.:

31 Ekim 2014 Cuma

Her şey bir çay kaşığı ile başladı.....

Geçenlerde anneme gittiğimde çekmecede çookkkk eskilerden bir çay kaşığı gördüm. "Aaaa bunlar duruyor mu?" Bir tane kalmış, belki 30 yıllık...Bunu birşey yapayım ben deyip cebime attım.

Ne olabilir derken gözüme eskimiş kesme tahtası ilişti. Safran rengine boyadım tahtayı. Azıcık alttan kahverengilerde çıksın dedim ortaya. Dekupajlarımdan bazılarını yapıştırdım. Mutfağa kepçeler, kevgirler yakışır. Bir de patates çuvalı...Deniz "anneannemin çok mu patetesi var?" diye sordu bunu yapıştırınca:)))

Orada görünen mavi mekik oyası da annemin yaptığı birşey. Vermişti kullanırsın diye. Minyatür tencereler falan yapmak istedim. Epey pintererestte dolandım hatta ama cık o kadar olmamışım daha. Meşe palamuduna bir tel geçirdim öyle yapıştırdım. Bir de mini önlük diktim...

Alt tarafına askı yeri de takacaktım. Dün annem süpriz yapıp gelince "ben takarım dedi götürdü"




Kitap mimi.....

Sevgili Alanay kitaplarla iligili bir mim göndermiş....Kendi adımı ya da bloğumun adını kitaplarla yazmam gerekiyor. Yazar adı-kitap adı farketmiyor......Ben kendi adımı seçtim...............

                                 Sessiz Oda
                                 Afrikalı Leo
                                 Angela'nın Külleri
                                 Doğu'dan Uzakta
                                 Erken Kaybedenler
                                 Toplu Öyküler
Ben de Hatice'yi ve Nilgün'e göndereyim.......

30 Ekim 2014 Perşembe

Kasvet...






Yine kapkara bulutlar tepemizde...Hem gerçek hem mecazi anlamda. Yine 18 canın evine ateş düştü. Neden ortada. Ne öğle yemeğini madende yemek yemek, ne de fıtrat nedeni....İhmal ihmal ihmal....
Tonlarca sudan bahsediliyor. Maden açıyorsun be kardeşim etrafından kaynak suyu var mı yok mu anlamak bu kadar mı zor. Bu kadar mı değersiz insan canı..Bakanlar!!!! kurulmuş yerlerine, aynı terane içindeler. "acımız büyük, devletimiz tüm imkanlarını seferber ediyor" Devletiniz tüm imkanlarını o insanlar tonlarca suyun altında kalmadan seferber edemez miydi???

Ya Diyarbakır'da olanlar. askerler sivil saatlerinde maskeli birileri tarafından öldürülüyor. Maske işin içine girince o vurdu, bu öldürdü demek kolay. Ama biliyoruz ki bu olayın altından hiç de umulmadık kişiler çıkabilir. Oralarda kötü şeyler oluyor malesef. Birileri ortalığı fena karıştırıyor. En kötüsü emin olmadan hedef gösterme...Kötü şeyler oluyor, olması için çabalanıyor...

Bir de çevre katliamları var ki.....Binalar uğruna asırlık ağaçlara kılıyor. Validebağ, zeytinlikler.....Bir avuç insanın savunmasına muhtaç ağaçlar...

28 Ekim 2014 Salı

Minyatür kitap kolyem....


Bir ara çocuklara içi minyatürlü ev yapmaya çalışırken pek sevmiştim bu işi. Ama biraz da zor minik minik...Arada pinterestte bakınıyorum ahal minyatürlere, işe yarayabilecek eşyaları biriktiriyorum hatta:)))

Minyatür kitapları da pinterestte gördüm...Burada dünyü kadar örneği var. Yapmalıyım derken dün akşam üstü oturdum bir tane yapıverdim...


İlk önce sayfalarını hazıradım kitabımın. 4 cm'e 2.5 cm ebatlarında kağıtlar kestim. Yani katlayınca 2 cm kaldı kitabımın sayfası. Onları 5 kısımda diktim. Sonra aşağıdaki gibi deri bir parçaya karton yapıştırdım. Kibabımın kapağı oldu bunlar. Nette farklı bir kıçkaçla tutturuluyordu ama benim elimde mandal vardı:)) Edinmeli bir ara onlardan..





