.:

28 Kasım 2016 Pazartesi

Sulama havuzumuz bitti


Ara ara tarlamızı paylaşıyorum. Bu arada bölgedeki su sorunundan ve sulama havuzu yaptığımızdan da bahsetmiştim. Nihayet bitti. Özellikle Devrim çok emek harcadı. Umarım sonuçları güzel olur.
Kepçe ile kazdırdığımız alanın 4 tarafına tuğla ördü önce. Basitçe sıvadı. Sonra da 2 kat laylon döşedik. 
 Malesef geçtiğimiz bahar ayları çok kuraktı. Umarım bu yıl yağışlar güzel olur. Tarımın, çiftçinin işi cidden zor. Her şey suyla bağlantılı sonuçta. Mevsimler değiştikçe ürünlerin kalitesi bozuluyor. Bizim yediklerimizin de tabiki....Bizimki biraz hobi. Ama bu işten ekmek kazananlar var. 


25 Kasım 2016 Cuma

Bugün fotoğraf yok.....





2 haftadır fotoğraflarımı yayınlamıyorum. Farkındayım ve içimden gelmyor. Geçen hafta çocuk tacizcilerinin salıverilmesi gündemdeydi. Dün Adana'da yine canlar gitti. Bugün yine çocuklarla ilgili tatsız haberlerle doluydu medya....
Bugün iki haber vardı yine. Bir dede 13 yaşındaki torunna tacizden tutuklanmış. Bir diğer dede torununu 9 yaşındaki arkadaşını taciz etmiş. Tacizcisiyle yüzleşmeye korkan çocuk kalp krizinden ölmüş. 9 aylık bebeklere, kedilere tecavüz edilen bir ülke burası. Ben şaşırmıyorum artık. Ama mahcup bir yetişkinim. Bu ülkenin güzel çocuklarının başına sapık zihniyeti biz büyükler musallat ettik.
Adım adım adamlar geliyoruz dediler. 4+4+4 sistemini getirdiler ki kız çocukları erken yaşta okulu bırakabilsin, evlenebilsin. O zaman kaç kişi itiraz etti buna. 5 yaşındaki bebeleri okula başlattılar bir bok anlamadan büyüsünler. Herkes çocukları "geri zekalı" damgası yiyecek diye kuzu kuzu gönderdi okula. Bırakın tek tek tacizi okullarda toplu tecavüz olayları yaşanıyor, yayın yasağı konuyor biz bekliyoruz birileri itiraz etsin diye. Ki Taksim'deki ağaçlar için ayaklanmış milletiz. Çocuklarımız yitiyor şimdi.....

24 Kasım 2016 Perşembe

Öğretmenler Günü Kutlu Olsun


 Çocuklara değer veren, onların hayatına artı değerler katan, yüzlerinin gülümsemesine neden olan tüm öğretmenlerimizin günü kutlu olsun. Malesef pek çok meslek grubunda olduğu gibi gereken haklara sahip değiller. Ben kendimi bildim bileli hep öğretmenlerin sorunları konuşulur, sıkıntıları anlatılır. Bir arpa boyu yol alınmadığı gibi sanırım daha da arttı.

Oysa hayatımızdaki en değerli varlıkları, çocuklarımızı emanet ediyoruz onlara. Uyku saatlerini çıkardığımızda hesaplayın çocuklarımızı bizden çok öğretmenleri görüyor. Ne kadar önemliler.  Malesef bu değerli mesleği kirletenler de var aralarında. Belki sayıları çok çok az. Ama işte o öğretmenlere denk gelen kimi çocuğun da hayatı kararıyor....

 İşte benim küçük oğluşum da bu yıl öğretmenlerine aloa vera vermek istedi. Aslında önce sınıfı güzelleşsin diye oraya götürmüştü bir saksı. 2 tane öğretmeni biz de isteriz demiş. Tek öğretmene olmaz diye anneannemizden 3 saksı aloavera aldık. Onları ayırıp küçük saksılara diktik. 3 hafta kadar beklettim ki tutmayanı vermeyeyim diye. 15 tane hazırlamıştık. Ama Deniz kendi öğretmenleri dışıdakilere de vermek isteyince biraz daha alacağız sanırım anneannemizden. Neyse ki kadının elinden çiçek iyi tutuyor da epey var...


22 Kasım 2016 Salı

Portakallı kurabiye....


