.:

29 Haziran 2012 Cuma

erik pestili....



Bu yılın erik pestilleri de hazırlar. Bol erikli bir kış bekliyor bizi:))

Erik pestili yaparken geçen yıl netten araştırıp ölçü falan kullanmıştım ama bu yıl özüme döndüm yine. Ölçü mölçü hak getire. Neyse sonuç yüzümü kara çıkartmadı.

Odun ateşinde kaynatılıp suyu çıkartılmış erik posaları bir güzel süzgüden geçirdim önce. İyice çekirdekleri kabukları kalana kadar elimle bastıra bastıra süzdüm. Sonra içine az biraz şeker, ve nişasta (4 litre sıvı alan tencerem tamamen posa ile doluydu. İçine yarım su bardağı nişasta ekledim) ekleyip iyice karıştırdım. Ara ara karıştırarak kaynattım malzememi.

Geçen yıl bezlerin üzerine sermiştim bu harcı ama almak zor olmuştu. bu yıl incecik yağladığım tepsilere yaydım. Üstleri iyice kuruduktan sonra zahmetsiz çevrilebiliyorsa tersini çevirip kuruttum. Az kalan olan yerlere hiç dokunmadım.


Devrim'e göre şekeri az olmuş. Ama bence tam kıvamında. Nihayetinde ekşi erik pestili tüketiyoruz. Ekşimsilik geleekki damağımıza ne tükettiğimizi bilelim dimi ama...

28 Haziran 2012 Perşembe

Dinazor aşkımız had safhada....

 Leğene dinazorlar doldurulur içine ne kadar taş çer çöp varsa atılır....

 Ada almış eline testereyi bir yutongu kesiyor. Dinazorlara tekne yapıyormuş...

 Ve dinazorlar yutongun üstünde...

 Ada arkada kime olduğunu bilmediğim bir tuzak kurma telaşında...

27 Haziran 2012 Çarşamba

annemin balkondaki bahçesi....

 Balkonun görüntüsü. Tam gösteremedim güzelliği aslında. O tellere saran bir asma var. Ayrıca hanımeli ve çeşitli çiçekler...


 Saksıda büyüyen domatesine bakar mısınız...Bir kaç saksıda var böyle...

 Terastan çektim bunu da benimkiler müsait olduğu için hemen sokak olayına takılıyorlar anneannelerinde...

 Burası da terastan görüntüler. Zorla çektim hatunu hiç sevmiyor....


Terasın hem ön cephesi hem de arka cephesi çiçek dolu...


Annem çiçeklir cidden çok seven ve emek harcayan biridir. Her daim yeşil olmuştur bizim evimizde. Malesef bahçesi yok annemin. Birbirine bitişik binaların olduğu bir mahallede evleri. Ama onun hem balkonun da hem de terasında görenleri imrendiren bahçeleri var...


bahçemin bugünkü halleri....

 Geçen yıl Fadiş'in pikniğe getirdiği pembe domateslerden çoğaltılan tohumlar bu yıl yeniden dikildiler....

 Nar çiçeği. Ne güzeldir rengi...

 Üzümlerim pek güzeller bu yıl bakalım...

 İzmir'in kavurucu sıcağına inat hala açmaya çalışan güllerimden biri. O kadar sıcakki hava sulamak da kar etmiyor sanki...

 Yeni dikilmiş minik domates gideleri....Devrim'in bebekleri diyorum ben onlara:))

Çekirdeksiz kara üzüm. Başladı bile kararmaya...


Blog alemi neredesiniz????Herkes sıcaklardan mayıştı kaldı sanırım. Ben bu sıcaklarda camı açıp, yanıma da buz gibi bir şişe su alıp netin başına geçmeyi daha çok seviyorum açıkcası. Hoş benim sıpalar 5 dakikada bir hır gür çıkartıp başıma ekşidiklerinden bazen ne yazdığımı, ne aradığımı da unutuyorum ya o da ayrı konu...Hadi silkinin canlanın.....