Yapıştırıcı iyice kuruduktan sonra sayfaları ve kabı birbirine ekledim. Kitabın kabında dilek de açtım bu arada kolye halkasını geçirdim. Kiabın 2 sayfasına Ada ve Deniz'in bulabildiğim en minik fotolarından yapıştırdım. Fotoğraflar çok iyi olmadı ama daha sonra daha güzellerini ayarlayıp ekleyebilirim...


Ve sonuç...Güzel oldu kolyem.....

27 Ekim 2014 Pazartesi

22/11/63


Aslında adını daha önce duymadığım bir kitap. Okuma şenliği için 700 sayfadan uzun bir kitap okunması gerekince gündeme geldi oturdu....

Kitap zamanda yolculuğu anlatıyor. Ama bu yolculuğun bir amacı var. 1963'e gidip Kennedy cinayetini engellemek. Kahramanımız Bbr anda 63'e gidemiyor ama. Cinayete kadar 5 yıl geçmişte yaşamak durumunda.....

Kitap arkasında zamanda yolculuk hiç bu kadar ürkütücü olmamıştı dese de ben o duyguyu alamadım kitaptan. Hani başta ve zaman zaman da içinde Jake Epping'in gelecekten geldiğini bilmeseniz, gayet çerezlik bir kitap okuyorsunuz. Pek sevdim diyemeyeceğim...

Kitap arkası;
22 Kasım 1963'te Dallas'ta üç el silah sesi duyuldu, başkan Kennedy öldü ve tarih yeniden yazıldı.
Peki, ya geçmişi değiştirme şansınız olsaydı?
Her şey Maine'deki Lisbon Falls kasabasında yaşayan edebiyat öğretmeni Jake Epping'e lokantacı dostu Al Templeton'ın verdiği bir sırla başlar. Aslında lokantasının kileri geçmişe, 1958'e açılan bir geçittir ve Al, Jake'ten saplantı haline getirdiği görevi devralmasını, Kennedy suikastını engellemesini istemektedir.
Böylece Jake Epping, George Amberson olarak büyük arabaların ve fiyonklu çorapların dünyasında, herkesin her yerde sigara içtiği bir Amerika'da yeni bir hayata başlar. Boğucu Derry şehrinden, hayatının aşkıyla karşılaştığı sevgi dolu Jodie kasabasına, Lee Harvey Oswald'a ve Dallas'a uzanan bu romanda; geçmiş, geçmiş olmaktan çıkıp gerilim ve heyecan dozu yüksek bir maceraya dönüşüyor.
Zamanda yolculuk hiç bu kadar inandırıcı ve bu kadar ürkütücü olmamıştı!

26 Ekim 2014 Pazar

Pancar reçeli


Yemek blogları içinde severek izledimi nergismevsimi geçenlerde pancar reçeli yapımını paylaşmıştı. Yemeğini çok sevdiğim bir sebzedir pancar. O rengi yok mu....

Neden olmasın diyerek bu hafta pazardan aldığım pancarlardan 2 küçük ayırdım. Ben pancarları direk haşlamadım (çünkü yapmaya başladığımda tam tarifi unutmuştum:)))) Pancarları rendeleyip az suda iyice haşladım. İyice yumuşayınca içine şekeri ekledim. Pancarlarım küçüktü, göz kararı ekledim şekeri. Reçel kıvamına gelince de vanilya ekleyip ocağı kapattım.

Yukarıdaki kase kadardı reçelim. Ada'ya tattırdım önce. Ne olduğu söylemedim tabiki. Beğendi...Devrim baktı akşam o da beğendi. Ama neden yapıldığını öğrendiklerinde geri adım attılar...Hem reçeli yiyip hem de bir daha yapma dediler:)))

Açıkcası bir kez daha yapacağım ben. Rengi bile yeter ki tadında da sorun yoktu.



kitap çekilişi

Birşeyler kazanmak güzel ama kitap en güzeli. Genelde kitap çekilişlerine de dayanamıyorum bu yüzden. Kronik Okur da ilk çekilişini 2 kitapla taçlandırmış. Merak ederseniz buraya bir tık lütfen....

24 Ekim 2014 Cuma

Büyümek....