 Mevsim iyice döndü, artık C vitamini vakti geldi. Hamurişlerinde de mis kokulu portakal vakti tabiki....
Daha önce çok kere portakallı kek yaptım ama kurabiyede kullanmadım. Geçtiğimiz hafta İzmir'de epey ortalığı yıkan rüzgarda bizim ağacın çoğu portakalı düşmüştü. Hala tam tatlanmadığından çocukların tercihi olamayınca farklı değerlendireyim dedim.

1 portakalın rendelenmiş kabuğu, 3 çorba kaşığı portakal suyu, 3 çorba kaşığı yoğurt, 1 yumurta, yarım margarin, 1 çay bardağı zeytinyağı, 1 su bardağından az şeker, 1 çay kaşığı karbonat, aldığı kadar un....
Malzemeleri iyice yoğurup yuvarlak şekşillendirdim. Üzerine yumurta sarısı sürdüm. Bu kadar kolay. Yanında fırına portakallı kek de verdiğimden mutfak pek güzel koktu dün...


Bu arada pazar günü bir dalgınlık anında fotoğraf arşivimi sildim:(((( Çoğu yedekli ama olmayanlar da var. Devrim dün götürdü iş yerine kurtulacaklrmış büyük ihtimalleç Ama program karıştırıyormuş dosyaları. Yaklaşık 20 bin dosya bakalım yeniden nasıl hal yoluna konulacak. Çok karışmışsa yedekleri yükleyip diğerlerini tek tek tarama yoluna gideceğim. Yine de epey vaktimi alacak gibi.....F klavyeci ben 2 gündür laptopta biraz zor yazıyorum. O yüzden de blog ziyaretlerim azaldı....

18 Kasım 2016 Cuma

Okuma Şenliği Güz-ilk yarı








Gül arkadaımızın düzenlediği Okuma Şenliği Güz için ilk yarı sonuçlarını açıklama zamaı gelmiş. Benim için fena geçmedi bu dönem. Okul açıldı, çocuklar sınav ve ödev kıskacı içindeyken ev sessiz. Ben de okudum epey......


3. Kategori (10 puan): Kitaptaki karakterlerden en az birinin aşağıya yazacağım tür gruplarından herhangi birinin içinde olması.
Türler: Cadı, Vampir, Zombi, Peri
Perili Ev/ Charles Dickens/ K Kitaplığı/ 63 sayfa 

 7. Kategori (10 puan): İsminde bir organ bulunan bir kitap.
Kalp, Yürek, Göz gibi kelimelerin ağırlıklı seçileceğini düşündüğüm bir kategori oldu.
Bir Parmak Bal/

8. Kategori (10 puan): Ülkemizde basılı en az 10 kitabı olan yazardan bir kitap.
Uyarı: Aynı kitabı farklı yayınevleri basarsa sayılmaz aman dikkat edin.
Dehanın Esrarengiz Yüzü/ Arthur Conan Doyle/ Martı Yayınları/ 268 sayfa

9. Kategori (10 puan): 100 Temel Eser listesinden bir kitap.
Yalnız Efe/ Ömer Seyfettin/ Zambak Yayınları/ 93 sayfa

12. Kategori (10 puan): Güz Şenliği Öğretmenler Günü’nü kapsayacağı için öğretmenlik yapan  ya da yapmış bir yazardan bir kitap.
Küçük Kara Balık/ Samed Behrengi/ Nemesis/62 sayfa

16. Kategori (10 puan): 200 sayfadan kısa bir kitap.
Sezar ve Kleopatra/ Bernard Shaw/ Cumhuriyet Dünya Klasikleri/ 159 sayfa

17. Kategori ( Her kitap 10 puan iki kitap okunursa ekstra 20 puan toplamda 40 puan): Öncelikle Nobel Ödülü almış bir yazar seçiyorsunuz.  Yazarın Nobel Ödülü aldığı tarihe bakıyorsunuz.
a) Nobel Ödülü almadan yazdığı bir kitap.
b) Nobel Ödülü aldıktan sonra yazdığı bir kitap.
Şeklinde iki kitabını okuyorsunuz.
Gabriel Garcia Marquez(1982'de ödül aldı)
Başkan Babamızın Sonbaharı/ Can Yayınları/ 232 sayfa ( 1975)
Aşk ve Öbür Cinler/ Can Yayınları/ 168 sayfa (1994)

19. Kategori (Her kitap 10 puan dört kitap okunursa ekstra 30 puan toplamda 70 puan): Baş harfleri alfabeye göre sıralanan 4 kitap.
Can Dostum/W. Bruce Cameron/ Yabancı Yayınları/ 376 sayfa
Çakırcalı Efe/ Yaşar Kemal/ Adam Yayınları/ 175 sayfa

