.:

26 Haziran 2009 Cuma

bir hafta yokum

Bir haftalık bir tatile çıkıyoruz. İlk kez eşimin memleketi olan Yozgat'a gideceğiz. (9 yılda ilk kez gidesi geldi adamın) Uşak,Ankara,Yozgat,Kapadokya yapıp geri dönmeyi planlıyoruz. Bakalım bu kadar zamanda bu yol ve iki çocukla nasıl olacak. Bana şimdiden kolay gelsin.
(Ne yalan söyleyeyim bu havada deniz diye ölüyorum ve karasal iklim nasıl olur bilemiyorum ya değişiklik olacak. Ama dönüşte aksilik olmazsa sık sık deniz yaparız artık).Herkese kocaman öpücükler........

25 Haziran 2009 Perşembe

siz ne yapardınız?

Aşağıdaki yazı mailime geldi. Paylaşmak istedim...


Ne yapardiniz? Karari siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok.Yine de okuyun. Sorum şu: Aynı kararı siz verir miydiniz?

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olmasıgereken şeyler nerede?

'Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:


Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.

Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşeybeklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.
Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler.

Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler.
Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti.

Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamınakolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.
Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu.
Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağakalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!'
Shay hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

'O gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

23 Haziran 2009 Salı

kestane yüzük

10marifet'te görüp yaptığm yüzük. Hiç takı işiyle uğraşmadığım için aparatlarım yoktu ama hemen de yapmak istedim.
Elimdeki eski bir yüzüğü oje ile iki kat boyadım. Üzeri düzgün görünsün diye. Sonra kestaneyi yapıştırdım. En üste de yine kırık bir tokadan kalan taşı yapıştırdım. Kestane çok kırılgandır. Ne kadar kullanışlı olacak bilemiyorum ama yaptım bakalım.




20 Haziran 2009 Cumartesi

örgü panom



Daha önce yaptığım bir örgü pano. Malum yaz sıcakları insan fazla şey yapamıyor. Bunu önceden blogcu'daki bloğumda göstermiştim.
Panonun alt zemini polar kumaş. Parçaları tek tek örerek kumaşa diktim. Elimdeki bir çerçeveye de monte ettim. Şimdi çocukların odasında duruyor.

18 Haziran 2009 Perşembe

hastalandık


Tatil başladı ama benim kuzucuklarım hastalandılar. Bir süredir Ada öksürüyordu, götürdük birşeyi yok dendi. Ardından Deniz'de de ciddi öksürük başladı bu kez başka bir hekim zatürre dedi. Apar topar üniversite hastanesine gittik teşhis doğru çıktı. İşin kötüsü Ada da bronşitmiş. Bir yerlerden mikrop kapmışlar. Sıpaların biri biraz iyi oluyor diğeri başlıyor. Ada bütün gece suyu bile kustu. Bu mevsimde bu hastalıklar bizi fazlasıyla şaşırttı ama umarım en kısa sürede iyileşeceğiz.

12 Haziran 2009 Cuma

iyi tatiller

Bugün çocuklarımız resmen tatile başladı. Resmen diyorum çünkü pek çok çocuk sınavlar, sıcaklar gibi nedenlerden son hafta okula pek gitmiyordu. Bizde bugün gidip Ada'nın karnesini aldık. Hepsi beş olunce pek keyifli inceledi karnesini. (öğretmenin arkasında, elleri havada olan)
Zorlu bir yılı geride bırakıp, karnelerini alan tüm çocuklara iyi tatiller diliyorum.

10 Haziran 2009 Çarşamba

adaboran.blogspot

Ada ve Deniz için bir blog oluşturdum. Onların yaptıklarını, gezdikleri yerleri (şimdilik) ben onların ağızlarından yazmaya çalışacağım. Daha sonra ilgisini çekerse Ada devralır diye düşünüyorum. Benimkiler elişini pek sevmiyorlar. Ada sürekli harita resimleri yapıyor, Denizse kesip biçtiklerimizin artık kağıtlarını, ipleri falan oynuyor sürekli. Bloğun adı Adadeniz'di ama nedense sorun oldu, görünmedi falan. Bende http://adaboran.blogspot.com yaptım.