Büyümek...Benim için şu aralar sancılı kelime. Kücük kuzucuğum ciddi ciddi büyüyor çünkü. Yani insan şu yukarıdaki haline bakıyor bir de şimdi kendi boyuna gelmiş haline...Nerden çıktı şimdi bu yazı dimi. Doğum günü falan da değil...

Ada dün okuldan geldi. Bir heyecan ki sormayın. Arkadaşları yukarıda (aşağı yukarı 20 dakika yürüme mesafesi) sahada top oynayacakmış O'nu da çağırmışlar. Ada biraz asosyaldil. Arkadaşlık kuramaz hemen. Kendi dünyasında yaşar genelde. Yolda görüyorum selam verir arkadaşları bunda tık yok...Ama bu yıl biraz daha açıldı gibi. Neyse hava kötüydü bir de daha önce böyle bir taleple gelmedi. Ama hayır demek de olmaz gibi geldi.
Arkadaşları tanıdığım çocuklar, sınıfından. Peki oldum da bir de bana sorun nasıl oldum. Gitti bir zaman sonra hava nasıl patladı, gök gelindi sanki. Gidip arayamam da "bak annesi gelmiş" durumu olmasın...
Geldi sucuk gibi ama ağzı kulaklarında. Sahada top oynamışlar, saha dolunca yakındaki bir lisenin bahçesine gitmişler. Sonra da otostop çekmişler dönüş yolu için...Yepyeni anıları oldu ama bundan sonra taleplerin benim zararıma olacağının da sinyalleri verilmiş oldu:((

Devrim'le konuşuyoruz akşam işte biz çocukken diye başladı yine...Ama şimdiki zaman o kadar değişti ki. Şeker niyetine çocuklara uyuşturucu veriliyor, çocuklar kaçırılıyor, taciz var bir de....Geçen Deniz bir arkadaşının kurabiye dağıttığını ama çoğu çocuğun almadığını söyledi. Öyle bir zaman ki uyarıyoruz çocuklarımızı aman kimseden birşey alıp yeme diye. Eskiden öyle miydi....






Ödül....


Kitap Eylemi bir ödül göndermiş bana. Teşekkürler:)))
Arkadaşımızın linki; http://kitapeylemi.blogspot.com.tr/

Ödülün bazı şartları da var ama....15 kişiye dağıtmak gibi...Ben tüm arkadaşlarıma göndersem olmaz mı???

Kütüphane kullanımı


Kütüphaneler... Sanırım geçmişte kalan kurumlardan biri olmaya aday günümüzde. Orta okul ve lise yıllarımda halk kütüphanesinin sıkı müdavimlerindendim. Hem ödevlerimi yapmak hem de kitap almak için giderdim. Ama kütüphane Konak'ta olduğundan olabildiği kadar sık diyelim...

Ama benim oğlanlar daha hiç kütüphaneye gitmediler. Ödevlerle ilgili bilglilere netten çok kolay ulaşıyorlar. Okumak istedikleri kitaplar da satın alınıyor. Hiç öyle kitap alışverişi falan da yok arkadaşları arasında...Ben bazen teşvik etmeye çalışıyorum ama karşı taraftan da olmalı tabiki...

Ben bile yıllar içinde istediğim kitapları hep alır oldum. Netteki sitelerin indirimlerini ya da ikinci el kitapları takip ediyorum. İşte yine de masraflı olmuyor değil. Son bir yıldır falan Devrim'in başının etini yemeye başlamıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde çalışıyor ve eminim kütüphaneleri derya gibidir (ah bana orda bir iş bulsa) Aylardır ara ara nükseden kitap alsana carlamalarım en son geçen hafta doruk noktasına ulaştı ki...Ciddi ciddi küstüm kendisine. Neyse en sonunda sormuş (anca sormuş yani) akademik personel olduğu için bir saferde 5 kitap alabiliyormuş. Liste anında eline verildi. Birkaç gün daha bekleyince kitaplarıma kavuştum:))))

İlk etapta okuma şenliği için eksik olanları istedim. Çavdar Tarlasında Çocuklar listemde yok ama o da ne zamandır okumak istediğim bir kitaptı...

23 Ekim 2014 Perşembe

Okuma Şenliği birinci ay.....










2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Angela'nın Külleri 2 Umuda Doğru/ Frank McCourt/392 sayfa

4. Kategori (10 puan): Adında bir meslek geçen bir kitap.
Kütüphaneci/Bettie Page/ Artemis/325 sayfa

5. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.