Dersu Uzala/ Vladimir Arsenyev/ Alter Yayınları/ 294 sayfa
Esir Kuşlar/ Andrea De Carlo/ İş Bankası yayınları/ 223 sayfa
20. Kategori (Her  bir kitap 10 puan tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan toplamda 80 puan) Aşağıya ekleyeceğim ülkelerde doğmuş yazarlardan bir kitap. (Ben seçeneğiniz bol olsun diye sekiz ülke ekledim siz dört tanesini seçeceksiniz.) Ülkeler: Endonezya, Çin, İngiltere, Rusya, Kanada, Almanya, İrlanda, İtalya.
Ateşböceklerinin Mevsimi / Maeve Binchy/ Doğan Kitap/ 620 sayfa (İrlanda)
21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap. Klasik olarak kütüphane raflarında gözüme takılanlar
Al Gözüm Seyreyle Salih /Yaşar Kemal/ Adam Yayınları/ 375 sayfa 
Kara Kız/Bernard Shaw/ Cem Yayınevi/ 327 sayfa
Bitti Bitti Bitmedi/ Vedat Türkali/ Ayrıntı Yayınları/ 188 sayfa 



16 kitap 3990 sayfa 
160+ 39+ 50 eşittir 249  

16 Kasım 2016 Çarşamba

Eski çantadan sehpaya yolculuk....


 Tembel Saadet o kadar da tembel değil aslında. Eskisi kadar olmasa da ara ara birşeyler yapmayı sürdürüyor:)))

Devrim'in teee lise zamanlarından kalma eski kilitli siyah bir bond çantası vardı. Kilidi falan sağlam gibiydi ama bir ara Deniz'le karıştırırlarken bozdular. Zaten gözüm vardı o çantada, hazır bozuldu el attım ben de. niyetim netten örneklerini sıkça gördüğüm sehpa yapmaktı. Önce birkaç kat beyaza boyadım. Müzik temasını seçtiğim için çıkış aldığım nota kağıtlarını yapıştırdım üstüne.

 Ayaklar sorun oldu yalnız. Bulduğum ayak boya tutmadı bir türlü. Ben de beyaz yapışkanlı bir kağıtla kapladım ama içime sinmedi. O yüzden yapalı epey olmasına karşın paylaşmıştım. Ama gelen giden "ne hoş" deyince gaza geldim:)))

Şimdilik böyle kaldı. Hoşuma giden bir ayak alıp yenileyeceğim ama....


 Ayaklar böyle sunta birşey. Onlar da başka sehpadan çıkmalar. Üzerlerindeki kahverengi kaplamayı söktüp boyamaya çalıştım. Sürekli boyayı içti.


15 Kasım 2016 Salı

Süper Ay


Birkaç gündür haberlerde de vardı. Dün akşam süper ay görülecekti. Haberlere göre yüzde 14 daha büyük görecektik ayı. O kadar büyük müydü bilemiyorum. Bana pek öyle gelmedi. Sanki her zamanki gibiydi. Ama yine de ben yukarıdaki kareyi çektim dün akşam.
Kimi ülkelerde sanırım bir gece önce büyük görünmüş ay. Ama tesadüfen gece 3.30 gibi uyanmıştım çıkıp  baktım daha da küçüktü.



Ay fotoğraflarında ağaç, bina, deniz gibi bir faktör daha olursa daha güzel oluyor bence. Dün o fırsatım olamadı malesef. Ama 2014 yılında tarlada çektiğim başka bir ay fotoğrafım bu anlamda beni daha bir tatmin etmişti...

13 Kasım 2016 Pazar

Balçova dağlarına vurduk kendimizi


 Dellenen anne bu kez de evin erkeklerini Balçova dağlarına sürükledi. Aslında amacım sonbahar kareleri çekmek için Karagöl'e gitmekti. Ama o parkuru git gel netten baktığımıza göre 40km civarında olacağından vazgeçildi. Trekking grupları yürüyor da onlar sadece gidiyorlar sonra otobüsler Karagöl'e geliyor. Ama biz aracı bıraktığımız yere geri dönmek zorundaydık.
Neyse daha yakın bir yer olsun hem de derslerini engellemeyelim diye Balçova'da karar kıldık.
Hoş çam ormanlarında sarı-kırmızı yaprak pek yoktu ya neyse....Güzel bir yürüyüş yaptık biz....

 Boy istiyorum ben ya.....Ada ile bir daha fotoğraf çektirmeme kararı almayı ciddi ciddi düşünüyorum...

 Alabildiğine yeşil......