26 Haziran 2012 Salı

böğürtlenli-karpuzlu dondurmalar



Bu sıcaklara en iyi şey meyve dondurma ve bol bol su. Kanımca yemek yapmak bile kaldırılmalı. Ne zor oluyor sıcakta ocağın başında yemek yapmak:((

Neyse gelelmi dondurmalarımıza. Karpuzlu dondurma Ada'nın yoğun istekleri sonucu denendi. Fazla sulu bir meyve olduğu için kıvamının tutmayacağına emindim ama yaptık yine de. Böğürtlenli de bahçemizin yeni çıkan ürünlerinden. Reçelini de yaptım aslında geçenlerde...

Dondurmanın klasik başlangıcı aynı. 1 litre süt, 1 çorba kaşığı salep, 1 su bardağından az şeker. Birlikte kaynatılırlar. Bir kaç taşım kaynadıktan sonra ocaktan indirilirler. Ben bu harcımı üçe böldüm bu kez. Böğürtlen, karpuz ve nane ekledim. (naneli bitti)Soğuduktan sonra dondurucuya koyup çıkartıp çıkartıp karıştırdım.

25 Haziran 2012 Pazartesi

erik marmelatı



Erik marmelatı dünkü çalışmaların ürünlerinden biri. Aslında plansız ortaya çıktı kendileri. Reçel her zaman yaptığım birşeydir ama marmelat hiç yapmadım bugüne kadar. Bunun da ne derece doğru olduğunu bilmiyorum o yüzden....

Neyse. Dün erik sularının posalarını pestil için yeniden işlemden geçirdiğimizi yazmıştım. İlk üç kaynatmanın sonucu çıkan posa benim koocamannn tenceremi doldurunca eve çıkıp onları halletmeye başlamıştım. Bahçede kaderiyle başbaşa bırakılmış Devrim'de son kaynattığının posalarını çıkartıvermiş. Zaten pestili yapmaya başladığım ve ayrıca nişastam da bittiği için "marmelat yapsam yemez misiniz?" diye sordum. Devrim "ben yerim" deyince de bu çıktı ortaya...

Ölçü vermem zor olacak aslında. Ama tarifi vereyim yine de..Hiç şeker eklemeden kaynattığımız eriklerin ilk önce süzgüye boşaltarak suyunu çıkarttık. Ama suyunu çıkartırken posanın pek gelmemesine dikkat ettik. Daha sonra posaları iyice ezerek süzgüde çıkarttık. Posaya biraz şeker ekleyerek biraz kaynattım yeniden. Zaten pişmiş bir erik olduğundan çok fazla kaynatmadım. Ben şekeri göz kararı koydumm tadına bakarak karar vermeye çalıştım. Ekşimsi bir erik bu marmelatta öyle oldu. Ben çocuklar yemez demiştem bugün kahvaltıda onla bile yediler....

eriksel faaliyetler.....


 Henüz vkumu bitip yukarı çıkmamış kavanozlarda var. Onlar fotoya giremedi

Pestil tepsiye döküldü bakalım...


Cumartesi Urla'da epey bir erik toplayınca dünkü işimiz de belli olmuş oldu. Azıcık tembellik yapıp geç kalktık dün. Haliyle bahçeye inmemiz 11'i buldu. İzmir'in sıcağında ters bir durum ama. Kocişko ve ben o sıcakta hallettik erikleri....

Devrim ateşeni yaktı erik suları odun ateşinde yani:))) Ben bir taraftan erikleri temizledim, ayıkladım. Olanların suyunu süzdürdüm. Sonra Posaları pestil için iyice süzgüden geçirip  hallettim. Pestili halletmek için yukarı çıktığımda saat 3'ü geçiyordu. Haliyle benim sıpalar acıkmışlar. Pestili yeniden kaynat, yemeği hazırla, tam toparlamalar yap falan derken saati 6 ettik. Bir de pazara gidip geldik. Sabah yataktan zor kalktım resmen.
Hatta biran önce bitsin diye o kadar kaptırmışız ki kendimizi dün hiç foto  çekmemişim. İlk kaynama fotoğrafı geçen yıldan...

