.:

31 Ocak 2016 Pazar

Anne elinden lokma




15 tatil bu yıl çocuklar için pek güzel gidiyor. Şu ana kaar sadece 2 gün evdeydik. Ya anneannede ya Urla'da. Açıkcası evimi fena halde özlemişim. Bu hafta bir aksilik olmazsa daha çok evciyiz bakalım...

Cuma günü annemlerde 6 çocuk vardı. Ve hepsini memnun edecek bir yemek bulamadık. Ben (canım istiyordu) pişi önerdim. Hepsi tarafından kabul gördü. Annemle birlikte yaptık. Yukarıdaki de günün süprizi oldu...

Annem hamuru için 1 çorba kaşığı kuru maya, un, su ve tuz kullandığını söyledi. Ölçü kullanmamış, Haliyle eskilerin eli ölçü gibi oluyor bazı işlerde artık...Oldukça cıvık bir hamurdu yalnız. Lokmaların bir kısmını öylece bıraktık bir kısmını ağdaladık tatlı oldu. Hamurun bir kısmını da unla yeniden yoğurup katı kıvama getirdikten sonra lorlu pişi yaptık ayrıca. Çayın yanında nefisti. Ve birazcık fazla kaçırdım o gün:))))



28 Ocak 2016 Perşembe

Teleferiğe çıktık...

 İzmir'in ünlü teleferiğine çıktık dün. 8 yıldır kapalı olan teleferik geçen yyaz açılmıştı aslında. Ama bir türlü denk gelip de gidememiştik biz. Dün alerji randevumuz nedeniyle hastaneyi gidince teleferiğede çıkalım dedik. Hava biraz soğuktu ama güneşli bir hava vardı dün...

Ben üniversieteye başladığım yıl bir kere çıkmıştım. Devrim yürüyerek çıkmış yıllar önce tepeye kadar. Çocuklarsa ilk kez tanıştılar...Biraz şaşırdılar, yolculuk kısa geldi ve sevdiler....

 Güneş pek uygun olmasa da buralara kadar çıkıp fotoğraf çekmemek olmazdı. Ama görülüyor ya bir masmavi deniz bir de bina denizi var manzarada... Görüntü çok fena çok. Resmen betona boğulmuş şehir:(((


 İzmir'de salı akşamı kar yağmıştı azıcık. Çarşamba öğleden sonrasına kalanlar yukarıdaki gibi. Napsın gariban İzmir çocuğu bu kadar karda kartopu savaşı yapıyor:))) Babamız da kendi üzerinde atış talimi yapılmasına izin verdi. Baba olmak kolay değil...


Seyin tepesinden görüntü de böyle. Güneş tersti malesef. Ama bu halde bile dağların görüntüsü muhteşemdi. Şöyle sisli bir havada ne güzel seyirlik olur burası....

Bu arada teleferik pazartesileri kapalıymış. Fiyatı ise 6 lira....

25 Ocak 2016 Pazartesi

Sünnet kapı süsü

 Kız kardeşim haziran ayının başında oğullarına sünnet yapacak. Çok zaman var daha ama sayılı gün çabuk geçiyor. Epey bir hazırlığı var bu işin. Ben de elimden gelen bazı konularda O'na destek olmak istedim. Hoş kendisinin henüz haberi yok ama bence beğenir. Serap, kadir kıymet bilen bir kardeştir:)))

Aklımda lavanta kesesi (sayı düşünüldüğünde en gözümü korkutan bu) takı yastığı, kapı süsü ve anı defteri vardı. İlk  biten kapı süs oldu. Benim en sevdiğim kıl testere işi olunca bunu aradan çıkartıverdim.
Kapı süslerini genelde keçeden yapıyorlar aslında. Ama ben dışarı konursa hem temizliği kolay olur hem daha dayanıklı olur diye böyle bir seçim yaptım. Netten baktım epey ama bizim 2 oğlumuz olduğundan uygun bir seçenek bulamadım. Sonra bir nikah şekerinde böyle arabalı bir sünnet çocuğuna denk geldim. Ben de 2 sünnet çocuklu bir şekil çizip ahşabı kıl testere ile kestim. 3 kat beyaz boya ile boyadım önce.

