.:

30 Ocak 2017 Pazartesi

Oksimer Hiperbarik Tedavi Merkezi


Sualtı hekimi arkadaşım Sevi yakın zamanda hiperbarik tedavi merkezi açtı. Belki bilenleriniz vardır. Sadece dalgıçlar için değil diyabet ve soba zehirlenmelerinde de oldukça yaygın olarak kullanılan bir tedavi yöntemi.

Hiperbarik oksijen tedavisinde, bir basınç odasında tümüyle basınç altına alınan hastaya aralıklı olarak yüzde yüz oksijen veriliyor. Özellikle diyabete bağlı ayakta çıkan yaralarda etkinliği yıllardır kanıtlanmış bir tedavi. Ben yeni bir etkisini öğrendim ki otistik çocuklarda da iyi geldiği vakalar varmış.

Arkadaşım (aslında çekim yaptırmışlar, beğenmemişler) fotoğraf çekmemi rica etti. Geçenlerde Deniz'le gittik. Elimdeki makineyle biraz zzor oldu. Böyle çekimlerde geniş açı lazım ki ben de yok. Olsun bizimkisi aynı zamanda arkadaş ziyareti de oldu...



Bu arada ben de yakın zamanda öğrendim ki Sevi'nin bu alanı seçmesinde benim etkim olmuş. Aslında benim eşim Devrim ve Sevi'nin eşi asıl olarak arkadaşlar. Daha ben Devrim'le bile tanışmıyorken bir su altı hekimiyle röportaj yapmıştım. Eşi o aralar mikrobiyolojide olan ama alanını sevmeyen Sevi'ye bu haberi göstermiş ve Sevi alan değiştirmiş. Zaman içinde biz Devrim'le tanıştık ve evlendik. Sevi ve Yıldırım'la ben tanışmış oldum. Böyle hoş bir anı kaldı bize:))))

Sevi ve ekibi....


27 Ocak 2017 Cuma

Günün rengi; yaza özlem

 Ben yaz insanıyım. Hayatımın hiçbir döneminde kışla-soğukla aram olmadı. Bu kış tam bir eziyet benim için. Malum soğuklar daha fazla, daha uzun. İzmir'de bu kadar uzun süreli eksi dereceleri hiç anımsamıyorum ki.

Artık yaz gelsin. Bunları okuyup, daha soğuk yerlerde yaşayan kişiler belki de bana kızıyordur. Sonuçta işe gitmek zorunluluğu olmayan biriyim. Karla-buzla kapanmış yollarla uğraşmak ne zordur İstanbul yaşantımdan gayet iyi biliyorum. Ama işte yazı özledim ben. Deniz kokusunu özledim. Suyun altında olmayı özledim...






26 Ocak 2017 Perşembe

Dönüş Yolu

görseli burdan aldım....


Erich Maria Remarque'nin Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok kitabının devamı olduğunu bilmiyordum açıkcası. Benim eksikliğim bu tabiki. İlk kitabı yıllar önce okumuştum, geçenlerde yeniden kütüphaneden alırken eşim devamı olan Dönüş Yolu'na denk gelmiş. İkisini de almış.

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, 1 Dünya Savaşı'nı, savaşın korkunçluğunu ve anlamsızlığını ele alan bir roman. Dönüş Yolu ise savaşta hayatta kalmayı başarmış, barış sonrası evlerine dönen gençleri anlatıyor. 4 yıl boyunca kan, ateş, pislik, sefalet ve açlıkla mücadele eden gençlerin dönüş yolu umutlarla dolu. Ama döndükleri zaman savaşa katılmamış insanların hatta ailelerinin tavırları onlara o kadar yabancı ki.


Lise sıralarından kopartılıp öldürmeyi öğrenen gençlerden döndüklerinde nazik, kibar, topluma uyumlu olmaları bekleniyor. Ama o gençlerin içinde bulundukları psikoloji yok sayılıyor.
Türkiye'de yaşadı aynı durumu Kurtuluş Savaşı'nda. Ama bizde hep o gençlerden "kahraman" olarak bahsediliyor. Oysa ölmeleri, sakat kalmaları, sağlam dönseler bile yaşadıklar acılardan hiç bahsedilmiyor. Dönüş Yolu ise tamamen olanı anlatmış. İçinde kahramanlar yok...

Kitapta birkaç alıntı;


"Savaş koskoca bir buhar silindiri gibi üstümüzden geçip gitti."