 Dağ çilekleri. Çocuklar da biz de ilk kez yedik ve epey yedik....


O bina yığını nasıl da manzarayı bozmuş....

11 Kasım 2016 Cuma

Anlar-Ailem



Anları paylaşmak istedim fotoğraf günümde bu kez. Seviyorum anları dondurmayı ben. Sonra bakıp o anı anımsamak inanılmaz mutlu eden birşey beni. Elbette hep güzel anlar oluyor bunlar. Kim kötü bir zamanda denklanşöre basmayı düşünür ki....


Deniz, en güzel kareleri verir bu konuda. Şimdilerde biraz ketumuz ama şöyle arşivimi taradığımda ne çok keyifli anını fotoğraflamışım güzelliğimin...

 Ve Ada....Derler ya kel kalan adamların saçını eşleri dökmüş. İşte benim kanıtım. Tek suçlu Ada:)))


 Anı dondurmak dedim ya. Tam o anda ayak suyun üstünde yürürken ya da kedi havadayken dondurmak kareyi.


ANLAR  
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  
İkincisinde, daha çok hata yapardım.  
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  
Çok az şeyi  
Ciddiyetle yapardım.  
Temizlik sorun bile olmazdı asla.  
Daha çok riske girerdim.  
Seyahat ederdim daha fazla.  
Daha çok güneş doğuşu izler,  
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  
Görmediğim bir çok yere giderdim.  
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.  
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,  
Gitmeyen insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  
Eğer yeniden başlayabilseydim,  
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  
ÖLÜYORUM...  
 
Jorge Luis Borges
       

8 Kasım 2016 Salı

Sezar ve Kleopatra






Yine Okuma Şenliği için gündemime giren bir kitap. Nobel almış bir yazarın Noben öncesi ve sonrası bir kitabını okuammız gerekiyordu.  Bernard Shaw okumak istedim ben. Sezar ve Kleopatra'yı Nobel öncesinde yazmış. Kütüphaneden aldım. Ama sonra sonası kitabını bulamadım. Tiyatro eseri okuması sıkıcı mı olur bıraksam mı derken neredeyse çok keyifli bir kitabı atlıyormuşum...

Kleopatra malum; güzel ve zeki bir kadın. Döneminin adetleri nedeniyle önce kendi kardeşiyle evlenmiş. Kardeşi tarafından sürgüne gönderildikten sonra Sezar'ı kendine aşık etmiş ve tarihin belki de en bilindik kadını olmuş....

Shaw'ın Kleopatrası ise biraz daha farklı. 14 yaşında çok da zeki olmayan, toy  bir çocuk....Öyle diyaloglar var ki biraz da komedi hatta. Sezar ise ayrı bir alem. Hani kestiğ kestik astığı astık bir lider beklemek boşuna burada. Filmi de çekilmiş. 1945 yapımı. Seyretmek lazım.




Bernard Shaw kendisi de ilginç bir karakter aslında. 1925''te Nobel Edebiyat Ödülü'nü hem de 1938'de Pygmalion ile Oskar'ı alan ilk ve tek insan olmuş. Ama Nobel'in para kısmını reddetmiş. Sosyalizm ve kadın hakları savunucusu. Okuduğum kitapta Shaw'ın hayatı anlatılırken yazılan şu cümleler çok ilginç mesela;

" Okulu bir çeşit tutukevi sayıyordu. Orada bir çocuğun kişiliğini yoğurmak gibi aptalca işlere kalkışılıyordu. Bir çocuğun kişiliğini yönlendirmeye kimsenin hakkı yoktu. Bir okul kitabına 'Jan Dark' oyunundan bir bölüm almak isteyenlere şu karşılığı vermişti: ' Kim benim oyunlarımı okullarda zorla okutur, benden de Shakespeare'den nefret edildiği kadar nefret edilmesine neden olursa, allahından bulsun! Benim oyunlarım işkence aracı olmak için yazılmamıştır"

7 Kasım 2016 Pazartesi

Yine yeni bir hafta.....

 Size de öyle geliyor mu? Zaman sanki koşarak ilerliyor artık. Ne zaman pazartesi ne zaman pazar anlamak zorlaştı. Okullar açıldı açılacak derken sınavlar bile başladı. Bakıyorum haberlere Teog yaklaşmış hatta....

Ne çocuklar ne de biz büyükler yeterince yaşamadan mı yaşlanıyoruz ne!