İş boyama kısmına geldiğinde zorlandım. Benim resim olaylarım tam bir felakettir. Yüz gördüğünüz gibi ilkokul düzeyinde:)) Arabanın kimi kısımları akrilik boya ile kimi kısımlarını permanent kalem ile boyadım ve vernikledi. Şapkayı da süsleyerek ilk kısım tamamlandı...

İkinci kısım ise hoşgeldiniz yazısı. Kağıttan bir kalıpla harfleri geçirdim ama kağıt yumuşak olduğundan ne kadar dikkat etsem de kaçaklar oldu malesef....İki kısmı zincir ile birleştirdim. Hangi kapıyı düşündüğünü bilmediğim için üst kısma birşey takmadım. Yerin göre onu hallederiz daha sonra. Matkapla delikler delip bıraktım sadece...







22 Ocak 2016 Cuma

Tatil başladı....


Koskoca bir dönem bitti ve 18 milyon öğrenci yarı yıl tatiline girdi. Kimi öğrenci için verimli ve keyifli bir yıl oldu eminim. Doğu'daki minikler içinse zor ve sancılı. Umarım ikinci dönemde eğitimlerini daha kesintisiz ve hakettikleri gibi alırlar...

Yukarıdaki capsle biraz önce karşılaştım facebook'ta. Durumu o kadar net açıklamış ki buraya görsel olmayı fazlasıyla hakediyor. Tek kusuru o veli kısmı bir hatun kişi olmalıydı:)) Bakalım biz ne yapacağız 15 gün boyunca. Hani büyüdüler daha akıllandılar diyorsunuz ya. Öyle değil işte. 2 ergen erkek çocuğu ile 15 gün......Devrim bir tura falan katıl istersen dedi hatta. Yani bazen o derece zorluyorlar..Neyse sayılı gün çabuk geçer:)))))

Tüm çocuklara iyi tatiller...............

21 Ocak 2016 Perşembe

İkinin Biri

 Ne zamandır tiyatroya gitmiyordum. Çok sevmeme karşın evin erkeklerinin muhalefetine takılıyordum sürekli. Birkaç haftadır devlet tiyatrolarının sahnelediği oyunlardan uygun olanına gidelim diye bakınıyordum hatta ama bir türlü denk gelip de bilet alamamıştım.
Bu arada yeri gelmişken. Devlit Tiyatroları online da bilet satıyor. Ama ne zaman baksam ya bilet kalmamış oluyor ya da sonlardaki sıralarda tek tük. Geçen gün inat ettim biletin satışa çıktığı tam 11'de girdim sistemlerine. Sistem açılır açılmaz son 3 sıra haricinde yine bilet kalmamıştı. Anladığım kadarıyla gişeden satmışlar. Madem online hizmet veriyorlar biletlerin bir kısmını da buraya ayırmaları gerekirdi bence....

İkinin Biri oyununu ise Devrim bulmuş netten. Dedim ya kopmuştum tiyatro olayından Sahne Tozu Tiyatrosu'nu da atlamışım. Oyun nasıl güzel, nasıl komikti anlatamam. Hoş espiriler yetişkinlere göreydi. Gişeden billet alırken sormuştuk çocuklara uygun mu diye hatta. Ama çok absürd şeyler yoktu. Deniz kıkır kıkırdı oyun boyunca. Çıktığımızda "ne anladın oyundan" diye sorduk. " Pek birşey anlamadım ama muhteşemdi" oldu yanıtı...

Oyun, ocak sonuna kadar YKM'nin yanındaki sahnede haftada 3 gün oynanacak. Vaktiniz varsa kaçırmayın derim ben...