"Orada bıraktıklarımız kaybolmuş yıllar, toprak altında yatanlar bizim arkadaşlarımız ve bütün bunlar şu yeryüzünü kaplayan sefaletin ta kendisi."

"Sabah oldu. Dersteyiz. Çocuklar kollarını kavuşturmuş oturuyorlar. Gözlerinde çocukluk yıllarının şaşkınlığı okunuyor. Bana bakışlarında öyle bir güven, öyle bir inanç var ... Birden yüreğim burkuluyor. . Kim bu karşınızdaki adam? Savaşın bütün inançlarını çökertip, gücünü kuvvetini elinden aldığı yüzbinlerce insandan biri işte. Önünüzde duruyorum burada. Siz benden çok daha canlı, çok daha hayatın dokusu içindesiniz. Karşınıza geçmişim, size öğretmenlik etmek, yol göstermek zorundayım. Ne öğreteyim size? Yirmi yıla varmadan içiniz geçip ruhen sakatlanacağınızı, bütün serbest içgüdülerinizin birbirinin aynı kalıplara sokulacağını, birbirinin eşi adamlar olup çıkacağınızı mı söyleyeyim? İnsanlar gazla, patlayıcı maddelerle, demir ve ateşle birbirini öldürdüğü sürece bütün bilginin, -bütün kültürün, bütün bilimin korkunç bir numara olduğunu mu söyleyeyim? Bu korkunç yıllar boyunca tek bozulmayan, kirlenmeyen yaratıklarsınız karşımda."

25 Ocak 2017 Çarşamba

Dopdoğal bardak altlıkları




( Yukarıdakilerden  1-2-4-7 ve 8. sıradakiler ahşap yakma. Beyaz olanı ahşap boyası ile yaptım ama kalın oldu pek sevmedim. Diğerleri siyah permanent kalem)

Sizde durumlar  nasıl bilmem bizde tatil pek sıkıcı ilerliyor. Hava buz gibi, yağmurlu üstelik. Bizim sokak izsu kazı çalışması yapıyor öyle kısa süreli falan değil. Kapımın önü bazen kocaman çakıl-kum yığınları ile dolu oluyor. Hatta geçenlerde su borum patlıttılar geceye kadar susuz kaldım.

Çocuklar ve ben ara ara nete giriyoruz, Ada test çözüyor, deniz "ders" kelimesini duyunca ağır baş ağrıları çekmeye başlıyor:))) Kötü anneleri hala hamurişi olayına girmedi ki hiç içinden gelmiyor bu soğukta. Tek düzenli yaptığımız Ada ile günlük sporumuz.

Aslında yapılanlar var ya tembelliğimden yayın yapmıyordum. Bari şöyle renkli birşeyler paylaşayım dedim.

Bunları paletten yaptım ben. Bir uzun parçayı eşime kestirtip, zımparalattım. Sonra renkli renkli ahşap boyası ile boyadım. Öyle kat kat boyamadım ki alttan tahtanın doğal dokusu görünsün.

Sonra kimine permanent kalemle, kimine havya ile desen çalıştım. Cıvıl cıvıl oldular.


 Bunu çok sevdim ben.....


 Ahşap boyama yaparken yumurta kolisi kullanırım ben. Hem temiz çalışma oluyor hem de boyamanın altı da hava alıyor ki daha rahat kuruyor...

23 Ocak 2017 Pazartesi

Kar Manastırı


Aslında kişisel gelişim kitaplarını pek sevmem ben. Çok uç noktalarda olabiliyorlar bazen. Hayat o kadar da formüllere göre gitmiyor malesef.

Okuma Şenliği için karlı bir kitap okumam gerektiğinde kütüphanede bunu buldum. Kişisel gelişim olarak sınıflandırılsa da öyle insanı sıkan öğütler yok içinde kitabın.


Himalayalar'ın eteğindeki küçük bir köyde yaşayan Deçen'in bilgeliğe yolculuğu bir yerde. Buda dinini tanıması, öğretilerini benimsemesi...

"En yüce nitelik, başkalarını sevmektir. İyi yada kötü davranışlar kaçınılmaz olarak olgunlaşacak ve bize geri dönecektir. Şu soru zihninizden hiç silinmesin. 'Ölüm anımda hiçbir pişmanlık duymamak için ne yapmalıyım?'

Günümüz dünyasında ne kadar uç bir öğreti aslında. Ama gerçekleştirebilsek ne güzel olurdu.


20 Ocak 2017 Cuma

Tatilin renkleri ne ola ki....