Denemeler/ Albert Camus/ say yayınları/ 132 sayfa

6. Kategori (10 puan): İngiliz edebiyatından bir kitap.
Boş Koltuk/J.K. Rowling/ Doğan Kitap/ 591 sayfa

8. Kategori (10 puan): Fantastik kurgu/bilim kurgu/distopya/steampunk vb. türde bir kitap.
Savaşçı Kediler/ Erin Hunter/Artemis/ 314 sayfa

9. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Alice Harikalar Diyarında/ Lawis Carrol/158 sayfa/Parıltı Yayıncılık
(1865 tarihli bu fantastik romanda, hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı, ilerde çocukların hayvanlarla insanlara eşit düzeyde yaklaşacağı gerekçeleriyle 1931'de Çin'in Hunan eyaletinde yasaklandı)

18. Kategori (10 puan): 2014 yılında çıkmış bir kitap (Yabancı kitaplar için Türkiye’de ilk baskısını 2014’te yapması da kabulümüzdür).
Sağırlar/ Rodrigo Rey Rosa/ Sey yayıncılık/223 sayfa

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplam 50 puan): Aynı yazardan 3 kitap ama dikkat! Aynı seriye ait kitaplar kapsam dışı. Aynı yazarın üç farklı serisinden birer kitap olur tabii.  
Yazarım Rıfat Ilgaz..
Geçmişe Mazi (Meşrutiyet Kıraathanesi/ 175 sayfa/ çınar yayınları
Nerde o Eski Usturalar/ 136 sayfa/ çınar yayınları
Donkişot İstanbul'da/ 142 sayfa/ çınar yayınları


21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Küçük Arı/ Chris Cleave/ Pegasus/ 344 sayfa
Demiryolu Çocukları/ Edith Nesbit/ 204 sayfa/ İş Bankası  yayınları
Masalını Yitiren Dev/ Adnan Binyazar/ 339 sayfa/ Can yayınları
Nar Ağacı/Nazan Bekiroğlu/ Timaş Yayınları/ 533 sayfa

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 70 puan): İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap.
Ölü Ozanlar Derneği/ N.H. Kleinbaum/160 sayfa/ Nokta Kitap
Ramon Mercader'in İkinci Ölümü/ Jorge Semprun/ 416 sayfa/ Can Yayınları
Ölümsüz Aile/ Natalie Babbıtt/ 107 sayfa/ İş Bankası Yayınları

 17 kitap, 4691 sayfa bitti...
170+80+46 eşittir 296

22 Ekim 2014 Çarşamba

Çocuk kitaplığı


Okuma Şenliği'nin bazı kategorilerinde çocukların kitaplığına başvurdum bu kez. Zaten arada sırada neler okuyorlar diye onların kitaplarını da okurum. Bazen de Deniz beğendiklerini okumamı ister..



Çocuklara almıştım ama kendim de okumayı planlıyordum. Kitap, 4 ayrı kedi kabilesinin yaşam alanları için savaşını anlatıyor. Evcil bir kedi olan Rusty'nin ormana adım atması ve vahşi hayatı seçmesi ile başlayan hikayede, kediler arası mücadele, liderlik hırsı, yemek mücadelesi var....Tanıdık manzaralar yani...Fartastik. bilim-kurgu katagorisi için seçmiştim kitabı. Bu tarzı pek sevmediğimden elimde hiç kitap yoktu başka...
Kolay okunan çerezlik bir kitaptı...


Çocukluğumuzun hikayesi. Sanırım ilk okulda okumuşumdur ama Alice'nin tünelden düşüşü dışında hiçbirşeyi anımsamıyordum. Ben de yasaklı kitaplar kategorisi için yeniden okudum.


İsminde aynı kelimenin geçtiği üç kitap için Ramon Mercader'in İkinci Ölümü, Ölü Ozanlar Derneği ve Ölü Canlar kitaplarını seçmiştim. İlk ikisini bitirdikten sonra elime Ölü Canlar'ı aldığımda (ben almamıştım kitabı) yazılarının ne kadar küçük olduğunu gördüm. Öyle böyle değil okumayı gözüm yemedi. Ne okusam derken Ada'nın geçen yıl okul için aldığı kitap aklıma geldi.
Ölümsüz Aile, kimsenin girmediği bir korulukta ölümsüzlük sağlayan pınar ve bu pınardan bilmeden su içmiş bir aileyi anlatıyor...Aslında çocuk kitabı ama ölümsüzlük denen cezbedici kavramın aslında o kadar da iyi birşey olmadığını güzel anlatmış bence...

