bence. Bu arada bir satış sitesinde bu tür birşeyin 175 tlye satıldığını gördüm ki dilim tutuldu resmen. Yani ne kadar güzel olsa da insanların kazıklandığını düşünüyorum. Çünkü zahmeti kesinlikle bu fiyat etmez...


Neysem gelelim benim standıma; Yuvarlak bir parça ve odun dilimini birbirine iskelet tutkalı ile yapıştırdım. Havya ile desenler yaptım. Çiçekleri beyaz ile boyadım ve verdikledim. Ben kullanırken direk gıdayı koymuyorum. Bir tabak ile servis ediyorum. Ya da mufin kalıpları ile....

Odun ne kadar güzel olsa da temizliği cam-porselen gibi olmuyor.


Büyüklüğü hakkında fikir olması açısından, doğum günü kullanımından bir kare...

17 Mart 2017 Cuma

Karıncalar


Evden uzak oldukları sürece aramın fena olmadığı minik canlılar; ksrıncalar. Geçen hafta sonu bahçeyle uğraşırken baktım bir noktada toprağı halletmişler. Hemen evden reçel getirip taşa damlattım. Makineyi hazırlayana kadar yemekteki yerlerini almışlardı bile:)))

İlk kez karınca fotoğrafı çekmek için bu hileye başvuruyorum. Ama bu minik cinsleri o kadar hareketli ki anca böyle çekebildim. Mini bir tripot edinsem daha da başarılı kareler çıkacak....

Bu arada böcek çeken bazı makroseverlerin, onları önce dodurucuda beklettiklerini, çözülene kadar tripotla çok net kareler çektiklerini de okumuştum. Ama dondurucumda böcek saklamak.....yok ben o kadar olmadım daha.




15 Mart 2017 Çarşamba

Bugün günlerden Deniz...


 Bugün günlerden Deniz bizim evde. Vatandaş sabah "bugün benim doğum günüm" diye kalktı. Ben birşeyler hazırlamaya başlamıştım erkenden, "pasta mı yapıyorsun istemiyorum" dedi. Akşam geç yatıyor diye atıştık da.... ''yok yapmıyorum dedim'' ya biliyorum onunkisi 'istemem yan cebime koy' durumları:)))) Değilse kaç gündür istiyor doğum günü pastası.

Zaman ne hızlı akıyor. Dursa da azıcık keyfini çıkarsak şu günlerin. Dersler, okul, kurslar derken çocuklarla birşeyler yapamıyoruz resmen. Daha tadına varamadan koca adam oldu Ada mesela.

14 Mart 2017 Salı

Kabuk Adam






Ben O'nu 2016 yılında Özgür Gündem gazetesine yönelik yapılan soruşturmada silahlı terör örgütü üyeliği ve halkı kışkırtmak iddiasıyla tutuklandığındsa tanıdım. Böyle bir Türk kadın yazarın varlığından haberdar değildim açıkcası.
Aslı Erdoğan'dan bahsediyorum. Aslında Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği ve Fizik bölümlerini bitirmiş. Daha sonra Cenevre'de Avrupa Nükleer Merkezi'nde çalışmış. CERN'de 2 yıl çalışmış. Brezilya'da yaptığı fizik yüksek lisansını yarıda bırakıp yazarlığı seçmiş.

Lire dergisi tarafından "Geleceğin 50 Yazarı" arasında gösterilen Aslı Erdoğan ülkemizde ne kadar tanınıyor acaba?

Kabuk Adam yazarın ilk kitabı. Karayipler'in bir adasında fizikçilerin yaz kampında geçiyor olaylar. Yazar kendini anlatıyor kitapta; ''Az sonra başlayacağım, Karayiplerde geçen o korkunç öyküyü yaşamış kişi benim Oysa biliyorum ki son noktayı koyduğumda elimde bulacağım, gerçeğin tortusundan abaret olacak''

“Hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız.’‘

 ''Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık; sınırlarımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca."

“..ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir. Çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir.”

 


13 Mart 2017 Pazartesi

Kütük mumluk


Benim sevgili kütüklerimden biri daha mumluk oldu:))) Çok seviyorum ben bu kütüklerle oynamayı. Bunda ahşap yakma ve boyama tekniklerini kullandım. Mumları nedense kış mevsimine daha bir yakıştırırım ben. Burada da tema birazcık kış oldu....


Bu arada nedendir bilinmez bilgisayarımın usb girişlerinde sorun yaşanıyor bir zamandır. En sonunda F klavyem çalışmaz oldu. Devrim iş yerinden eski tip girişli Q klavye getirmiş, acı çekiyorum resmen yazarken:(((

10 Mart 2017 Cuma

Günün konusu; minik

 2015 yılında bahçeye gelen minik kedimiz. büyüyünce terketmişti bizi...