Milyonlarca öğrenci haftaların yorgunluğunu atacak 15 gün. Gönül ister ki tüm çocuklar dinlensin. Sinemaya, tiyatroya gitsinler, tatil yörelerinde dinlensinler, eğitici aktivitelere katılsınlar. Malesef Türkiye'de bunları yapabilecek çocukların sayısı o kadar da çok değil.
Bizim programımızda belli değil. Sordum çocuklara ne yapalım diye. Uyuyacaklarmış. bilgisayara gireceklermiş, oynayacaklarmış....
Tüm çocuklara güzel bir tatil dilerim ben. Her şeyin en güzelini hak ediyor onlar....


 Eskilerden çok sevdiğim bir kare ve aşağıda da en miniğimiz. Kardeşimin oğlu bu yıl 1. sınıfta ilk karnesini alacak bakalım...


17 Ocak 2017 Salı

Ahşap yakma kesme tahtası


Bu aralar yeni hevesim olan ahşap yakmayı sürdüryorum. 3 kutu çalıştım ama verniklemesi olmadığından onları paylaşmadım henüz. Bir de bu kesme tahtasını çalıştım.  Daha önce kendime yapmıştım ama basit desen çalışmıştım. Bu kez hoşuma giden deseni çalıştım.

Tavuskuşu desenine pinterestte rastladım. Önce çıkışını alıp kopya kağıdı ile tahtaya aktardım. Sonra da havya ile yakarak deseni çıkarttım. Yakından baktığında minik kusurlarım olsa da genel sonuç beni fazlasıyla tatmin etti. Hatta annem çok beğendi niye satış yapmadığımı sordu. İşte yapması güzel de işin o kısmında fazlasıyla beceriksizim ben...Sanırım bunlardan epey yapacağım ben. 






13 Ocak 2017 Cuma

Günün rengi beyaz


Türkiye günlerdir bembeyaz. Hiç beklenmeyen illere bile kar yağdı. Bunlardan biri de İzmir. Hafta içine geldiğinden gezemedik belki ama yine de epey fotoğraf çektim ben. O zaman günün rengi taze taze kar fotoğraflarımız olsun dimi...

Yukarısı Buca Yedigöller...Aslında çok güzel bir parktı. Basama basamak 7 tane yapay göl. Ama malesef belediye içine etti. Göllerin altına kalın laylonlar döşedi. Su da verilmiyor pek. Pislik içinde oluyor yaz dönemleri...

 Dalında kalmış birkaç portakaldan biri...

 Bahçeden bir kare. Devrim'in yayıntılarını kar ne güzel örtmüş....

 Burası da Yedigöller. Tek bir gölde hala ördek  var. Eskiden çoğunda vardı...

 İncir ağacımız. Bu halini pek sevdim ben...


11 Ocak 2017 Çarşamba

İzmir'e kar tatili!!! başımıza taş yağacak


Özellikle facede epey yakınmıştım ben. Herkese kar var,  tatili var bize yok diye. Dün sabaha karşı başlayan kar resmen 12 saat falan sürdü ve bizim oralar geçit vermez oldu. Ki daha da yukarılar kimbilir nasıldı. Sabah ilk dersten sonra Denizlerin okulu tatil edildi. Mutlu çocuklar yüksek sesle bunu göstere göstere geçtiler bizim kapının önünden:)))
Bizim orası yokuş arabalar tek tük zorlanarak çıktılar hep. Bu sabah da buzlanma yüzünden kapının önü otobüs parkı gibiydi. Gelen kalmış resmen. 

 Mutlu Deniz tüm gün girdi çıktı bahçede, terasta kardan adam yaptı. Oynadı, ıslandı, üşüttü. Akşam epey öksürüğünü dinledik bir süre kurtulamaz artık. Hala yeterince oynatmadın diye de zırlıyor bu arada....Ada'nın tatili yoktu ama dün. Kar da tutmamış okullarında minicik bir kardan adam yapmış.


 Ağaçların dalları ağırlıkla yerlerdeydi. Kar durunca kimini çırparak rahatlattım. Bazı güllerimin dalları kırılmış. Biberiye tamamen yere yapışmış. Ne anlasın İzmir bitkileri kardan:)))

 Bu arada bu kadar kar kar dedim ya. Ben kar sevmem hiç. Soğuk, ıslak, çamurlu, buzlu.....Ama işte önce çocuklar mantığı ile çağırdık karı İzmir'e:)))) Yeter bu kadar gördük, sevindik. Gitsin yerine güneş gelsin sıcacık....