20 Ekim 2014 Pazartesi

Deniz kokulu kapı süsümüz.....


Denizi ne denli çok sevdiğimiz malum. Zaten oğluşlarımın isimleri Ada ve Deniz. Tarla için yaptığım kapı süsü de deniz kokulu olsun istedim....
Sonuç o kadar hoşuma gitti ki face de profil resmim bile yaptım bunu:)))


Her zaman olduğu gibi işin içine bir parça da geri dönüşüm girdi. Kullandıım ahşap malzeme, artık hangi dolaptan kaldı bilmiyorum kalın sunta bir parçadan kesildi. Üzerindeki beyazlık kendinden yani. 4 parça olarak dekupaj testeresi ile kestim. Balık 3 parçadan oluşuyor bir de alttaki kısım.

Yapımı biraz uzun sürdü çünkü o yanlardaki sunta kısımları kapatmak mesele oldu. Sunta boyayı sürekli emiyor sonuç kötü oluyor. Napsam diye düşünürken pinterestte şu renkli bantlarla kapladıkları bir sandalye çalışması gördüm. Peçete transferiyle denemeye karar verdim ben de. Deniz temalı peçetenin kenarlarındaki koyu kısımları dekupaj tutkalı ile yapıştırdım. Oldu valla:)))

Balık kısmının aralarındaki parçalar doğal dal parçası. Sunta kalın olduğu için matkapla deldim, içine yapıştırıcı sıkıp dalları yapıştırdım. Dallar içine girince daha sağlam oldu. Hatta biraz ölçüsüz delmişim azıcık balığımın kafası zedelendi.

Kuyruk kısmına ve göze peçe transferi yaptım. Bu haliyle boş göründü gözüme. Gövdeyi minik deniz kabuklarıyla kaplayınca tamam oldu. Dekupaj testeresi o kadar da ince kesim yapmadığından kenarlarda zedelenmeler oluyor. Bir de benim acemiliğim var tebiki. Zedelenmeleri de permanent kalemle çizerek kapattım. İsimlerimizi de yazdım, 2 kat vernik, bitti.))))



Dediğim gibi tarla için bu kapı süsü ama kış-yağmur boyu boşuna orada yıpranacak. Zaten kışın fazla da gitmeyiz. Şimdilik bizim evin girişine astım. Yaza doğru yerine götürürüm.

19 Ekim 2014 Pazar

Ramon Mercader'in İkinci Ölümü


Geçen yıl almıştım bu kitabı. Kitabın arkasını okumuştum ve 'okunmalı' demiştim kendi kendime. Tabiki aylardır elime almadım, zor bir kitaba benziyordu. Zormuş.....Çok ilginç bir kitap aslında. Hani arkasında casusluk kitabı falan yazıyor ama o casusluk havasına girene kadar canı çıkıyor insanın...

Kitap,Ramon Mercader'in içinde bulunduğu 3-4 günlük bir zaman diliminde geçiyor. (Son sayfalarda olayların 15 gün sonrası da var ama asıl olarak bu kısa zaman dilimi var.) Hikaye 1966'da geçerken Mercader'in 40'ta Troçki'yi öldüren kişiyle adaş olduğunu da öğreniyoruz. Hikaye sürekli oraya buraya kayıyor...Konu bazen öyle karışıyor ki kim konuşuyor, kim anlatıyor dönüp bakmak zorunda kaldım. Bir de parantez ve tire içinde açıkmalar inanılmaz çok. Hatta kimi tam sayfayı bile buluyor.... 

Zaten Semprun da kitabın içinde bir nevi itiraf etmiş kitabın karışıklığını;

".....Öyküyü basitleştirmek, okuru fazla şaşırtmamak için soruyorduk. Zaten bu kördüğümün içinde yolunu yönünü bulmak için şimdiye dek yeterince zahmet çekmiştir zavallı"

Kitabın bir zorluğu da belki dönemi yeterince bilmemek. Ben tüm karmaşasına karşın kitabı sevdim ve atlamadan pür dikkat okudum resmen. Hatta yıllar sonra bir kez daha okuyabilirim diye düşünüyorum...