Her şeyin miniği güzel oluyor. Biraz büyüdü mü canlılar hatlar sertleşiyor, kabalaşıyor azıcık. Ben de bugün bir kaç minik fotoğraf ekleyeyim sayfama dedim...

 Omlet ve pastırma.

 Yediz kedilerden üçü. Ev bahçeli olunca minik kedilerimiz hiç eksik olmuyor...

 Bu da minik bir mantis. Geçen yıl tarlada rastlaşmıştık kendisiyle. Bence doğadaki en ilginç canlılardan biri. Farkedilmesi zor acayip kamufle. hele bu denli miniğine denk gelmek...şans

En sevdiğim minik....

Bir soru
İnsanın yavrusu çocuk
Koyununki kuzu
Keçinin oğlak
Ceylanın ceren
Atın tay
Devenin daylak

Tilkininki neden tilki
Kurtun neden kurt
Yılanın neden yılan
Hiç düşündünüz mü çocuklar?

Yalvaç Ural (hoşuma gitti bu şiir)
 


Bunlar da benim küçük adamlarım. Hoş şimdi bu hallerinden eser yok........

9 Mart 2017 Perşembe

Filiz Hiç Üzülmesin


Bazı kitapları okuduğumda, kendi ihmalkarlığıma çok kızarım. Ben epey bir zaman önce Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı yusuf kitaplarını okumuştum ama hayat hikayesini hiç merak etmemiştim. Ne hoş bir adammış oysa....
Filiz Hiç Üzülmesin yine böyle bir kitap oldu benim için. Sabahattin Ali'nin kızı Filiz Ali babasının anısına hazırlamış kitabı. Babasının çektiği  fotoğraflar, mektuplar, Filiz'in anıları var kitapta.

Sabahattin Ali için dünya bir tarafa kızı bir tarafaymış anladığım kadarıyla. "Ruhum Filizim" diye hitap ediyor bir mektubunda mesela.


Yazarın ailesiyle son fotoğrafı.....

1948 yılında öldürülen yazarın bir mezarı bile yok malesef. Devlet ne kemiklerini ne de öldüğünde yanında bulunan eşyalarını vermiş ailesine. Filiz, 1993 yılında yani elli altı yaşındayken, kırk beş yıl önce babasının ölüsünün bulunduğu köye gidiyor. Sabahattin Ali için bir etkinlik düzenlenmiş o zaman. Bir genç kız yanına gelmiş ve babasına ait Kodak marka fotoğraf makinasını kendi babasının polisten satın aldığını söylemiş. Ama Filiz o kızı bulamamış daha sonra.


''babam için uzun yıllar hiç gözyaşı dökmedim, çünkü o ''filiz hiç üzülmesin...'' demişti. ama denizler asıldığında, sinanlar, mahirler öldürüldüğünde çok ağladım, yıllarca gözpınarlarımda babam için biriken gözyaşları durmadan aktı, aktı...''

" Öldürüldüğü çatağın yakınındaki bir düzlüğe, arkasına Istıranca ormanlarını dayamış koskoca bir kayaya üzerinde “Başım dağ/ Saçlarım kardır / Benim meskenim dağlardır” yazan mermer parçasını gömüyor Filiz Ali. Tıpkı 1931'de Dağlar şiirinde söylediği gibi, Sabahattin Ali o çok sevdiği dağlarını mesken tutuyor. “Yerim soran bulunursa / Benim meskenim dağlardır ”

8 Mart 2017 Çarşamba

Kadınlar......

 hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş legenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...
hoş geldin kadınım benim hoş geldin
Nazım hikmet


 Kadınla; çalışan dayak yiyen, tacize uğrayan, küçük düşürülen, insan bile kabul edilmeyen kadınlar. Günümüz ne kadar kutlu olabilirse artık...
(Dün kadınlar günü etkinliğine giden 7 emekçi kadın yaşamını yitirdi. Bir kadın kocası tarafından öldürüldü bugün. Ve gün daha bitmedi)


bir kadını ortadan ikiye böl…
yarısı annedir,
yarısı çocuk,
yarısı sevgili
yarısı aşk...
duyanlar bunu bilmez,
görenler anlamaz bunu!
yarısı rivayettir,
yarısı gece.
Cemal Süreya

7 Mart 2017 Salı

Yemek Fotoğrafçılığı

 İzmir'de yemek bloğu yazarları düzenli olarak buluşuyorlar. Ben de grupta üyeyim ama pek yemek bloğu sayılmayacağımdan toplantılarına gitmiyordum. Safiye arkadaşımız Yemek Fotoğrafçılığı üzerine bir eğitim programına ön ayak olunca ise kaçırmak istemedim..
Ayberk Demircan, yemek fotoğrafçılığı ve ışık, renkler ve kompozisyon hakkında çok güzel bir sunum hazırlamıştı bize. Eğitim için Fujifilm İzmir Showroom'unu bize tahsis etti ayrıca. Uygulamalı olarak da anlattı konuyu. Keyfli bir eğitimdi yani....