Dediğim gibi benim telaşa oğlm sınav stresini yaşıyor ve yaşatıyor itinayla. "Lise 1 çok zor anne çok çalışmalıyım anne" konusundan başka konu yok bizde. çocuk sabah 7'ye doğru çıkıyor evden yaklaşık 12 saat dışarıda. Gel duş al, yemek ye, ödev yap....Valla çocuğun yüzünü unuttum resmen. Tümü böyle gençlerin. Bunlar çocukken teog yaşadılar, genç oldular üniversite telaşı başladı. Yazık  geleceğimize....

işte bizim deli yüzünden evciyiz bu aralar. Dedemiz özlemiş Urla'ya gittik, babamızı tek gönderdik tarlaya. Tüm cumartesi Urla'da evden çıkmadık. Pazar günü ise ben tırlatarak denize girdim:))) Devrim'in "cidden girecek misin suya" şaşkınlığı içinde bir 10-15 dakika yüzmüşümdür. Zaten suya dizinize kadar girdikten sonra uyuşuyorsunuz hissetmiyorsunuz:))) Tek sıkıntı günün geri kalanında yutkunma zorluğu yaşadım soğuk azıcık etkilemiş sanırım.....



 Deniz'in müthiş kıyafet kombinasyonlarından biri. Hayır bu şekinde dışarı çıkıyor bir de. Gören çocuğa doğru dürüst fistan almıyoruz sanacak. Öyle kafasının dikine gider ki illallah dedik karışmıyoruz artık....


4 Kasım 2016 Cuma

Yine kötü bir sabaha uyanmışız....

 Yine kötü bir sabaha uyanmışız. Ben bunu biraz geç öğrendim. Dışarıdaydım ve bazı konuşmalardan Diyarbakır'da bomba patladığını öğrendim. merak edip eşimi aradım o söyledi haberleri. Yine canlar yitmiş....
Son zamanlarda giderek artan demokrasi karşıtı olaylar sürüyor malesef. Onaylasınız ya da onaylamazsınız. Oy verirsiniz ya da vermezsiniz. Ama seçilmiş insanları bu şekilde tutuklamak yanlış bence. Sonuçta her seçim zamanı çöplerde bulunan oy pusulaları düşünülünce....
Türkiye nereye gidiyor diye sormadan yapamıyor insan. Eve geldim merakla bilgisayarımı açtım ama belli yerlere giremedim malesef. Haber alma kaynakları yine tıkanmış. Mailime bile zar zor girebildim.
Bugün benim fotoğraflarımın günü malum. Sanırım içimdeki ruh halini bu kareler anlatıyor......



2 Kasım 2016 Çarşamba

Yayla





Keklik'ten sonra Fakir Baykurt'un beni en çok etkileyen kitabı oldu Yayla...Sıcacık hüzünlü bir hikaye.

Ballıdere köyünün cennetidir Morsay Yaylası'nda geçiyor hikaye. Çakır Hasan, karısı, gelini ve 3 torunu ile göçmüştür yaylaya. O yaz bir de kazı ekibi gelir. Genç idealist öğrenciler ve başlarındaki Hoca Bey ile...

Çakır Hasan'ın torunlarından biri Gülcan hastalanır bir  gün. Hemen hastaneye gitmesi gerekmektedir. Tek araç ise Hoca Bey'e tahsis edilen cip. Sevdiği kahvecinin çayını içmek için 80 km kasabaya gidebilen Hoca Bey,  kendisine tahsis edilen aracı Gülcan için verecek mi peki????

Köy Enstitülü bir yazar olan Fakir Baykurt'un öykülüre de genelde köy hayatını anlatıyor. Köy yaşantısı, insanların imkansızlıkları, dostlukları, devletin tutumu....

1 Kasım 2016 Salı

Son zamanlarda yaşananlar.....

 Tamam bombalar patlamıyor, insanlar ölmüyor belki ama ülke son günlerde yine berbat durumda. rektörlük seçimler iptal oldu, gazeteler kapatılıyor, yazarlar tutuklanıyor.....Fethullah Gülen hakkında belki de  en çok haber yapan gazetenin 18 yazarı ve yöneticisi hakkında dün tutuklama kararı çıkartıldı. Ve bu değerli insanlar 5 gün boyunca avukatları ile görüştürülmeden duracaklar....
Cumhuriyet benim daha üniversitede okurken çalışmaya başladığım gazete. 10 yıl çalıştım. Ve şu an yaşananlar için çok çok üzgünüm.....Gözaltına alınan yazarlar belli, yazdıkları ortada. Bu insanlar nasıl Fetö terör örgütüne yardımdan tuklanır anlamak zor. Komik bile değil.