.:

3 Kasım 2014 Pazartesi

Eylül


Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak kabul ediliyor Eylül. Okuma Şenliği kapsamında okudum ben. Daha önce okumamıştım vesile olur dedim. Ama ne kadar bir klasik kabul edilse de ben inanılmaz sıkıldım kitabı okurken. Hele Necip'in durumları.....Tamam işin içinde psikoloji var ama bazı şeyler o kadar uzatılmış, o kadar çok tekrarlanmış ki.
Özellikle çok esk tarihli kitapları okurken dönemin artlarını düşünmeye çalışırım. Sonuçta günümüzdeki değer yargıları çok farklı. Ama burada Necip hem Suad'ı seviyor, kadın aşkına hareketleriyle onay
verince bu kez niye daha fazlasını yapmıyor diye intikam almaya çalışıyor.
Ben pek sevemedim kısacası...

Kitap arkasından;
Birbirlerini buldukları anda, ister istemez kaybedeceklerdi.SUAT, HACER, SÜREYYA VE NECİPİN HİKAYESİ.Evli bir çift. Bir kız kardeş.Yakın bir dost.Yalnızlık. Tuhaf bir temas.Önlenemez bir açlık.Tüketen bir kıskançlık ve feci bir son.Tüm aşkların sınırsızca imkan dahilinde olduğu, imkansız temasının neredeyse tamamen saf dışı bırakıldığı günümüze inat bir zamanlar aşk neredeyse yasak, acı ve hasret demekti. Kadınların ve erkeklerin kaderlerini başkaları çizer, onlar da bir şekilde bu kadere ayak uydururdu. Ya da her şeyden, hatta hayattan vazgeçilirdi.