7 Haziran 2009 Pazar

ikinci Bergama gezisi

Suların altında kalma tehlikesi yaşayan 2 bin yıllık bir tarihi miras;Aliaoni
Piknikçi ailelerin çocukları Kozak Yaylası'ndaki çayda gönüllerince eğleniyorlar.

730 gramlık dev kozalak. Kozak Yaylası'ndaki 16 köyden biri olan Karaveliler Köyü'ndeki ziyaretimiz sırasında resimledik bu dev kozalağı. Bu kozalak ''en iyi çam fıstığı üreticisi yarışması"nın birincisi




Dönüş yolunda merkezde kısa bir mola.


Şimdi nerden çıktı bu ikinci Bergama gezisi diyorsunuz. Tamamen tesadüf işte. 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle Çevre Mühendisleri Odası'nın gezisinden bu fotoğraflar. İlk gezimizden çok farklıydı. İlk önce Yortanlı Barajını'nın sularının altında kalma tehlikesi yaşayan Aliaoni'ye gittik. Oradan Yortanlı ve Çeltikoru Barajı'nın şantiyesini gezdik. Kozak Yaylası'nda kısa bir molanın ardından ise bölgenin geçim kaynağı olan çam fıstıklarının sahipleriyle tanıştık. Bölgedeki 16 köyden biri olan http://site.mynet.com/kozakkaraveliler Karaveliler Köyü'nde hem bilgi aldık hem da çaylarını içtik. Bu arada bize fıstık helvası da ikram ettiler.



4 Haziran 2009 Perşembe

son dakika süprizi; Bergama

Grubun gençleri. Ada da onların arasındaydı sürekli. Çok hoşuna gitti kendinden büyüklerle vakit geçirmek


Deniz'in devesi. Ne yaptı etti aldırttı o deveyi. Elinden de bırakmadı



Kozak Yaylası. Gerçekten çok güzel bir yermiş. Benim ve oğullarımın favori yeri oldu. Rehberimizin söylediğine göre burada 5 milyon kadar fıstık çamı varmış ve yöre halkının geçimini sağlıyormuş.










Bergama Akrapol.










Gezimiz sırasında onyx taşının işlendiği bir yeri de dolaştık. Bu usta bizim için taşı yumurta haline getirdi.
Dün Bergama gezisindeydik. Önceki akşam halamız aradı, okul gezisi düzenlediklerini ve otobüste boş yer olduğunu söyledi. biz de bu fırsatı kaçırmadık. Devrim gelmeyeceği için iki çocukla nasıl olur diye bir tereddüt yaşasamda üçümüzün de çok zevk aldığı bir gezi oldu. Bu benim Bergama'ye ikinci gidişim.Ama benim yakışıklılar özellikle Kozak Yaylası'nı çok sevdiler. Yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin derim...






2 Haziran 2009 Salı

ev ekonomisi dersi

Oyun önlüğü olarak yapmıştım.
Hatırlarsınız. Ortaokulda ev ekonomisi dersi vardı. Bunlar o zamandan kalma işlerim. Bugün sandıkta birşey ararken elime geçti. Kız çocuk hevesi o zamanlardan varmış demekki. Bir de sarı elbise vardı onu bulamadım. Kıyıp da kimselere veremedim.

tembel miyim ne?

Bunlar bizim evin önündeki kaldırımlar. Evi aldığımızda çöplük gibiydi. Temizledik, taşlarından arındırdık çiçek ve ağaç diktik.


Bu sıralar pek bir tembelim. Havalar o kadar boğucu ki hiç el işi yapasım yok. Aklımda bir dünya proje var ama icraat yok. Elimde kalan yünlerle bere örüyorum sadece. Biraz yapayım sonra değerlenecek bir şekilde. Daha dördüncüdeyim. Bu sıcakta örgü hiç üremiyor ama boş durmayayım diye bırakmıyorum onu.


Bu aralar bloğumun yenilenmeme nedenini yazıvereyim dedim. Sevgiyle kalın