 Konu ilgimi çekmişse ben...


Cidden zahmetli iş yemek fotoğrafçılığı. Kimi yemek piştikten 10 dk sonra, kimisi birkaç saat sonra fotoğraflanmalıymış. Sebzeler ise tam pişmeden mesela....Objenin çekileceği yer, ışık, kompozisyon....Sanırım ben şimdilik böceklerimle mutluyum:)))

5 Mart 2017 Pazar

Bahar geldi işler başladı bizde....


Bugün İzmir'de hava mis gibi. Bence tam deniz havası ama işte işler bırakmıyor. Sabah kahvaltı sonra üst katın tamiri ve badanası işlerine başladık. Mutfak dolap kapaklarının haşadını çıkartmışlar onları yeniledik falan. Havayı güzel görünce dayanamayıp biraz çapa yapmaya bahçeye daldık bu kez. Devrim diki yaptı biraz. Domates, kudret narı (ilk kez deneyeceğiz) gül, asma.....Bahçede çay-kısır keyfi de yaptık bu arada:))))

Kötü koca şimdi yukarıda badanaya başladı ben yemek işleri falan diye kaçtım:))) Yapılacak ne çok iş var. Benim canım gezmek istiyor. Haftaya bu kez tarlada çapa var. Havalar hep böyle güzel olsun çalışırız...

3 Mart 2017 Cuma

Bahar mı gelmiş ne........

 Nihayet bahar geldi:))))

Biliyorum hala bazı yerlerde kar serpiştiriyor, soğuklar var. Ama Ege'de ağaçlar çiçeklendi ya içimiz ısınır artık. Yavaş yavaş diğer illerde de çiçekler açacaktır. Özlemişim baharı, sanki hiç gelmeyecekmiş gibiydi.

Bakalım nisanda bir başka bahar müjdesi de aldık mı tamam.....

Bu kareler taze bu arada. Geçen hafta sonu Urla'da çektim. Erik ağacının çiçekleri bunlar.



2 Mart 2017 Perşembe

Yeni Yalan Zamanlar üçlemesi


kuma Şenliklerinde beni en zorlayan katogorilerden biri üçlemeler olmuştur hep. Nilgün bir de Türk yazardan üçleme deyince okumadığım kim var diye araştırdım biraz. İnci Aral benim ihmal ettiğim yazarlardan biriymiş bunu farkettim....

Yeni Yalan Zamanlar ilk kitabın da adı. Ama diğer kitaplar da yazılınca,  yazar ilk kitabının adını Yeşil olarak değiştirmiş. İlk kitap birak kopuk kopuk ilerliyor. İnsan nereye düştüm ben böyle oluyor ilk sayfalarda; artık yazamayan bir şair hükümet tarafından bir yere kapatılıyor ve ondan öykü anlatması isteniyor. Sürekli öyküler anlatırken ondan istenen romanı yazmaya başlıyor. Önce tutsakken daha sonra kalacak yer, yemek hoşuna gitmeye başlıyor. Bu arada yazdıkları onun uydurduğu karekterler mi yoksa zaten hayatındaki kişiler mi orası karmakarışık.....Aile içi şiddet, ensest, laçkalaşmış ilişkiler....Romanın karakterleri de oldukça tanıdık aslında.

Ben kendi adıma en çok ikinci kitap olan Mor'u beğendim açıkcası. İlkinin devamı denmiş ama apayrı da okunabilir. Kopukluk olmaz bence. Roman, 2004 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü'nü almış.
Mor'da anlatılan hikaye daha net. 4 çocuklu bir aile, farklı yollar çizen çocuklar....Ben mor rengini hiç bir zaman depresif bulmamışımdır ama kitaptaki karakterler öyleler. Mutsuz, dağılmış, kafası karışık insanlar.





Serinin üçüncü kitabında ise paranın peşinde koşan, bu yüzden geri kalan tüm şeyleri hayatından çıkartmış bir nesil var. Daha önceden de tanısak bu kitaptaki karakterlerde bir yerine oturmamışlık hissettim ben. Kopukluk vardı sanki hikayede. Çok sevemedim malesef.

Her 3 kitapda genel bir depresyon hali var. Karakterler genelde genç-orta yaş arasında kişiler. Ne yapacakları tam bilmeyen, çağa uyum sağlayamamış bir nesil çizilmiş sanki. Gelecekten beklentileri yok, yol nereye götürürse....