.:

10 Nisan 2013 Çarşamba

Okuduklarımdan.....


Kitabın kapağı bile ne kadar iç açıcı....Mehmet Coral daha önce okumadığım bir yazardı. Açıkcası kitabın kapağı almamda etkili oldu. Aşk romanları pek okuduklarım arasında değildir. Ama bu öyle cıvık cıvık bir kitap değil. Biraz süprizli, kolay okunan, keyifli bir hikaye bence.....

""Alaçatının, kekik kokulu rüzgârlarıyla, güneşin erittiği renkleriyle, insanlarının sıcaklığıyla hep arka planda durduğu, hayattan büyük yanılsamaların sarmalında yaşanan, sonsuz bir aşkın öyküsü. Yürüyorlardı, Alaçatının Ege güneşiyle yıkanmış yollarında. Yol kenarlarına dizelenmiş zafer çelenkleri gibi katırtırnakları, mimozalar, süpürgeotları selamlıyordu onları. Daracık, kırma taş döşeli sokakların iki yanındaki evlerin cumbalı pencere pervazlarına dolanmış yaseminler, taş duvarların arkasında kalan avluların içinde yükselen narların, incirlerin arasından sarkan hanımelleri, begonviller, hepsi birden eğiliyor, katılmaya zorluyordu onları katıksız yaşama sevinçlerine.Doğanın bayram yerindeymişçesine yaşarsın burada diyordu ona. Yalnız kalmaya, içine kapanmaya, elem duymaya hakkın yoktur. Doğa seni bütün varlıklarıyla kuşatır, içine alır. Geceleri bile kokularıyla uykuna girer, düşlerine kadar sızar, kendi başına bırakmaz seni.""






Kendisi Pinuccia'nın Kitapları'nın düzenlediği çekilişin ganimetlerimden. İsmi bile cezbedici:)) Açıkcası kitabın ilk sayfalarında zorlandım ve hatta sıkıldım. Ama ilke olarak bir kitabı çabuk elimden bırakmam. Epey bir şans veririm. İlerledikçe daha iyi anlaşır olduk hikayeyle. Kahraman içtiği eski bir şarapla birlikte geçmişine dönüyor ve herşeyi (eşini-işini-evini) bırakarak bir ilanda gördüğü evi satın alıp hiç bilmediği bir yere yerleşiyor......

"" Jay Mackintoshun çocukluk anıları belleğinden silinmemiştir. O unutulmaz büyüleyici günlere dönebilmenin özlemini çekmektedir. Çoktan kayıplara karışmış bir dostun vermiş olduğu ev yapımı bir şişe şarap, Jaye eski günlerin ve başka bir dünyanın kapısını açar.""





İlk çıktığı zamanlardan beri merak ettiğim hatta filmine de gitmek istediğim (ama önce kitap) bir hikayeydi. Ama tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Oldukça beğenilen bir kitap ama ben sıkıldım hem de çokkkkk......

""Piscine Molitor Patel, herkesin bildiği adıyla Pi, Hindistan'ın Pondicherry kentinde yaşayan küçük bir çocuk. Babasının burada bir hayvanat bahçesi var. Pi on altı yaşına geldiğinde, ailesi, hayvanların bir bölümünü de yanlarına alarak Kanada'ya göç etmeye karar verir ama asıl trajedi, onları taşıyan yük gemisinin korkunç bir fırtınada batmasıyla başlar. Pasifik Okyanusunun masmavi sularının üzerinde tek bir filika yüzmektedir. İçinde de yalnızca beş kazazede: Pi, bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, dişi bir orangutan ve üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı. Oyuncuların arasında uçan balıklar, Mako cinsi köpekbalıkları ve su kaplumbağaları da var. Pi, zekâsı, cesareti ve korkusu sayesinde hayvanların hiyerarşik yiyecek zincirinde yer almamayı başarır. Ve sonuçta Richard Parker adındaki kaplanla baş başa kalırlar. Şimdi Pi'nin tek yapması gereken, bu yüce hayvana büyük bir anlayışla yaklaşmaktır. Böylesi tehlikeli bir kaplanla, okyanusun ortasındaki küçücük bir filikada kıstırılmış bir çocuğun konu alındığı bir öykünün sizi hayal alemine sürükleyeceğini, daha kitaba başlamadan bilirsiniz. Yann Martel'in ‘'Pi'nin Yaşamı' dönüşümsel bir roman, okuyucularını şaşkınlığa uğratacak ve aynı zamanda gönüllerini fethedecek, akıllara durgunluk verecek nitelikte bir hayal ürünü. Öykülemenin zaferi ve gerçek anlamda Tanrı'ya inanmanızı sağlayacak bir kitap. Bir okuyucu daha başka ne isteyebilir ki? Bu roman felsefi bir esin kaynağı gibi, içinde güneş enerjisiyle çalışan bir damıtıcının kullanımı bile anlatılıyor. ‘'Pi'nin Yaşamı', okuyucusunu püfür püfür Pondicherry'den okyanusun kızgın sıcağına uzanan bir gezintiye çıkarıyor. Kitapta gerçekdışı ve alegorik anlatımının yanı sıra, kimi zaman duygusal öğelerden tamamen arındırılmış betimlemelere rastlıyoruz""