23 Haziran 2012 Cumartesi

Dinazorlar denize indi...

 Bizim dinazorlar denize indi,



Cuma günü öğlenden gittik Urla'ya. Hava rüzgarlıydı böyle zamanlarda oranın denizi keyifsiz oluyor. Yine de bu sabah gittik bir girdik çıktık denizimize. Yaz günü denize saygılarımızı sunmadan olmaz dedik. Bu arada bizim dinazorlarda denizle tanıştılar. Sanırım her daim bizimle gezecek bunlar:)))



Akşamüstüde erik topladık dalından. Öyle bol ki bu ağacın eriği. Yarın da onlarla bol bol erik suyu yapacağız.....

22 Haziran 2012 Cuma

noltalji köşemin üçüncü çerçevesi....

 Devrim'in ailesiyle eski bir fotoğrafı....



Bu da Devrim'in ailesiyle çekilmiş eski bir fotoğrafı için yaptığım çerçeve. Bu kez kuşları kullandım.

Yine ikeadan alınmış küçük ahşap çerçevelerden kullandım. Kuşlu resimden iki farklı büyüklükte vardı elimde. Küçük boy olandan şeritler keserek çerçeveye yapıştırdım. Sonra daha büyük boy fotokopi alınmış kağıttan tek tek kuşları kesip uygun yerlere yapıştırdım. Hamur kabartma gibi olmasa da bir boyutluluk geldi. Hem de yapıştırma sırasında oluşan çizgi ek yerleri kapanmış oldu.....

20 Haziran 2012 Çarşamba

yeni oyuncağım...




Bir kaç yıldır alacaktım, alsaydım derken nihayet doğru düzgün bir fotoğraf makinası edimdim. Aslında sandık bekleyen bir eos 100'üm var benim. Çatır çatır da çalışıyor. Ama öyle dilediğimce film banyo ettirecek yer kalmadı. Hele ki İzmir'de. Önceki yıl iç anadolu turu yapmıştık. Dia falan da çekmiştim. Kemeraltı civarında Devrim banyo ettirecek yer bulamamıştı diayı....

Geçenlerde hadi dedik eos 550d aldık. 600d vardı hep aklımızda ama araştırınca özellik olarak pek de farkı olmadığını ama epey bir fiyat farkı olduğunu görünce bunda karar kıldık. Hatta bir cesaret internetten ısmarladık fotoğraf makinamızı...

Yukarıdakiler de ilk ürünlerimiz. Bugün akşam yemeğini bahçede yedik. Uzaktan dikkatimi çekti bu şey. Önce bir ot falan diye düşündüm ki epeydir hareketsizdi. Yakına gittim kelebek...Makinayı almaya gittim hala orada. Kanatlarını açsın diye dalı hareket ettirdik. Uçtu geri geldi....Çookca poz verdi kendileri. Şanslıydım yani:)))

Yine bir çerçeve....

Fotoğrafta kızkardeşim Serap yok. Tedavülde değildi o zamanlar.




 Ben çok tez canlıyımdır hemen oluversin isterim aklımdaki.  İnsan tezcanlı olup da hızlıca yapınca "ama keşke şöyle olmasaymış" diyor çok kez. Bu kötü huyumu da törpülemeye çalışıyorum ben de....

Ama bu kez adım adım gidiyorum.Dikiş makinemin üstüne yaptığım nostalji köşem yavaş yavaş şekilleniyor. Elimdeki eski fotolar hep küçük boy. Çerçevelerimse büyük. Buradaki gibi hep açıklık olsun da istemedim. Bekliyordum ne zamandır. İkeada satılan ahşap küçük çerçevelerden vardı unutmuşum onları geçenlerde elime geçince fotoğraflara da uyunca bunları ele aldım...