Kitap arkası.....
1917 Sovyet Devriminin önderlerinden Troçki, Stalinin emriyle 1940ta Meksikada Ramón Mercader adında bir İspanyol komünist tarafından öldürülmüştü. Jorge Semprunun 1960ların sonlarında yayınlanan Ramón Mercaderin İkinci Ölümü adlı romanındaki kahramanın da aynı adı taşıması, kuşkusuz, bir rastlantı değil. Can Yayınları okurlarının yakından tanıdıkları Semprun, böylesi bir isim ikizliğinden ve bir casusluk öyküsünden yola çıkarak komünist hareketin yakın tarihiyle bir hesaplaşmaya girişiyor. Ama tüm Semprun romanları gibi Ramón Mercader de, belleğin dolambaçlarında gidip gelen çok katmanlı bir roman. Bu yönüyle, alışılmış casusluk edebiyatına apayrı bir boyut getiriyor. Bu romanı okurken, hem sosyalizmin çöküş nedenlerinin ipuçlarını yakalayabilir, hem de soluk kesici bir casusluk öyküsünün tadını çıkarabilirsiniz.

16 Ekim 2014 Perşembe

Çoraptan timsah....



Deniz'in son zamanlarda timsah krizi tuttu. Nette dolaşırken d&r'a girmiş, orada bir timsah görmüş, illa istiyor. 19 lira birşey ama istediği boyutlarda olması mümkün değil bu fiyata. Ismarlayacağız gelen şey hayal kırıklığı olacak onun için. Boyut da yazmamışlar. Neyse oyuncak markasından araştırdım istediği yavru nil timsahı 10cm imiş. Tabi ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Ve vazgeçti, istediği daha büyük birşeydi çünkü.

Bu arada fotoğrafta da görülüyor ya evde hazır bir pelus timsahımız var ama ağzı açılmıyormuş!!! Ağzını açıp böcekleri yiyecekmiş timsah...Hadi çoraptan yapalım dedik. Benim bir yeşil ve bir kırmızı çorabı harcayarak yaptım ağzı açılan timsahı. Çorap çok uzun değildi boyu kısa diye yüzü düştü bu kez. Kendi çoraplarından birini getirdi ek yaptık:))) Rengi uymasa da bizim timsahımızın adı "koyu renk kuyruklu timsah" oldu....

15 Ekim 2014 Çarşamba

Sağırlar





Sağır bir köylü çocuğun ortadan kayboluşuyla zengin bir bankerin kızının kaçırılması arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Şiddetin tam kalbinde aşktan ve adaletten söz edilebilir mi? Kaçmak ve kaçırılmak, bilinç ve bilinçsizlik arasındaki sınırlar ne kadar belirsizleşebilir?

Rodrigo Rey Rosa, Latin Amerika edebiyatının o kendine has damarını her anlamda yakalıyor; minimalist ama tansiyonu yüksek, neredeyse her satırında okuru bir kez daha şüpheye düşüren tutkulu bir hikaye anlatıyor. Günümüz Guetamala'sının çürümüş politik ilişkileri kadar, yerli halk ile burjuvalaşan sınıfların keskin ve acımasız sosyal yaşantısını da gözler önüne seriyor. Eserleri birçok dile çevrilmiş, Guetamala Milli Edebiyat Ödülü ile onurlandırılan ve yazını Paul Bowles'la ilişkilendirilen Rey Rosa, sessizliğin dilini, barbarlığın uygarlığını ustalıkla yansıtıyor.
"Rey Rosa gerçek bir usta, çağımın en iyisi."
-Roberto Bolaño-
(Tanıtım Bülteninden)

d&r'ınindirimli kitapları arasında görüp, konusu ilgimi çekince almıştım. İlginç, sürükleyici bir kitap. Kaçırılan zengin bir kadın ve herkes bırakmışken kadını bulmayı kendine iş edinen bir koruma...Yazar konuyu bir ordan bir burdan anlatmasına karşın anlatım hiç bozulmuyor. Konu hep merak içinde devam ediyor. Kitabın ilk sayfalarında bahsedilen sağır kızdan kitap sonuna kadar haber alamıyorsunuz mesela.