19 Ocak 2016 Salı

Doğal kitap ayraçları








Kurumuş yapraklarla kitap ayraçları yaptım bu kez. Benim fikrim değil. Yabancı bir blogda görmüştüm bunu. Burada.....Çok oluyor göreli. Yaprakları arasına koyacağım sert laylonumsu malzeme bulmam gerekti önce. Bir işe yarar diye kutulardan çıkanları saklarım genelde:)))
Çöpçülük  tamam da neyi nereye koyduğumu anımsamak mesele. Neyse buldum malzemeyi, yaprakları iki kat arasına koyarak dikiş makinesinde diktim. Yapalı 1 ayı buldu. Yayınlamadan önce yaprakların durumu gözlemlemek istedim.. Öyle kötü bir duruma geleceklerse hiç eklemeyecektim buraya. Ama fotoğraflarda da görülüyor ya hiç bozulma olmadı.....


18 Ocak 2016 Pazartesi

Yaşlı Adamın Savaşı


Yaşlı Adamın Savaşı bilim kurgu türü bir kitap. Açıkcası bilim kurgu benim türüm değil. Okuma Şenliği için herhangi bir ödüle aday olmuş ama alamamış bir kitap okunacaktı. Netten yaptığım araştırmalarda bulduğum kitaplardan sadece yukarıdakini Dokuz Eylül'ün kitaplığında bulunca aldım mecburen. Beklediğimden çok çok daha iyi çıktığı için de burada paylaşıyorum.

Yaşlı Adamın Savaşı, 75 yaşına gelmiş kişilerin askere alınmasını anlatıyor. Bu yaştan sonra askere alınan kadın ve erkekler bir çeşit klonlama ile geçliklerinde olduklarından daha güzel daha sağlıklı hale geliyorlar. Dünyadaki insanlar için bulunan yeni yaşam alanlarında diğer uzaylı medeniyetlerle savaşıyorlar.

Aslında uçuk bir fikir. 75 yaşından sonra 20'lik bir genç kadın olarak yeniden hayata başlamak. Biraz da insansı özeliklerini yitirip daha gelişmiş bir şey haline gelmek. Hangisi daha güzel? Dünyada sevdiklerinle son günlerini mi geçirmek yoksa gencecik biri olarak karanlık uzayda sürekli yaratıklarımı öldürmek? Sanırım ben yeniden doğmak istemezdim...


""İyi haber, insanların nihayet yıldızlara ulaşmış olmaları. Kötü haberse uzayda yaşamaya uygun gezegenlerin nadir bulunması -tabii bir de bu gezegenler için bizimle savaşmaya hazır uzaylı ırkların olması. Biz de o yüzden savaşıyoruz. Dünya'dan çok uzaktaki bu acımasız, kanlı, sonu gelmez savaş onlarca yıldır devam ediyor. Dünya izbe bir gezegen. Kaynaklarımızın çoğu Koloni Savunma Güçleri'nin elinde ve herkes emeklilik yaşına geldiğiniz zaman onlara katılabileceğinizi biliyor. KSG genç insanlar değil; onlarca yıllık bilgi ve beceri birikimi taşıyan insanlar istiyor. Bir daha dönmemek üzere Dünya'dan götürüleceksiniz. Askerde iki sene savaşacaksınız. Ve hayatta kalırsanız binbir güçlükle kazanılmış gezegenlerin birinde kendinize ait bir yuvaya kavuşacaksınız.""

16 Ocak 2016 Cumartesi

Tütün Yorgunu



Tütün Yorgunu tamamen tesadüfen okuduğum bir kitap. Okuma Şenliği için 150 sayfadan kısa bir kitap okumamız gerekiyor. Ben kitaplarımı Dokuz Eylül'ün katalog sayfasından seçiyorum genelde eşim alıyor. Ama 150 sayfadan kısa kitap getir demek istemedim, sevmediğim birşey de olabilirdi. Neyse geçen gün eşimle birlikte gittim kütüphaneye bu kez. (Personel ya da öğrencisi olmadığım için kendim alamıyorum) Raflarda dolanırken dikkatimi çekti bu kitap. Ve aldım...