Daha önce beyenip de aldığım bir resimden çerçevenin kenarlarına uygun olarak şeritler kestim. Dekupaj tutkalıyla yapıştırdım. Hem çerçeveye sürdüm tutkalı hem de resmin üzerinden sürdüm. Ek yerlerini kapatmak için de resimden çiçekler kesip uygun biçimde yeniden yapıştırdım. Sonra da yine çıkış alınmış (kocişkocum siyah beyaz almış hatayla ama burada güzel durdular) kelebeklerimi kesip yapıştırdım.

Kuruduktan sonra vernikledim. İki kat. Kelebekleri tek tek parmaklarımla destek vererek vernikledim. Verniklerken tatlı tatlı kıvrıldı kanatları:))

19 Haziran 2012 Salı

yeni dev dinazorlarımız..



Bugün benim dizle ilgili bir sorunum için babamızla birlikte hastaneye gitmiştik.   Akşam da Devrim'in halı saha maçı varmış. İşim öğlen 1 gibi bitti anca. Hadi bana bir kıyak çektiler. Çocuklar babalarında kaldı yarım gün benim yani. Kemeraltına gittim. Kendime ait yarım günde 7 oyuncakçı dolaşıp (ki sıcaklığı tahmin edersiniz) dev dinazorlardan aradım. Buldum. Geldiklerinde bakalım nasıl tepki verecekler. "biz bunda değil şu cinsinden isterdik" derseler ne yaparım bilmem artık:)))

18 Haziran 2012 Pazartesi

çocuk aklı....


Ada ve Deniz'in yakın zamanda söylediği içi şeyi paylaşmak istedim.

Deniz pek yumurta sevmez. Çoğunlukla bahane bulur. Sarısı az pişmiş ama beyazında hiç sulu kısım  kalmayacakmış. Az fazla pişse onu da yemez. Yağda yapsan yine bir bahane bulur. Neyse geçenlerde kahvaltıda yine yumurta kavgamız var. "Azıcık bari ye" diyorum ben. Gelen yanıt aynen şöyle...

"Anne ekmeksize niye ekmeksiz demişler. Çünkü orada ekmek bile yok. Niye elmasız, domatessiz dememişler. İnsan ekmekle doyar onlarla doymaz. Ben de ekmek yedim doydum"

(Ekmeksiz Seferihisar tarafında epey içlerde olan bir koy bu orada)


Cumartesi denize giderken de yolda Türkiye'nin etrafındaki denizlerden konuşuyoruz. Karadeniz şöyle, Akdeniz şöyle diye. Çocuklar soruyorlar falan. Konu İstanbul civarında yüzmeye gelince Ada kirli olduğu için girilemeyeceğini söyledi. Ben babalarıyla orada dalış yaptığımızı söyleyince Ada...

"Kafanıza kask takmışsınızdır. Önünüzü göremeyeceğiniz için kayaya çarpabilirsiniz değilse"


17 Haziran 2012 Pazar

dün......

 semaverde demlediğimiz çayımızı akşamüstü sahile taşıdık...

 Anneanne en küçük torunuyla...


 Bir ara üç sıpa arasında dinazor kavgası çıktı. Neyse masamızın yanına küçük göller açarak sorunu aştık. Ama kaç bidon su taşıdılar şuraya sayamadık bile....

 Şu gördüğünüz çamur karışımlarını bir ara biz dondurma niyetine tükettik de...üstüne para bile aldılar:))


 Bu çocuğun bakışları beni korkutuyor...

 Fıstıklarım....


Bu da günün anlam ve önemine uygun olsun bari. Baba ve oğulları...

Dün annem ve kızkardeşimle Gümüldür Orman Kampı'na gittik. Keyifli, eğlenceli, bol yüzmeli bir gündü.....