9 Ocak 2017 Pazartesi

Çekiliş hediyelerim



Deryanın Spor Günlüğü bloğunu biliyorsunuz. Kasım ayı içinde bloğunun yıldönümü için bir çekiliş düzenlemişti. Çekilişin hediyesi çok güzel gümüş bir kolye idi ve ben kazanmıştım. Hediye için çok teşekkür ederim Derya:))



Yine aynı günlerde Şeydanın Günlüğü ise bloğunun birinci yılı için bir kitap çekilişi düzenlemişti. Birkaç gün arayla şans bana yine güldü. Kitabı okuma şenliğinin hediye kikap okuma maddesine ekledim. En kısa sürede okunacak....Teşekkür ederim Şeyda:))


8 Ocak 2017 Pazar

İzmir ve kar


Kaç gündür her taraf beyaz İzmir sadece soğuktu. Nihayet dün uyandığımızda kar yağıyordu. Hemen Deniz'i uyandırdım. Çocuk kar sayıklamaktan bir haller olmuştu. Eh bizim karımız öyle santim santim değil belki milimle ölçülür ama olsun...

 Malesef babamızın dün işe gitmesi gerekti değilse Spil'e giderdik. Biz de eve yürüme mesafesindeki Yedigöller denen parka çıktık. Beklediğimden azdı kar burada. Bir de aşırı ayaz vardı. Ben fazla oynamalarına kızdım diye Deniz'le atıştık bile. Çünkü insanlar hep yere çöp atıyor doğru düzgün kar olmadığından da kar diye cam kırıkları bile alabilirler avuçlarına...Azıcık oynadılar, bolca üşüdük....




Bir arkadaş Deniz'in karda yatan fotoğrafıyla ilgili paylaşım yapmış. kesinlikle çok komikti....burada


6 Ocak 2017 Cuma

Çirkinleşmek....



Cidden berbat günler yaşıyoruz. Bir sürü can yitiyor, insanlar sakat kalıyor. Suçlular bulunmuyor. Bir sonraki bomba nerede patlayacak belli değil. Ama millet olarak ne kadar çirkinleştik farkında mısınız?

Ben bazı haberlerin yorum kısımlarını okurum. Hiç dikkat ettiniz mi o yorumlardaki küfürlere. Tanımadıkları birine, olay doğru mu değil mi belli olmadan yazıyorlar en berbat küfürleri.O kadar iğrenç şeyler yazıyorlar ki insanların içindeki bu çirkinliği dışa vurduklarını düşünmek bile istemiyorum.
Bir de yapılan tanımlara bakarak sokaktaki insanları linç etmeye başladık. Şu boyda şu kiloda şu renk mont giymiş...Kim bilir kaç tane böyle kişi var ki hepsini mi döveceğiz....



Face, twitter öyle mecralar ki sevmediğiniz birinin fotoğrafını çok rahat altına istediğiniz suçu döşeyerek yayınlarsınız. İnsanlar zaten patlamaya hazır. Hemen yayılıyor ve suçsuz insanlar olmayacak şeylerle suçlanabiliyor. Çok dikkatli olmalıyız bence. Nedir ne değildir bilmeden her haberi yaymak....

Sosyal medya-sokaklar insanların öfkelerini kusacakları yerler haline geldi malesef. Kontrolsüz ve çirkin bir öfke üstelik.


5 Ocak 2017 Perşembe

Okuma şenliği Kış....



Yeni kitapları keşfettiğimiz, kitapseverlerle tanışma fırsatı bulduğumuz güzel etkinlik Okuma Şenliği Nilgün ve motif grubunun desteği ile sürüyor bu dönem. Şenliği epey bir zaman önce sevgili Pınar başlatmıştı. Son 2 dönem ise Gül arkadaşımız yürüttü bu zor görevi. Ben hep sevdim bu şenliği ve yine varım tabiki...
Her zaman belerttiğim gibi kitaplarımı çoğunlukla kütüphaneden ediniyorum. Netten bakarak liste oluşturyorum ama bazen aradığım kitap olmayabiliyor. Şimdilik listem şöyle..

1.Kategori(10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların kışın geçtiği bir kitap.

Kış Leylekleri/ Günhan Kuşkanat/ Doğan Kitap/ 126 sayfa

2.Kategori(10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap.

Kardeşim Nazım/ Dr. Antonina Sverçevskaya-Prof. Dr. Svetlana Uturgauri/ Cem Yayınevi/ 190 sayfa

3.Kategori(10 puan)İsminde bir şehir adı olan bir kitap.