Talip Apaydın'ın dili tam anlamıyla Fakir Baykurt'a benziyor. Ki ben Baykurt hayranıyım. Nasıl sade nasıl duru bir dil. Anlatılmak istenen tamamen orada apaçık duruyor....Talip Apaydın, Köy Enstitülü bir yazar. Sanırım bu ülkenin eğitim anlamında en büyük kaybı köy enstitülerini kapatmak olmuş.

Tütün Yorgunu ise adından da anlaşılacağı gibi tütün eken bir köylüyü anlatıyor. Osman Ağa tütün dizerken aklını oynatıyor ve hikaye bu çerçevede şekilleniyor. Çok anlatmayayım. Gerçekten yaşanmış, belki hala bir yerlerde yaşanan köy sorunlarını anlatan hikayeleri seviyorsanız bu kitabı da seversiniz....

10 Ocak 2016 Pazar

Yine satranç turnuvasındaydık


Buca'daki okullararasında satranç turnuvası vardı. Büyükler 2015'in son günlerinde maç yapmışlardı, minikler bu hafta içi. Deniz de okul takımındaydı doğal olarak. Okul olarak gittikleri için başlarında öğretmenleri var. Ama yarışmanın yapıldığı yer eve çok uzak olmadığı ve Deniz de gitmemi istediği için 2 gün de gidip yanlarında durdum biraz. Gitmişken çocukları da fotoğrafladım tabiki...

Deniz bu kez 3. oldu. Pek bir mutlu. Hoş dereceyi son maça bıraktı yine. Pek stresliydi ama kazanıp yanımıza geldiğindeki coşkusu görülmeye değerdi....
Madalya töreni daha sonra belediye başkanının katılacağı bir törenle yapılacakmış. Elimizde sadece aşağıdaki liste var. Bu duruma Deniz biraz bozuldu ya neyse...


7 Ocak 2016 Perşembe

Çikolatalı kek


Dışarıda inanılmaz bir yağmur var. Şu anda sokakta olmak durumunda olanların işi cidden zor. Umarım herkesin sığınacak sıcacık biryeri vardır....

Bu ara bloğumu epey boşladım sanırım. Eskiden günlük olarak yeni yazı koyardım şimdilerde pek üşeniyorum. Haftada 3 gün spora gitmeye başladım. 2. ayımdayım. Fena gitmiyor gibi. Geçen ay akşam seanslarına gidiyordum bu ay sabah gidiyorum. Sabah önce yürüyüşümü yapıp oradan spora gidiyorum. Eve hızla gelip çocukların öğle yemeğini hazırlıyorum. Ortalığı toparla derken gün bitiyor nerdeyse. Şöyle bir nette gezinip çıkıyorum ben de...Neyse bugün evdeyim bir kek tarifi paylaşayım o zaman...


Geçen hafta Deniz'in isteği ile yapmıştık bunu. "Anne hani sen şöyle çikolatalı yumuşak bir kek yapmıştın ya ondan yine yapsana" diyen minik, ne kadar eşşeklik etse de kırılamıyor:)))

4 yumurta, 1 su bardağından az şeker (ben şekere hep cimriyimdir. Ev halkı alıştı  sanırım kimse kekime tatsız demiyor) Yarım su bardağı sıvı yağ (genelde fındık yağı kullanırım keklerde) kabartma tozu, 1 su bardağı süt, 80 gramlık bitter çikolata, 2 çorba kaşığı kakao, aldığı kadar un

İlk önce süt ve kırdığım çikolatayı benmari usulü erittim ki birazcık soğusun.....
Yumurta ve şekeri iyice çırpıyoruz. Önce sıvı malzemeleri sonra kuruları ekliyoruz. Birbirine yedirdikten sonra yağladığımız kalıba döküyoruz. Ben büyük yuvarlak borcamda yaptım. 180 derecede, ilk 20 dakika kesinlikle fırın kapağını açmadan pişiriyoruz.
Bu arada 1 su bardağı süt ve yarım paket çikolatayı yine erittim ben. Kek piştikten sonra sıcakken bu karışımı kekin üzerine gezdirdim. Deniz'in istediği yumuşaklığı da sağlamış olduk böylece...