Bir de Guetalama hakkındaki gerçekler, ülkenin sosyal durumu da roman içine çok güzel yedirilmiş. Epey bilgi sahibi olmak mümkün....

13 Ekim 2014 Pazartesi

Poğoçalar bu tatlı ellerden....



O tuhaf şekiller dinazor oluyor azıcık....


Bayram sonrası Deniz'in öğretmeni yoktu, Deniz evdeydi bu yüzden. Ödev yok, canı ders çalışmak istemiyor. Sıkıldıkça bana sarıyor. Cuma günü hadi öğle yemaği için birşeyler yapalım dedim. Ben içeride kurabiye yaparken Deniz de poğoçaları halletti:)))


12 Ekim 2014 Pazar

Biraz da fotoğraflarım....


Birazcık rengiyle oynadım...



Dün yine tarladaydık. Geçen hafta çocuklar azıcık üşüttüğünden, bu hafta onları anneme bırakıp iki kişi gittik. Çocuksuz olunca daha çok çalışıyoruz. Resmen geberip döndük:)))

İlk kez makinemi unutmuşum giderken. Hiç fotoğraf yok yani dünden. Ardiyeyi bitirdik, ben evin önündeki bir alanı çiçek bahçesi yapmayı planlıyorum. Epey bir çapa yaptım ki toprak havalansın. Mutfağın kireç boyasını yaptım, sulama derken zaten gün bitiyor...
Şimdi bir evin önüne şap yapılsın istiyorum ki toprak olayı kalksın bir de duş. Az kaldı yani...

9 Ekim 2014 Perşembe

Boya standı yaptım.....


 Standın böyle durması için takoz koydum altına. Fotoğrafta görünmemiş...


Yine biraz odun biraz geri dönüşüm bir çalışmayı bitirdim:)) Tarlada epey bir çıta, tahta var. Arada onları karıştırıp işime yarayanlardan eve getiriyorum. Yukarıdaki boya standının tahtaları da tarladan...


4 parça uzun tahtam vardı, bunlardan 37 santimlik 7 parça kestim önce. Devrim zımparaladı parçaları. Yukarıdaki gibi basamak basamak birleştirdim. Sağlam olsun diye önce vidalıyorduk ama tahtaların her iki tarafı da çok düzgün olmadığından vidalama bir noktada durdu.. Son 3 parçayı yapıştırdım ben de...


Yukarıdaki fotoğrafta nasıl birşey olduğu daha iyi anlaşılıyor sanırım. Aslında tahtalarım biraz daha geniş olmalıymış. Darlığı nedeniyle tam istediğim gibi olmadı. Ama yerine yerleşti, boyalar üstüne kondu bile...



Bu da orjinali.....

8 Ekim 2014 Çarşamba

Bahçede keyifli gün...


Ada ne zamandır babasından sapan istiyordu. Dün yapıldı. Yere düşmüş kötü zeytinlerle atışlar yapıldı tüm öğleden sonra...


Bayramın son iki gününü sakin sakin evde geçirdik. Devrim tezi için çalışacaktı, yoğun bu aralar. Ara arada hobilerimizle ilgilendik. Ben ahşap boyalarım için stand yapıyorum kendime. Dün gittim geldim katları yapıştırdım. (yukarıda)
Devrim'de tarla için paletleri sökerek raf yaptı...



Sapanla atış denemesi. Oldukça başarısızdım:)))

7 Ekim 2014 Salı

Deniz sezonunu kapatamadık...



Havalar aslında hissedilir derecede soğudu ama biz ucundan kıyısından denize girmeye devam ediyoruz. Bayramın birinci günü de Urla'daydık. Dedemiz kahveye gitti, halamız da yoktu. Bizde denize kaçtık:))) Gelinkaya denen biryer var. Küçük bir kumsal, Ama çabuk derinleşiyor, seviyoruz orayı. Hemen kıyısında kafetaryalar falan da var. Biz öğlen saati denize girmeye gittik, cılbacığız...Millet montlu, şallı, en kötü ihtimalle uzun kollu. Komikti ama ne yapalım. Çocuklar girmedi, oynadılar. Devrim'le ikimiz yüzdük, iyi geldi. Biz giderken bir yabancı aile geldi çocukları girdi onların da....