 Lizbonun Son Kabalacısı/ Richard Zimler/ İletişim Yayınları/ 404 sayfa

4.Kategori(10 puan)İsminde yada konusunda örgü ve motif olan bir kitap.



5.Kategori(10 puan)Beyazperdeye aktarılmış bir kitap.

Muhteşem Gatsby/ F. Scott Fitzgerald/ Ağaoğlu Yayınevi/ 200 sayfa

6.Kategori(10 puan)Bir şiir kitabı


7.Kategori(10 puan)İsminde bir hayvan ismi olan bir kitap.

 Ustadır Arı/ Yaşar Kemal/ Adam yayınları/ 274 sayfa

8.Kategori(10 puan)Hediye gelen bir kitap


 
9.Kategori(10 puan)100 Temel Eser listesinden bir kitap.

Sevdalı Bulut/ Nazım Hikmet/ YKY/ 109 sayfa

10.Kategori(10 puan): Kategorilerden bağımsız canınızın istediği bir kitap.

 Otizme Çözüm Var/ Prof. Dr. Ahmet Aydın- Dr. Cem Kınacı/ hayykitp/ 235 sayfa

11.Kategori(10 puan)Klasik Eserlerden bir kitap.

Bir Kadının 24 Saati/Stefan Zweig/ Oda yayınları/ 80 sayfa

12.Kategori(10 puan)Korku/Gerilim türünde bir kitap.

 Mahşer/ Stephen King/ Altın kitaplar/ 1216 sayfa

13.Kategori(10 puan)En Sevdiğiniz yayın evinden bir kitap.



14.Kategori(10 puan/her ikisini okuyana ekstra 20 puan)Kardeş, anne-baba/oğul-kız iki yazardan birer kitap

Değirmen/ Sabahattin Ali/ YKY/ 137 sayfa
Filiz Hiç Üzülmesin/ Filiz Ali/ Sel yayıncılık/ 122 sayfa

15.Kategori(10 puan)200 sayfadan kısa bir kitap.

 Kraliçeyi Kurtarmak/ Vladimir Tumanov/ Günışığı Kitaplığı/ 160 sayfa

16.Kategori(10 puan/her ikisini okuyana ekstra 20 puan)Nobel Ödülü almış bir yazardan Nobel Ödülü almadan yazdığı bir kitap ve Nobel Ödülü aldıktan sonra yazdığı bir kitap.

Selma Legarlöf seçtiğim yazar. Kendisi 1909 yılında Nobel aldı.

Zacharias Topelius/ Maarif Basımevi/ 280 sayfa (kitabın tam basım yılını bulamadım. Ancak kendisinden bu biyografinin yazılmasını istenmesi 1920 olarak belirtiliyor.)

17.Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan)Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. [Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı]


Anarşist Çiftlik/ Jane Doe/ mayakitap/ 264 sayfa
Kabuk Adam/ Aslı Erdoğan/ İşbankası yayınları/166 sayfa
Kar Manastırı/  Matthieu Ricard/ Doğan Kitap/ 121 sayfa 
Beyoğlunda Balıkların Ayak Sesleri/ Demir Toros/ Doğan Kitap/ 333 sayfa


18.Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan)Baş harfleri alfabeye göre sıralanan 4 kitap.

Aylaklar/Melih Cevdet Anday/ Adam Yayınları/284 sayfa
Başkanı Kim Öptü/ Kishon/ Bilgi Yayınevi/  157 sayfa
Can Dostumun Yolculuğu/ W. Bruce Cameron/ Yabancı Yayınları/ 389 sayfa
Çingeneler/ Osman Cemal Kaygılı/ Bilgi yayınevi/ 328 sayfa 

 
19.Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan)Aşağıdaki ülkelerde doğmuş yazarlardan birer kitap. [Çin, Amerika, Japonya, Almanya.]

Dönüş Yolu/ Erich Maria Remarque/   Sander Yayınları/ 287 sayfa  (Almanya)
Dokuz Öykü/ J. D. Salinger/YKY Yayınları/168 sayfa (ABD)
Dalgaların Sesi/ Yukio Mishima/ Varlık Yayınları/ 159 sayfa (Japonya)

20.Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 30 puan)Türk yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.


İnci Aral'ın Yeni Yalan Zamanlar üçlemesini okuyacağım
Yeni Yalan Zamanlar/ Can yayınları/339 sayfa 
Mor/ epsilon/331 sayfa
Safran Sarı/ Merkez Kitaplar/ 316 sayfa