4 Ocak 2016 Pazartesi

Geri dönüşüm puf






Ne zamandır aklımda olan projelerden biri puf yapmaktı. Aslında yapalı da epey oldu. Fotoğraftan da anlaşılıyor Deniz atlet-şortla:))) Ama işte paylaşmada biraz geç kaldım bu çalışmamı...

Pufun ana aksamı eski bir sehpadan. Y ada ben öyle sanıyorum. Aşağıda boyanmış hali görünüyor bu parçayı Urla'da Devrim getirdi bir komşuları atmış. Gördüğümde aklıma ilk gelen puf yapmaktı. Beyaz boya aldım. Dyo marka boya kullandım. 3 kat boyadım. Vernik kullanmadı.



Sünger seçimini ise evde bulunan eski bir parçadan yana kullandım. Sent süngeri bulmak bir mesele. Süngerin bir tarafı hafif kavisliydi ama duruş bozukluğu olmadı. Zaten mevcut kılıfının üstünü bir çarşaf parçasıyla kapladım ve zımbaladım. Daha sonru arabalı duck kumaşımla bir kez daha kapladım. Hatta ilk kaplamamda potluklar olmuş, bir hafta sonra söküp yeniden gerdirdim....


Aşağıda görüldüğü gibi de bir parçe ile zımpa ve kumaş çöplüğünü yeniden kapadım.




 Sonuç böyle işte. Deniz direk buna sahip çıktı. Satranç sehpasının önünde kullanıyor.
Bir cesaret edebilsem koltuklarımı beyaz kumaşla kaplamak istiyorum ama onca kumaşı alıp beceremezsem sinir olurum...



2 Ocak 2016 Cumartesi

2016 pek ters baktı bize....



Bir yılı bitirip yenisine başladık nihayet. Umarım genel olarak iyi ve savaşsız bir yıl olur....

Bizim 1 ocağımız ise pek bir tersti. Yılbaşı akşamı klasik olarak tüm kardeşler, çocuklar annemdeydik. Yedik, sohbet ettik. Çocuklar gece annemde kalalım dediler. Benim migrenim tuttu 11 gibi ayrıldık biz. Ben batıl inançlıyımdır azıcık. Keşke 2016'ya girerken birlikte olsak diye geçirdim içimden. Yolda Devrim'e hadi İzmir'in yüksek biryerinden havai fişek izleyelim dedim. O mırınkırın etti. Neymiş tekin olmazmış öyle yerler. Ben fotoğraf da çekecektim...

Sabah kahvaltı ettik işyerinden aradılar Devrim'i. Güç sistemi bilinmez biçimde kapanmış tüm bilgisayarlar da hemen çağırdılar. (Devrim Dokuz Eylül'de çalışıyor) Çocukları getirdi önce. Bu arada yukarıdan güneş enerjisinden su damlayamaya başladı. Meğer depo delinmiş ta en alttan su hızla akıyor. Vana kapatmak falan işe yaramadı. O soğukta bir bahçeye bir terasa çıkıp sularla uğraştım. Tüm hattı kestim yine de depolardar epey su aktı. Yeni yılın ilk gününü soğuk, üşümüş, susuz ve sinirli geçirdim anlayacağınız...Ki bir gece önce cuma günü için hayalem soba başına kıvrılıp çay ve kitap keyfi yapmaktı...Devrim bugün açık bir su depcu aramaya çıktı bakalım....